O sözü söylememiş olsanız da pratiğinizle “söylediniz”!



Bakan Vedat Bilgin açıklama yaptıktan sonra hiçbirinizin sesi çıkmadı. “Sükut ikrardan gelir” tepkileri geldikten sonra bu sefer de panikle “biz söylemedik öyle bir şey” deme, bunu kanıtlama telaşına düştünüz. Söyleseniz ne olur söylemeseniz! Mesele pratiğinizin kendisi değil mi?


Zehra Çaldağ

Açlık ve sefalet ücreti olan asgari ücret görüşmeleri başlarken sonucun ne olacağını işçiler de sendika bürokrasisi de üç aşağı beş yukarı biliyordu. Çünkü bırakalım asgari ücreti belirlemeyi, işçilerin ücretlerini almak için bile direniş yapmak zorunda kaldıkları bir ülkede “bakalım ne olacak” diye beklemenin sonuçlarını kestirmek zor olmasa gerek. “Açlığın sınırı, yaşamın asgarisi olmaz! İnsanca yaşanacak ücret istiyoruz!” diyerek üretimden gelen gücün kullanılması da dahil sürece müdahale edilmediği sürece belirleyen patronlar ve onların temsilcisi olan devlet olur.

Sözün kısası, asgari ücret gibi milyonları ilgilendiren yaşamsal bir konuda üretimden gelen gücün kullanılması da dahil fili meşru mücadele hattında yürümek; belediye belediye, fabrika fabrika, işyeri işyeri, sokak sokak taban örgütlenmesini de örerek direnmeyi göze almak gerekirdi. Sizin pratiğinize baktığımızda böyle bir tutum sergilemenizi beklemek abes olur elbette. Bunu ancak sınıfın çıkarlarını her şeyin üstünde tutan samimi sınıf sendikaları yapabilir, biliyoruz.

Sizlerin pratiğini gözler önüne sermek için çok uzağa gitmeye gerek yok. KHK’yla güvenlik soruşturmasına uğrayıp işten atılan işçilerin direnişleri sırasındaki tutumlarınız, pandemi sürecindeki pratikleriniz bile bunu anlatan çarpıcı örneklerdir. Ekonomik ve siyasal krizin derinleşmesiyle durmadan artan zamlar karşısında işçi ve emekçileri açlıkla baş başa bırakmadığınızı söyleyebilir misiniz? Kapalı kapılar ardında satış sözleşmelerine imza atan bir sendikal pratiğin sahibisiniz siz! Bu sözleşmelere karşı çıkan temsilcilerinizi sendikal görevlerinden uzaklaştıracak kadar çürümüş bir anlayışı temsil ediyorsunuz.

Hakkını yememek lazım, içinizden en cesuru Türk-İş oldu. Milyonlarca işçiye daha görüşmeler başlamadan “sizleri açlığa mahkum edeceğiz “ diyerek tarafını açıkça ortaya koydu. Siz bunu bile yapamadınız.

Ha, bu arada pandemi sürecinde sadece konuşmak, parmak sallamak, süre vermek yeter mi sandınız? 1 Mayıs öncesinde Soylu’yla “bilmem ne sözleşmesi imzaladık” diye poz vermeler de cabası! Ne işçi sınıfı ne de dostlarına dayatıldığı gibi balık hafızalı olmayacağız, hafızalarımız dipdiri, capcanlı olacak her zaman, unutmayın!

Bakan Vedat Bilgin açıklama yaptıktan sonra hiçbirinizin sesi çıkmadı. “Sükut ikrardan gelir” tepkileri geldikten sonra bu sefer de panikle “biz söylemedik öyle bir şey” deme, bunu kanıtlama telaşına düştünüz. Söyleseniz ne olur söylemeseniz ne!.. Mesele pratiğinizin kendisi değil mi?

Bugüne kadar yaptıklarınız bundan sonra yapacaklarınızın teminatıdır. Bunu herkes, özellikle üyeleriniz çok iyi biliyor. Yani şu sözü, “asgari ücret 8 bin liranın altında olsun”u herhangi bir açıklamada ya da bakan ile yapılan görüşmede söyleyip söylemediğiniz çok önemli değil. Bugüne kadarki pratiğiniz ve bundan sonraki pratiğiniz önemlidir.

Asıl soruysa “Bu kölelik ücretine karşı var mı bir mücadele, örgütlenme, direniş, eylem, grev planınız?”dır. Asıl bunu açıklamalısınız. “Biz demedik” demek akıntıya kürek sallamaktan başka bir anlam taşımaz.

“Söylemedik” yarışına girenlerin başında Hak-İş, sonra DİSK geliyor.

Bu “biz söylemedik” yarışına girenleri görünce insanın “Ah sayın Bakan, sınıf sendikacılığı anlayışından çoktan uzaklaşmış, çürümüş, işbirlikçileşmiş bu sendikaları neden bu kadar zor durumda bıraktınız?! Ayıp olmuyor mu?” diyesi geliyor.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “DİSK ve DİSK’e bağlı hiçbir sendikanın böyle bir yaklaşımı olmadı, olamaz da. Bakan Bilgin’i, kendisine asgari ücret 8 bin liranın altında olsun diyen sendikaları açıklamaya davet ediyoruz” diye çağrıda bulunuyor.

Bakan Bilgin’in “şu sendika söyledi, bu sendika söyledi “gibi bir açıklama yapacağını da sanmıyoruz.

Şimdi bütün sendikalar şu oyunları oynasın bekli söyleyeni bu şekilde bulabilirler:

Portakalı soydum başucuma koydum ben bir yalan uy-dur-dum. DUMA DUMA DUM” ya da “Al satarım bal satarım”…