Vakfımızı ayağa kaldıracağız, hep birlikte…



Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, depreme Hatay-Antakya’da yakalanan Ali İsmail Korkmaz’ın annesi, ALİKEV Vakfı Başkanı Emel Korkmaz ile konuştu.


Gökçer Tahincioğlu: İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’la birlikteyiz. Korkmaz ailesi de Hatay’da yaşıyor ve depreme burada yakalandılar; sonrasındaki yaşanan 6.4’lük deprem sırasında da buradaydılar. Kendi imkanları ile kendilerine ait tek katlı bir evin bahçesine kurdukları çadırda şu anda yaşamlarını sürdürüyorlar.

Aynı zamanda büyük bir kayıpları da var Rende Sitesi’nde Korkmaz ailesinden İsmail Korkmaz ve eşi hayatını kaybetti. Başınız sağolsun tekrar.

– Sizler sağolun, eksik olmayın

Gökçer Tahincioğlu: Aynı zamanda sizin bir kaybınız daha var.

– Ali İsmail Korkmaz’dı o da yavrum…

Gökçer Tahincioğlu: Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın çalışmalarını da burada yürütüyordunuz, bizim tarihi Antakya dediğimiz bölgede galiba, o bina da yerle bir oldu.

– Evet, o da yerle bir oldu… İsmail’imizin kaybettik, 9. uncu günde enkaz altından çıkarabildiler, eşi 8,5 aylık hamileydi o enkazda doğumu gerçekleşti. Nasıl acı çekti, nasıl oldu, inan çok canım yanıyor. Onun da adı İsmail’di, Ali İsmail’in yanında yatıyor yavrum. Aynı kaderi paylaştılar, ah çok canımız yanıyor. Dünkü deprem daha çok korkuttu bizi inanın. İçerde hasta yatalak annem var onu ayaklarından sürükleyerek dışarıya çıkardık. Seramız var dışarda, serada yattık bütün gece. İlk defa serada yatıyoruz. İlk gün bu tek katlı iki odada kaldık 30-40 kişi kaldık. Hiç korkmadık. O ilk günkü yaşadığım korkuyu ben dün yaşadım, daha fazlasını yaşadım. Ayakta durmaya çalışıyoruz. Çok büyük acılar yaşadık. Çevremden, akrabalarımdan çok kaybettiğim oldu, tanıdığım çevremden çok kişiyi kaybettim. 

Sağ kalanları ayakta tutmak için çaba sarfediyoruz. Burada sağolsunlar beni her arayan, Ali İsmail’den dolayı her arayan, ‘ne ihtiyacınız var’ diye sorduğunda, çevremde, tanıdığım insanlar yanıma gelip ihtiyacı olanlara aktarıyordum. Onlar getiriyordu. Bir şekilde burada da bir çadır vardı, buraya da eşya geliyordu, ihtiyacı olanlar gelip ihtiyacını karşılıyordu. Biraz eşya var hâlâ, duruyor, belki gördünüz, ilaçlar getirildi. Bizim Vakıf koordinatörü, sağolsun yine bir sürü eşya getirdi, buraya koydu, buradan dağıttık ihtiyacı olan insanlara… ama nasıl atlatacağız bu travmayı nasıl geçecek?..

Gökçer Tahincioğlu: Vakıf binası da tarihi Antakya’nın içinde değil mi?

– Tarihi Antakya’da orada da bir şey kalmamış, tamamen çökmüş, ben o tarafa gitmedim, Gürkan gitti, Vakıf Koordinatörümüz gitti ama hiçbir şey kalmamış, bina yıkılmış.

Gökçer Tahincioğlu: Peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

– Ayağa kaldıracağız inşallah ama zor olacak, güç olacak. Antakya’nın, Hatay’ın toparlanması çok zaman alacak. Yani siz 5 yıl deyin, ben 10 yıl diyeyim. Çünkü tamamen şehir merkezi yerle bir olmuş durumda. Biz ilk deprem olduğunda baktık etrafımızda sadece bahçe duvarları yıkılmış. Gün ağarınca Gürkan buraya geldi baktı burası sağlam, bütün aileyi topladık buraya geldik. Sobayı yaktık, yani hiç o felaketin farkına varmadık ta ki saat 7-7,5 gibi kuzenim geldi, eltimin oğlu geldi İsmail’in binası çökmüş deyince hemen bütün gençler topladılar o binanın yerine gittiler, maalesef şehrin yok olduğunu gördüler. Yani orda felaketin gerçeğini gördük. Gittik, çok canlarımız gitti. İkinci gün müdahale edildi, ilk gün kimse gelmedi ikinci gün, kimi üçüncü gün diyor, artık hatırlamıyorum inanın… Belki hemen müdahale edilseydi, birçok insan kurtarılırdı. Bilmiyorum, şaşırmış durumdayız…

Gökçer Tahincioğlu: Siz burda kalmayı sürdürüyorsunuz…

– Evet biz burdayız, biz Hatay’dayız, bizim doğduğumuz yer, çocuklarımızın doğduğu yer… En azından bahçemiz var, bu imkana sahip olmayan binlerce insan var. Yani buradan gidenler mecburiyetten gitti. Şehir merkezinde oturanlar… ne bir bahçe var ne güvenli bir yer var yani mecburen gittiler. Bizim burada en azından sebze ekmek için yaptığımız seramız var, seramızda yattık dün gece. 30 kişi kaldık biz bir seranın altında. Yani o korkuyla eve geçme… evimizde çok şükür bir şey yok gördünüz, ama içerde yatmaya cesaret edemedik.

Gökçer Tahincioğlu: Çok geçmiş olsun, başınız sağolsun…

– Çok teşekkür ederim, sizler sağolun. Allah razı olsun. Yani vakfımızı ayağa kaldıracağız inşallah hep birlikte.