Girilen seçim hattına dair



Hükümet cenahı bir yandan oylarındaki erimeyi seçim yasasını kendi lehlerinde değiştirerek gidermeye hazırlanırken, bu hazırlık aynı zamanda seçim sürecindeki kavga alanlarının da ortaya çıkmasını sağlıyor. Elinde artık kayda değer bir havucu kalmayan hükümet bloğu her duruma artık sopa kaldırmakla meşgul. Burjuva muhalefet ise artık ‘ruhuna Fatiha’ okunan burjuva hukuk alanında dövüşmeye hazırlamaktadır kendisini.


Cihan Çetin

2021 yazı Türkiye’deki sınıf ilişkileri açısından önümüzdeki bir-bir buçuk yıllık süreci belirleyecek bir dönemdi.

Orman yangınlarından sellere kadar yaşanan doğa felaketlerinden, hükümetin bu felaketler karşısındaki acizliğine; artan konut-kira fiyatlarından tarımın fiilen çökmesine kadar pek çok alanda sınıf faylarını etkileyecek bir nicelikten niteliksel sıçmaya geçildi.

Burjuva muhalif siyaseti de AKP-MHP’nin artık saklanamaz erimesini de fırsat bilerek geçtiğimizi yazı gayr-ı resmi seçim startı olarak kullandı. Öyle ki Erdoğan bu seçim startını hemen fark ederek açılıştan açılışa koşup karşı hamle yapma ihtiyacı duydu

Yakın bir zamanda erken seçim olup olmayacağını söylemek için henüz erken. Ancak Türkiye’deki tüm siyasetin 2023 seçim hattına şimdiden girildiğini söyleyebiliriz. 

Burjuva hükümet cenahı

AKP-MHP-Ergenekon Bloğu’nu harekete geçiren burjuva muhalefetin hareketlenmesi değildi tek başına. Oy tabanlarındaki önlenemez düşüşün uzun süredir farkında olan bu blok, seçim barajını düşürme çalışmaları ile seçim startını kendileri vermiş oldu aslında. 

Seçim barajının düşürme girişimi aslında AKP-MHP bloğunun meclisteki çoğunluğu elde etmede havlu attıklarının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Öyle ki şu an seçim olsa anketlerde MHP yüzde 10’luk barajın ya birazcık altında ya da biracık üstünde. Bu riskle seçime girdiğinde  MHP’nin bir ihtimal baraj altında kalması, AKP’ye kendi alacağı düşük oydan bile daha katmerli darbe olacaktır. Bu nedenle AKP-MHP “demokrasi” adına barajı düşürmeye giriştiler. 

Ancak seçim barajı bu defa AKP-MHP arasındaki çatlakları gösterdi. AKP, her ne kadar MHP’nin can simidine ihtiyacı olsa da MHP’nin kendisini dibe çektiğinin farkında olarak MHP yükünü fazla taşımakta çok da istekli değil. MHP’de AKP’ye son 4 yıldır sunduğu sınırsız desteğin ödülünü istiyor. Bahçeli 1 Eylül’de yüzde 7’lik barajın tescillendiğini ilan ederken ittifakın ne idüğü belirsiz, binde bir bile oyu zor alan en küçük ortağı BBP, fazla değil bir gün sonra yüzde 7’lik baraja yüksek perdeden homurdandı. Devamında da AKP cephesinden seçim barajına dair kesin kararın net olmadığına dair bir iki mırın kırın yükselince Bahçeli sesini kesmek zorunda kaldı.

Hükümet cenahı bir yandan oylarındaki erimeyi seçim yasasını kendi lehlerinde değiştirerek gidermeye hazırlanırken, bu hazırlık aynı zamanda seçim sürecindeki kavga alanlarının da ortaya çıkmasını sağlıyor. Elinde artık kayda değer bir havucu kalmayan hükümet bloğu her duruma artık sopa kaldırmakla meşgul. 

Burjuva muhalefet cenahı

Burjuva muhalefet cephesi pandemi ile de birleşen ekonomik kriz ile birlikte AKP-MHP oylarının erimesinin verdiği güvenle bloğunu pekiştirerek meydana çıktı. Ancak kendilerince bu güçlü çıkışlarına rağmen “Erdoğanı devirme” ideali dışında ortada burjuva demokrasisi bağlamında bile birkaç kırıntı vaat dışında tamamen bir “omurgasızlar bloğu” olduğunu da hemen göstermiş oldu. Öyle ki, burjuva muhalefet cephesindeki her aktör omurgasızlığını “yenilik” olarak cilalamakla meşgul.

