Sadece ismi kalan bir kurum: Kızılay!



Kızılay sadece para aklama, vergiden kaçırma ve iktidara para aktarma işleviyle dernektir; esasında 2019 yılından beri 12 şirketiyle dev bir holdinge dönüşmüştür


Bir holding gibi yapılandırılan Kızılay, iktidarın depremdeki çarpıcı sureti oldu. Yardım kuruluşu denilen bu kurumun yaşadığı piyasacı dönüşüm herkesi şaşırttı. CEO’larının, portföy hesaplarının, yatırım planlarının olmasıyla Kızılay, neoliberal dönüşümün Türkiye’deki rejimin karakteriyle de harmanlanmış bir fotoğrafıydı aslında. Aklımıza gelebilecek her alanda olduğu gibi bir yardım kuruluşu olduğu düşünülen Kızılay da “özelleştirilmiş”, holdingleştirilmiş, dahası iktidarın tepesindekilerin özel kasası, para aktarma-aklama adresi haline gelmişti.

Bu gerçek esasında 2020’deki Maraş-Elazığ depremleri sırasında da gündeme gelmişti. Alınan onca deprem vergisine rağmen Kızılay halka bağış çağrısı yapınca dönen dolaplardan sadece biri gündeme getirilmişti. Bu da önemli bir doneydi. Keza AKP açısından kurumun yandaşa ya da yakınlara para aktarma trafiği, ihaleler karşılığında alınan haraçların aklandığı geçiş güzergahı olduğunu gösteriyordu.

Açığa çıkan bu gerçek o zaman da epey gürültü yaratmıştı. Ama şimdi bu dönüşümün boyutlarını gördük. 10 kentin yerle bir olduğu, on binlerce insanımızın gerek rantsal dönüşüm politikaları gerekse deprem sonrasında gerekli arama kurtarma ve yardım çalışmalarından sorumlu kurumların harekete geçmemesi nedeniyle hayatını kaybetmesiyle “kral çıplak” hale geldi.

Öğrendik ki insanlar hava sıcaklığının eksi bilmem kaçlarda olduğu bu karakışta çadır beklerken Kızılay, elindeki çadırları ulaştırmak yerine bekletip KDV’si de dahil edilerek fahiş fiyatlarla AHBAP’a satmış! Aynı şeyi konserve gıdalar için de yapmış. Sonra ardı ardına başka gerçekler düştü gündeme: Kan satışı, ikinci el eşyaların satışı… vs.

Dahası depremin dördüncü gününde işi gücü bırakıp Kamu Aydınlatma Platformu’na sermayesini borsada, altın-gümüş ve yatırım ortaklığı bankalarında değerlendireceğini bildirdi.

Çadır üretemeyen, üretirse para karşılığında üreten, stoklarını Suriye’deki cihatçı çetelere ulaştıran Kızılay, bu gerçeklerin ortaya dökülmesinin ardından bir şirkete dönüştüğü için sembolik yetkili haline gelmiş başkanı Kerem Kınık üzerinden ardı ardına açıklamalar yaptı.

Gönüllü olarak çalıştığı için” herhangi bir maaş almıyor görünen ama Kızılay bünyesindeki her şirketten ayrı ayrı “huzur hakkı” alarak ayda en az 200 bin TL gelire ulaşan Kızılay Derneği Genel Başkanı Kınık, mikro iktidar örneği olarak bir dediği diğerini tutmayan pişkin performansını sürdürdü.

Kerem Kınık ilk önce tüm pişkinliğiyle AHBAP’a çadır satmanın ahlaki ve doğal bir pratik olduğunu savundu. Tepkiler yükselince bu sefer devlette adet olduğu üzere “haberim yoktu, basından öğrendim, olsaydı buna izin vermezdim” demeye başladı. ‘İstifa edecek misiniz’ sorusuna “Ortaya böyle bir başarı konulmuşken goygoycuların lafı ile hareket etmem” yanıtıyla pişkinliğin baki olduğunu gösterircesine…

Para aklayıcı-aktarıcı Kızılay!

Tüm bunlar yaşanırken Kızılay’daki dönüşümün niteliği çeşitli boyutlarıyla ortalığa döküldü. Bunlar aslında yeni bilgiler değildi. Kurumun iktidarın arpalığı-para aklayıcısı-aktarıcısı olduğunun en çarpıcı örneği 2017 yılında Başkent Gaz üzerinden aktarılan 8 milyon dolarlık bağışın izlediği güzergahtı.

Özelleştirilerek Torunlar GYO’ya satılan Başkent Gaz’ın 2017 yılında vergiden muaf olduğu için Kızılay üzerinden çocuk istismarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı’na 8 milyon dolarlık bağış yaptığı açığa çıkmıştı. Kızılay’ın Ensar’a aktardığı paraya ilişkin 29 Aralık 2017 tarihli belgede Başkent Gaz Genel Müdür Vekili Asım Yüksel ve Başkent Gaz Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun’un imzası bulunuyordu.

