Zehra Çaldağ
Jet hızıyla hareket ediyor Mustafa, evinin nafakasını çıkarmak için. Cebeci’de yürürken gözüme çarpıyor, bir çekçek hızla ilerliyor. Ama çekçeği çeken atık isçisini göremiyorum yanımdan geçerken. Sonra caddenin sağındaki sokağın köşesinde görüyorum çekçeği. “Hah burada muhtemelen” diyorum, ama yine Mustafa’yı göremiyorum. Sonra küçük bir marketin atıklarını yani karton kutularını kucaklamış gelirken görüyorum. Yanına yanaşıp, “merhaba, kolay gelsin” diyorum. İşine öyle odaklanmış ki, duymuyor bile.
Sonra biri ona başka bir yer işaret ediyor ve o, hızla gözden kayboluyor. Ben de bir sigara yakıp bekliyorum. Beş dakika sonra elinde karton kutularla geliyor ve yine küçük markete yöneliyor, kalanları almak için. Bu sefer iyice yanına yanaşıp “kolay gelsin” diyorum. Öylesine bir “sağol” diyor ve işine devam ediyor. “Sizinle bir çay içelim mi?” diyorum. “Nasıl yani, olmaz. Ben mesai saatimde çay içmem” diyor. Ben de “Siz çalışın, ama sohbet edelim, olur mu?” diye soruyorum. Öyle disiplinli çalışıyor ki, arı gibi koşturuyor, bir saniye durmuyor. Bu arada “Olur konuşalım” diyor. “Foto ve video çekebilir miyim?” diye soruyorum. “Çek” diyor , “Bizim Allah’tan başkasından korkumuz olmaz” diye ekliyor.
Biz sohbet ederken adının Mustafa olduğunu öğreniyorum. Ekmek parası, evin nafakası için hızlı ve disiplinli çalışmak gerekiyor Mustafa’nın. Çünkü katı atık toplayanlar arasında bile açık bir kavga gibi olmasa da alttan alta bir rekabet var. O nedenle hızlı ve özenli çalışmaları gerekiyor, yoksa o gün evinin nafakası azalmış olur.
Üç çocuğu da evli olup, eşiyle bir gecekonduda yaşayan, 30 yıldır bu işi yaparak geçinen, son saldırıların arka planını “her şey zenginden yana, her şey..” diyerek özetleyen Mustafa’yla başladığımız konuşma şöyle ilerliyor:
Alınteri: Atık kâğıt toplayanlara karşı saldırılar oluyor, siz neler yaşıyorsunuz?
Bekçiler bir kimlik kontrolünde benim burada arabamı aldılar. Zabıtayı çağırdım, zabıtaya verdiler arabayı.
Alınteri: Zabıta verdi mi arabanızı?
Zabıta yükledi götürdü arabayı.
Alınteri: Sebep olarak ne söylediler?
Kağıt toplamak yasak.
Alınteri: Şimdiye kadar böyle bir şey çok bariz bir şekilde yoktu değil mi?
Abla, hep şirketlere, kendi adamlarına veriyorlar. Şirketlere ne oluyor, toplayıp istediğine veriyorsun. Ben ekmeğimi kazanıyorum, ne yapalım şimdi, dilenelim mi? Çalalım çırpalım mı, değil mi abla. Şöyle bir mantıklı düşününce… Ama şirketler alıyor. Bazı marketlerden alıyorsun “şirket alıyor” diyor. Ya kardeşim şirket alıyor da -geliyor kamyonetle, belediyeye ait diyor, özel şirket! – biz ne yapacağız.
Adam yeni kurdu şirketi, biz 30 senedir buradayız. Nasıl olacak bu iş? Bize bir imkan yok. Her şey zenginden yana, her şey… Adam açıyor bir şirket, koyuyor 2 araba iki adam, ondan sonra ‘para kazanayım’ diyor. Biz de tek tek topluyoruz, ediyoruz, götürüyoruz.