Öyle ki, Kılıçdaroğlu’nun siyaseten attığı her bir adım, onu CHP’ye atfedilen solculuktan bile fersah fersah uzaklaştırırken; Akşener’in (İYİ Parti’nin) “ılımlı” yaklaşımlarına “demokratlık” veya “millet aç, aç” demagojine de “sosyal devletçilik” payesi verilebiliyor. AKP düşkünleri Davutoğlu (Gelecek Partisi) ve Babacan (Deva Partisi) ile Milli Görüş eskisi Karamollaoğlu (Saadet Partisi) de AKP tabanındaki çatlaklardan nemalanarak siyaset üretmeye çalışıyor. Bunu yaparlarken de -özellikle Davuroğlu ve Babacan-, AKP ile suç ortaklıklarına değinmeden bir yandan burjuvaziye kendilerini şirin göstermek; diğer yandan da AKP tabanından oy devirmek için debeleniyorlar. 

Ancak hepsine baktığımızda iki özellikleri baskın çıkıyor. Birincisi, Türkiye’nin mevcut sınıf ilişkilerinde egemen sınıfa dokunmamak; ikincisi, Türkiye siyaset tarihinin burjuva siyaset bakımından bile agresif davranmaya en yatkın bir süreçte olunmasına rağmen “sinik siyaset” yapma konusunda bayrak yarışına girmek.

Muhalefetin mevcut sınıf ilişkilerine dokunmamak stratejisini Korkut Boratav*, Kılıçdaroğlu’nun “ilk defa araba alacaklardan ÖTV alınmaması” projesinin AKP’nin farklı bir versiyonu olduğunun altını çizerek gösteriyor. Bununla birlikte tüm burjuva muhalefet, bir örnek olarak Sedat Peker itiraflarında bile, “aman ağzımızın tadı bozulmasın” minvalinde, sanki varmış gibi, mevcut hukuk düzeni dışında çıkmamaya özel önem gösteriyor. 

Elbette burjuva muhalefetin bu sinikliğinin Erdoğan’dan kaynaklı bir yanı da var. Erdoğan’ın siyasetten yetenekli olduğu konulardan biri de hızlıca düşman icat edebilmesi, sonra tüm gücüyle ona saldırmasıdır. Muhalefetin sinikliğini Erdoğan’ın hışmından korkmak olarak yorumlamak elbette doğru değildir. Ancak Erdoğan’ın dövüşmeden terk etmeyeceği belli olan hükümet koltuğundan burjuva muhalefetin gerektiğinde dövüşmeye niyeti olup olmadığının göstergesi, kendisini ortaya bu siniklikle koymaktadır. Görünen şu ki, burjuva muhalefet seçim döneminde en fazla artık ‘ruhuna Fatiha’ okunan burjuva hukuk alanında dövüşmeye hazırlamaktadır kendisini. Bunun alternatifi ise ancak kendi tabanlarından gelecek baskıyla ortaya çıkabilir. Bu baskının varlığını -varsa-, baskının burjuva muhalefeti nerelere götürebileceği ve zorlayabileceğini önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ekonomik ve toplumsal krizin geldiği katlanılmaz boyut düşünüldüğünde burjuva muhalefetlerinin kendi oy tabanlarından daha fazlasını yapmaları konusunda daha fazla baskıyla karşılaşacaklarını şimdiden söyleyebiliriz. 

Burjuva muhalefetin ikincil hattı, onun sinikliği ile paralel şekilde öfkeli kitlelerin sokağa taşmasını önüne set çekmesidir. Erdoğan’ın sokağa yönelen kitlelere sopayla yapamadığını, burjuva muhalefet gönüllü olarak yapmaktadır. Öğrencilerin başlattığı #Barınamıyoz eylemleri de bu durumun son göstergelerinden birisidir.

Öğrencilerin Türkiye’deki genel barınma kriziyle ortaya çıkan durumu eğitim alanı üzerinden teşhir edip somut talepleri ile parklarda sabahlamaya başlamasından birkaç gün sonra İstanbul, Ankara ve İzmir’deki CHP’li belediyeler öğrencilere yurt kiralayarak ya da burs vererek, bir yandan kendi propagandalarını yaparken, asıl olarak bir sokak hareketinin önüne set çekme ile uğraşıyorlar. Bunun sonucunda henüz gerilemeyen “Barınamıyoruz” hareketi, sokakta kalmakta ısrar edip de saldırıya uğrarsa, muhalif partilerin belediyelere bahşettiği yardımları sınırlayacaklarını, olası saldırı anında ortalıkta görünmeyip bir de öğrencilere parmak sallayacaklarını şimdiden söylemek pek de abartı olmaz. 

