Tribünler toplumsal hissiyatın tercümanıdır!



Tribünlerden yükselen kitlesel sloganlar yeni bir etabın da ifadesi oldu. Faşist iktidarın en küçük bir toplumsal tepkinin karşısında “kalkanlarını yükseltmesi” öfkenin kitleselleşip başka bir nitelik kazanmasından korkmasıdır


Maraş ve Hatay depremlerinden sonra ilk kitlesel protesto tribünlerden yükseldi. Gerek rantçı politikaların depremin yarattığı yıkım ve can kayıplarının çapını büyütmesindeki rolünün apaçık olmasına gerekse deprem sonrasında yerle bir olmuş kentlere yardım-arama kurtarma çalışmalarının gitmemesine yönelik tepkiler, şu ana kadar asıl olarak dayanışma seferberliği biçiminde seyretti. Devrimciler, demokratlar, ilerici kurumlar, sendikalar, çeşitli işkollarından işçiler, kadın örgütleri, gençler, vicdan sahibi bireyler içme suyunun bile olmadığı deprem bölgelerine ilk ulaşanlar oldu. Ortalıkta devlet yoktu. Onun boşluğu adeta bu dayanışma seferberliğiyle dolduruldu. O da “Cebimden çıkmasın, yapsınlar yapacaklarını, yıkılan yıkılsın, ölen ölsün ben de açılan yeni rant pazarının ihalelerini dağıtırım” havalarında kelimenin gerçek anlamıyla seyirci kaldı. Hatta Soylu bu gerçeği sanki lütfediyormuş gibi HDP Silopi Belediyesi’nin kurduğu yardım çalışmasını işaret ederek, “izin verdim, kur dedim” diye itiraf da ediyordu. Sonra öğrendik ki, mesela Kızılay deprem fırsatçıları gibi elindeki çadırları-konserve ürünleri göndermek yerine yüksek fiyatlarla AHBAP’a ya da başka kurumlara satmış!

Ne zamanki bu dayanışmalar devletin boşluğunu açık hale getirdi, kitlelerin ona dönük güvensizliğinin turnusolü oldu hızla saldırıya geçti. Kayyum atadı, “yurtları depremzedelere açıyorum” diyerek öğrenci gençliği siyasetin dışına süpürmeye kalkıştı, deprem bölgelerinde de diğer illerde de en küçük bir tepkinin karşısına Soylu’nun deyimiyle “kalkanlarını yükseltti”.

Halkın çaresizliği, devletin bıraktığı boşluk o kadar büyüktü ki, deprem bölgelerine dönük dayanışma seferberliği başat uğraş haline geldi, gelmek de zorundaydı. Bu arada sorunun siyasal boyutu konusunda çeşitli küçük çıkışlar dışında anlamlı toplumsal tepkiler ortaya çıkmadı.

Biliyoruz ki halkın konut sorunundan tutalım aklımıza gelebilecek tüm ihtiyaçlarının insana yaraşır biçimde çözülebilmesinde belirleyici öge, bir anonim şirket gibi yönetilen burjuva faşist devletin toplumsal tepki ve baskıyla harekete geçirilmesi, işçi ve emekçilerin dayanışma seferberliğinin böyle bir siyasal seferberlikle birleştirilmesidir. Keza, halkın demokratik bir dönüşüm, kendi kendini yönetme bilinci ve kültürü edinmesi ve bunu siyasal bir nitelikle buluşturması sağlanamadığı sürece de bu büyük yıkımın travmanın sonuçları tahminlerin ötesinde ağır olacaktır. Bu bilinç ve bütünlük her açıdan çürümüş bu sisteme karşı başka bir dünya yöneliminin de temel dinamiği olacaktır.

Tribünlerden yükselen kitlesel sloganlar bu açıdan aslında yeni bir etabın da ifadesi oldu. Faşist iktidarın en küçük bir toplumsal tepkinin karşısında “kalkanlarını yükseltmesi” öfkenin kitleselleşip başka bir nitelik kazanmasından korkmasıdır. O gerçeğin gayet farkında yani. Tribünlerden yükselen öfke karşısındaki saldırganlığı da bundandır.

İlk tepki Bahçeli’den geldi. Depremin sır ve mucizelerle dolu olduğunu söyleyen Bahçeli için bir doğa olayına atfettiği bu nitelikler tepkilerle birlikte silikleşti belli ki! Keza onun için mucize onca şeye rağmen halen iktidarda kalıyor olabilmeleriydi, biliyoruz.

Şimdi, Fenerbahçe-Konyaspor ve Beşiktaş-Antalyaspor karşılaşmasında  Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının “Hükümet istifa” sloganlarıyla tribünleri titretmesine karşı kapıldığı panikle en iyi bildiği şeyi buyurdu: “Ya seyircisiz maç yapılsın ya da önlemler alınsın!”. Depremdeki sihir ve mucizeler o sloganların kitleselliği, kıvamın keskinliğiyle bir anda yok olmuştu!

Beşiktaş-Antalyaspor maçının yapıldığı İnönü Stadyumu’ndan yükselen öfke karşısında Beşiktaş üyeliğinden de istifa etti. Onca şeye rağmen tek bir istifanın gelmediği iktidar cephesinden gelen ilk istifanın bu olması oldukça ironik oldu.

Sonrasında bazı futbol kulüpleri de tribünlerde slogan atılmasını ‘kınadı’

Hükümetten ilk açıklama Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’ndan geldi.

Twitter hesabından açıklama yayınlayan Kasapoğlu, “Spor sahaları siyaset alanları değildir. Spor müsabakaları siyaset üretme merkezleri değildir” diyerek “Hükümet istifa” sloganını provokasyon olarak nitelendirdi.

Sözün kısası iktidar, deprem sonrasında açığa çıkan çürümüşlüğü sadece baskı ve zorbalıkla bastırabileceğini, kışkırttığı kutuplaştırmayla da bunu pekiştirebileceği bir strateji tutturmuş durumda. Her tepki karşısında saldırı zırhlarını giyiyor. Kitlesel olanlardaysa ne yapacağını bilemez hale geliyor, ama saldırıyı, kutuplaştırma siyasetini elden bırakmıyor.

Bu iklime karşı her yerde “kral çıplak” demek tarihsel görevdir. Baskının zulümn, çürümüşlüğün karşısında dayanışmayla siyasallaştırmayı iç içe geçiren bir hatta ilerleyecek süreç. Buna hazırlıklı olmak, başka bir dünyanın kapısını da açacak kilittir.