Bu gerçek, 2020 yılında Malatya-Elazığ depremlerine ilişkin tartışmalarda gündeme gelmişti. O dönem Ensar Vakfı Başkanı Hüseyin Kader, Kızılay’dan gelen bağışın ABD’de yurt yapılması için Erdoğan’ın çocuklarının vakfı olan TURKEN Vakfı’na bağışlandığını paylaşmıştı. Kızılay’a sadece 75 bin dolarcık kalmıştı!

Belli ki Başkent Gaz’ın sahipleri özelleştirme sırasında verdikleri bu rüşvetlerle kayırılmış, vadettikleri bedeli de vergiden de kaçınmak için Kızılay’a bağışla ödemiş, o bağış da Ensar üzerinden Erdoğan’ın çocuklarının ABD’de kurdukları yurt için aktarılmış. Dolambaçlı ama vergisiz sorunsuz bir para aklama, aktarma yolu!

Kızılay Yatırım Holding!

Bu gelişmelerle birlikte Kızılay’ın 2019 yılında holdingleştiğini, aslında yardım kurumu olmaktan çıkıp tedarikçi haline geldiğini, yardım adına topladıklarını da sermayesini büyütmek için pazara sunduğunu öğrendik. Artık tepe şirketle birlikte 12 şirketi olan Yatırım Holding’di o!

Kızılay Yatırım Holding bünyesinde halen “Kızılay İçecek, Kızılay Sosyal Danışmanlık, Kızılay Portföy, Kızılay Sağlık, Kızılay Çadır & Tekstil, Kızılay Kültür & Sanat, Kızılay Sistem Yapı, Kızılay Bakım, Kızılay Lojistik” gibi şirketler bulunuyor.

Ayrıca yüksek maaşlar alan dev bir yönetim kadrosu oluşturmuş. Bu kadro da iktidarın mikro izdüşümü gibi. Malatya’daki konteyner fabrikasına bir kebapçı getirilmiş mesela. Büyük yatırımlar yapan şirketlerinin, işletmelerinin herbirinin başında benzer şahıslar var. CEO’lar, CFO’lar, CMO’lar gibi unvan bolluğuna boğulmuş dev bir işletme!

Dönüşümün taşları yeni döşenmedi

Aslında bu dönüşüm AKP’li yıllarda da başlamadı. ’99 depreminden sonra Kızılay, afetlerde sadece afetzedelerin karnını doyurmakla görevli kurum haline getirildi. Çadırkent ve diğer ihtiyaçlar AFAD’a bağlandı. Kızılay da AFAD’ın tedarikçisi haline geldi.

Türkiye Afet Müdahale Planı’na göre Barınma Grubu’nun ana çözüm ortağı AFAD iken Destek Çözüm Ortakları Milli Savunma, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri, Gençlik ve Spor, Aile ve Sosyal Hizmetler, Milli Eğitim bakanlıklarıyla TOKİ, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile birlikte Kızılay.

Yani Kızılay’ın çadır temininde resmi plana göre AHBAP’tan ya da başka herhangi bir sivil toplum kuruluşundan farklı bir rolü bulunmuyor.

Plana göre AFAD, diğer tüm kurum ve kuruluşlar gibi Kızılay’ın da kapasitesini yönlendirmekle görevli.

Ancak Kızılay çadır bağışı da kabul ediyor. Bu bağışları da stoklarda tutuyor ve gerektiğinde AFAD’a teslim ediyor.

Barınma hizmetinin ana omurgasından çekilen Kızılay, AFAD’a çadır tedarik ediyor.

Sadece AFAD’a değil birçok yerli ya da yabancı kurum da çadırları Kızılay’ın kurduğu şirketten alıyor.

Kızılay hem resmi hem resmi olmayan bir kuruluş!

Kızılay halen İçişleri Bakanlığı’na bağlı yardım amaçlı dernek olarak görülüyor. Bu kuruluş üzerinden yukarda da belirttiğimiz gibi iktidarın para aklama-aktarma misyonuyla da hareket ediyor, kurduğu şirketler üzerinden tedarikçilik de yapıyor, yardım bahsinde gelen ikinci el ürünleri bile satarak sermayeye aktarabiliyor. Ancak Cenevre Konvansiyonlarına göre uluslararası platformlarda halen doğrudan doğruya devleti temsil edebiliyor. Yani ne resmi ne sivil! Ama her şeyden önce şirket-holding! Sivil görünüyor ama iktidarın arka bahçesi gibi. Resmi görünüyor ama aslında şirket!

Karşımızda bambaşka bir kurum var ve o da neoliberalizmin Türkiye versiyonunun çarpıcı örneği!

Artık karşımızda ne cemiyetin ilk isimleri olan Mecruhin ve Marda-yı Askeriye İmdat ne Muavenet ne de Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti var.

Kızılay’ın yardım kuruluşu olan kısmı yani derneği aslında iktidarın para trafiğini yöneten, aklayan, vergiden kaçanların demir attığı bir kurum işlevi görüyor. Orada bile yardım adına gelenler satılıyor.

Geri kalanı tipik bir kapitalist işletmedir. Kızılhaç’tan BM’ye kadar birçok kuruluşa çadır satan fabrikaları, borsa yatırımları, fabrikaları, işçi ve yönetici kadrosuyla büyük bir holding!