HDP ve devrimci cenah

Kürt halkının ve devrimcilerin uğradığı saldırıların dozunda en ufak bir azalma olmadığı gibi azalacağına dair bir gösterge de bulunmuyor. Bu yorucu, bıktırıcı, acılar içeren yoğun saldırılara rağmen devrimci politikada ısrarın tarihsel anlamı ve değerini kimse yadsıyamaz. Ancak bu saldırılara rağmen üretilen ve uygulamada ısrar edilen siyaset içinse aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu siyaseti “yedeklenme siyaseti” olarak tanımlayabiliriz. 

Kılıçdaroğlu’nun “Kürt Sorunu” çıkışıyla birlikte HDP, sanki Kürtlere dair yaklaşımlarında CHP’sinden İyi Partisi’ne kadar burjuva muhalefetin ırkçı, şoven ve devletçi yaklaşımlarının AKP-MHP’den bir farkı yokmuş gibi, 7 Haziran 2015 seçimleri ve sonrasında gösterdiği parlamenterizm budalalığına bir kez daha balıklama atladı. Bu anlamda HDP tüm seçim siyasetini meclise yedekleme üzerine kuracağını yeniden ve yeniden göstermiş oldu. 

HDP içinde veya çeperince yer alan devrimciler ise -farklı söylemlere sahip olanlar olmakla birlikte-, politikanın en önemli aracı olan güç yoksunluğundan dolayı mırın kırınlarına rağmen HDP’nin yedeği olmanın ötesine şimdilik geçemedikleri gibi ileride geçeceklerine dair de bir izlenimi şu an için veremiyorlar. 

Bu bağlamda seçim hattına girildiği bu yeni süreçte, en azından tutarlı bir devrimci çizgi ve komünist yaklaşım ne olmalı sorusu sorulmalı, ilkesel düzeyde bir cevap da şimdiden tartışmalı ve belirlenmeli: 

1- Burjuva iktidar ve muhalefetin teşhirini merkeze almak. 

2- Hükümetin dövüşmeye dünden hazır olduğunu bilerek ve önümüzdeki süreçte olası provokasyonlar ile de saldırılarını yükselteceğinin bilinciyle bu dövüşlere hazır olmak. 

3- Ortaya çıkan her türden işçi, emekçi, kadın, ekoloji direnişlerini eldeki gücün azlığına çokluğuna bakmadan bir adım öteye taşımaya çalışmak ve bunda ısrar etmek.

4- Dışımızdaki güçlerin ve gelişmelerin peşinden sürüklenmekten çıkıp ön açıcı, öncü bir rol oynayabilmek için işsizler dahil işçi sınıfı başta olmak üzere bütün emekçilerin, ezilen ve dışlanan bütün kesimlerin yakıcı talep ve beklentilerine yanıt oluşturacak somut bir dönemsel programla ortaya çıkmak; devrimci öncülük iddiasının bu asgari koşulunun hakkını vererek farkımızı farkettirmek.

5- Genel anlamda sol saflarda yer alan güçler arası ilişkilerde siyaseten devrimci eleştiri hakkından vazgeçmemek, ısrarla kullanmak; bu eleştirilerde de yapıcı ve dönüştürücülüğü gözetmek.

Çok sıcak bir yazı geride bıraktık. Ancak önümüzdeki tarihsel dönem geçen yazı aratmayacak sıcaklıklara doğru hızla yol almakta.  

(*) Korkut Boratav söyleşisi: https://www.gazeteduvar.com.tr/korkut-boratav-ekonomik-kriz-yok-yoksuldan-alip-zengine-veriyorlar-makale-1536232

Korkut Hoca bu söyleşisinde özellikle Türkiye’deki “ekonomik kriz”e dair zihin açıcı şeyler söylüyor. Bununla birlikte , pek çok entelektüel ve akademisyenin özellikle uzak durduğu “devrim”i coşkulu biçimde savunuyor. Ancak Korkut Hoca devrime dair en ileri durumda Milli Demokratik Devrim’in ötesine, devrim dışındaki en ileri noktada ise “kalkınmacı refah devleti” sınırları ötesine geçemiyor.