Kamyonla götürmüyoruz ki, karnımızı doyuracak kadar, değil mi abla. Ama onlar zengin olmak için yapıyorlar onu. Bizim gibi karnını doyurmak için yapmıyor. 30 sene önce neredeydi değil mi şirket!.. İn cin top oynardı bu sokaklarda, biz yine buradaydık. Şimdi herkes kendi adamına kurmuş şirketi “o bölge sana, bu bölge bana”, bölgeleri paylaşmışlar.
Alınteri: Peki o şirketlerden toplayanlarla karşılaştığınızda, buradan toplayamazsınız diyen oldu mu?
Onu diyen olmadı da ama derler yakında. Onu demezler, belediye var, belediye onların adamı olduğu için, adam seninle benimle karşı karşıya gelmez, belediye üzerinden karşına çıkar.
Alınteri: Abi sen 30 senedir bu işi yapıyorsun öyle mi?
Evet, aralıksız 30 sene.
Alınteri: Kağıt toplamaya nasıl başladın?
İş bulamadık. Bu çöp işi nasıl bir şey biliyor musun abla, bir bulaştın mı kendini çöpten kurtaramıyorsun, alışıyorsun. Bir de serbest çalıştığın için, hadi diyorsun birkaç hurda murda da buluyorsun, kazanıyorsun da. O zaman ne oluyor, serbest piyasaya alışıyorsun, bırakamıyorsun.
Alınteri: Ama şöyle olmuyor mu, siz kazanıyorsunuz da sadece ardiyelere satarak kazanıyorsunuz.
Tabii, asıl büyükler kazanıyor.
Alınteri: Bütün gün çalıştığını satıyorsun o da ancak geçinmeye yetiyor
Tabii, biz aylığımızı denkleştiriyoruz. Öyle büyük bir şey kazandığımız da yok. Muhtaç olmadan geçinecek kadar kazanıyoruz.
Alınteri: İsminizi söylemenin mahsuru var mı?
Yok, ne mahsuru olacak, ismim Mustafa. Bazen polis soruyor kimliğimi. Diyorum ki ya bizimle ne uğraşıyorsunuz, bizim kötü bir şeyle ilişkimiz olmaz, alnımız açık. Biz emekçiyiz. Alınterimizle yaşıyoruz.
Alınteri: Son olarak ne dersin
Ne diyeyim abla, gerekeni sen söyle
Alınteri: Peki hiç gözaltına alındın mı?
Yok benim karakolla işim olmaz.
Alınteri: Ama şöyle bir şey var. “Atık kağıt toplamak yasak” diyorlar ve gözaltına alınanlar var, arabasına el konulanlar var, kabahatler kanunundan ceza alanlar var.
Arabamı bir kere aldılar burada. 5-6 ay oluyor. Tutuklama olmadı.
-Tutuklama değil, karakola götürüyorlar, para cezası yazıyorlar.
Ha geçen aylarda bana da bir karakolun önünde ceza yazdılar. Hatta bir de Afganlı vardı, ama onu saldılar. Ona neden bir şey yapmadıklarını sorduğumda “onlar için böyle bir emir yok” dediler.
Alınteri: Peki sizin için verilen emir neymiş?
Bana dedi ki tutanak tutuyorum. Ben de yaz, istediğin kadar yaz, istersen 100 bin yaz, neyimi alacaksınız, para yok ki dedim.
Arabayı ver diyorum, vermiyor. Arabayı zabıtaya veriyor. Dedim ki hani adalet mülkün temeliydi, bu benim özel mülküm değil mi, niye alıyorsun dedim. O da bana “ben almayacağım zabıtaya vereceğim” dedi. Şu çuvalı indirdi, arabayı zabıtanın arabasına bindirdi. Ben öyle dımdızlak kalakaldım. Bizim işimiz Allaha kaldı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!