Son haftalarda özellikle kışkırtılan Ukrayna krizi Putin’in 2014’te bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk ve Lugansk’i resmen tanımasıyla kendi içinde yeni bir eşiğe dayandı. ABD’nin sarsılan hegemonyasını yeniden tesis etmekte sıçrama noktası olarak görüp derinleşmesi için elinden geleni yaptığı Ukrayna krizi, şimdiye kadar özellikle AB’li emperyalistlerin gerek ekonomik gerekse teknolojik çıkarlarının Rusya’yla (dolayısıyla Çin) iç içe geçmesi nedeniyle tarafların belirgin hamleler yapmaktan kaçındığı bir seyir izliyordu. Rusya’nın da aynı nedenlerle net bir pozisyon almaktan kaçındığı bu krizin en net tarafı ABD ve İngiltere’ydi. Bu ikili, hegemonik güç ABD’nin sarsılan konumunun tesisi için yangına benzin taşıyacak bir cevvallik sergilediler. Kararsız duran AB’li emperyalistleri hizaya sokmak için enerji başta olmak üzere çeşitli kaygılarını yatıştıracak diplomasi trafiğini elden bırakmadan çağımızda “hibrit savaş” diye kavramlaştırılan savaş biçiminin tüm yöntemlerini devreye soktular. Bir taraftan konvansiyonel bir savaşın hazırlığı için Ukrayna’yı silaha garkettiler, diğer taraftan yalan haberler ve psikolojik savaşın çeşitli biçimleriyle savaş tamtamlarının sesini bilinçli olarak yükselttiler, siber savaş da dahil çağımızın tüm teknolojik olanaklarını devreye soktular.
ABD’nin hegemonyasını tesis etme çabası, Rusya’dan başlayarak aslında Çin’i ve onun Asya’daki etki alanını, müttefiklerini, yayılma alanları ve olası yayılma alanlarını çevrelemek gibi kapsamlı bir stratejiye dayanıyor. Ukrayna bu stratejide rakip emperyalist kampa boyunun ölçüsünü vermek ve kendi gücünü kanıtlamak için önemli bir düzlem adeta. Kuzey Atlantik Paktı denilen NATO’nun Rusya’nın burnunun dibine kadar genişlemesi, dahası Ukrayna’yı da içine alarak onu adeta kemerlemesi çabasının; enerji kaynakları ve iletim güzergahlarının kontrolünden, Rusya’nın denetimi altındaki diğer bölgelere kadar ilerleyerek oradan Çin’e bir barikat örmeye kadar kapsamlı bir muhtevası var.
ABD’nin bu konudaki kararlılığı “Rusya Ukrayna’yı işgal edecek” söylemine senaryo üstüne senaryo yazarak ajitatif bir nitelik kazandırdığı geçtiğimiz günlerde Biden’in ABD halkına hitaben yaptığı konuşmada da dile gelmişti. O konuşmada Biden, olası bir Ukrayna işgaline cevaben Rusya’ya uygulanacak yaptırımlar nedeniyle, Amerikan ekonomisinin enerji arzındaki kesintilerden ve fiyat artışlarından zarar görebileceğini söylemiş ve “Amerikan halkı, demokrasiyi ve özgürlüğü savunmanın bedelinin olacağını biliyor. Bunun acısız olacağını iddia etmeyeceğim” diye eklemişti. Kısacası ABD cephesinden her şey Irak ya da Afganistan işgali öncesinde çekilen tiratlara benzer tiratlarla süsleniyor.
Belirsizlik, son günlerde arka planını bilmediğimiz gelişmelerle daha net bir nitelik kazanmıştı. Türkiye’nin İHA-SİHA sattığı Ukrayna’daki ABD kuklası faşist rejim Donetsk ve Lugansk’i bombalıyor, Rusya da bunu kitlesel tahliyelerle savaş havası kıvamında tepkilerle yanıtlıyordu. Gerilimin yükseldiği bu anda da Putin Donetsk ve Lugansk’ı tüm emperyalist yayılmacı hayallerini gizleme gereği de duymadan resmi olarak tanıyarak yeni bir eşiğe taşıdı.
Sonuçta her iki tarafın da ipin bir yerden kopacağını bildikleri ve tüm adımlarını buna göre attıkları bu gerilim, şimdi savaş olasılığının sahicileştiği bir evreye ulaştı. Rusya bu adımıyla ABD emperyalizmi karşısında Ukrayna’da atacağı bir geri adımın arkasının nasıl geleceğini bilerek hareket etti ve elindeki tüm kozları masaya sürdükten sonra “Ukrayna’nın NATO’ya girmeyeceği” garantisi olarak getirdiği kırmızı çizgisinden geri adım atmayacağını ilan etmiş oldu. Emperyalist dalaşta belirsizlikleri giderecek pozisyon alarak elindeki tüm kartları da sonuna kadar kullanacağını hissettiren bir hamle yapmış oldu. Belli ki Çin ve birlikte hareket ettiği kampla enine boyuna düşünülmüş bir hamle bu. Özcesi mevcut kurtlar sofrası, sonuçlarının göze alındığı, bu açıdan da tehlikeli gelişmelere gebe olan bir pokere dönüştü.
Putin’in açıklamalarının ardından NATO’nun Doğu Avrupa’daki hegemonya alanları hızla harekete geçirildi, askeri hareketlilik başladı, yaptırımlardan dem vuruldu, yeni anlaşmalar imzalandı, Birleşmiş Milletler’e çağrılar yapıldı. Rusya askerleriyle Putin’in deyimiyle “barış gücü olarak” Donetsk ve Lugansk’a girdi.
Putin’in Ukrayna’ya ilişkin sözleri bile nasıl bir emperyalist hırsla hareket ettiğinin tipik ifadesi oldu. Lenin şahsında ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını söylemde bırakmayarak hayata da geçiren komünistleri hedefe çakan Putin, Lenin olmasa Ukrayna diye bir bölgenin olmayacağını, orasının aslında tarihsel olarak Rusya’nın parçası olduğunu, komünistlerin hayalperest bir yaklaşımla hareket ederek elden çıkardıklarını vs. sayıp döktü. Büyük Rus şovenizminin ve yayılmacılığının tipik ifadesi olan bu sözler, Ukrayna’nın gerek yeraltı gerek yerüstü zenginlikleri, jeostratejik konumu itibariyle tümden yutulmak istendiğinin de açık ilanıdır.
Rusya’nın, Putin’in “yeni dünya” olarak tanımladığı Çin’i de kapsayan ittifak ve hegemonya alanlarını korumayı, dahası onların korunmasının, üstüne yeni şeyler katmakla mümkün olacağı bilinciyle hareket ettiği açık.
Sözün kısası hangi cepheden bakarsak bakalım Ukrayna’da olup bitenler iki emperyalist kampın bir kez daha ve bu sefer çizgileri daha net bir şekilde karşı karşıya geldiğinin ifadesidir. Bu dalaşta halkların anlamı ve rolü, piyon olmakla sınırlıdır. Yaşayacaklarıysa kelimenin gerçek anlamıyla kurban olmak la özdeş olacaktır.
İki emperyalist kampın faturasını dünyanın tüm halklarına çıkarmaya odaklı bu savaşına karşı işçi ve emekçilerin yapması gereken tek şey “bu bizim savaşımız değil, sizin iğrenç çıkarlarınız için cepheye sürülmeyi de şakşakçınız olmayı da reddediyoruz” demek olmalıdır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!