1879 yılında Gürcistan’ın Tiflis kentine bağlı Gori kasabasında doğan Stalin, henüz 15 yaşında devrimci mücadeleye atıldı. 1898’de RSDİP’e üye oldu.
1903 yılındaki parti içi ayrışmada kararlı bir şekilde Bolşevik safta, Lenin’in yanında yerini aldı. Ve bundan sonra ölene kadar Lenin’in sadık bir öğrencisi, en yakın silah arkadaşı ve onun davasının kararlı bir yürütücüsü oldu.
1910’da Bolşevik Partisi’nin MK’sına şeçildi. 1912’de yapılan Prag Konferası’nda ise (o sırada sürgünde olmasından dolayı konferansa katılamamasına rağmen) Lenin’in önerisiyle MK Rusya Bürosu sorumluluğuna getirildi. Bu görevle o, Lenin’in yol göstericiliğinde Ekim Devrimi’nin en başta gelen örgütleyicilerinden birisi oldu.
Yaşamı boyunca Marksizm-Leninizm’in arılığını korumada uzlaşmaz bir mücadele yürüten Stalin, işçi sınıfı bilimine önemli katkılarda bulundu:
- Leninist ilkeler temelinde partinin ulusal sorun teorisini geliştirdi.
- Leninist demokratik devrim ve kesintisiz devrim teorisini yeni deneyler ışığında zenginleştirdi.
- Hiziplerin varlığıyla bağdaşmaz Leninist parti teorisini her türlü bozma girişimine karşı titizlikle korudu, savundu.
- Lenin’in koyduğu ilkeler ışığında tek ülkede sosyalizmin kurulabilir olduğu teorisini geliştirdi ve bunun pratiğine öncülük etti.
- Emperyalist kuşatma altında sosyalist kuruluş, sosyalizmin geliştirilmesi, tarımın kollektifleştirilmesi, proletarya diktatörlüğü vb. sorunları ele alıp inceledi ve bu konularda Marksist-Leninist teoriye katkılarda bulundu.
- Savaşa, askeri sorunlara ilişkin Marksist-Leninist teoriyi yeni koşullarda başarılı bir şekilde geliştirip zenginleştirdi ve pratiğe geçirdi.
- Dil sorununun Marksist-Leninist çözümlemesini yaptı.
Stalin aynı zamanda devrimin, sosyalizmin ve dünyanın üçte birinin sosyalizmin kampına kazanılmasının pratik örgütleyicisi ve önderidir. Keskin uzak görüşlülüğü ile Stalin, 2. Dünya Savaşı’nın gelişini 10 yıl önceden gördü. Ülkeyi ekonomik, siyasi, moral ve askeri olarak bu büyük tehlikeye karşı hazırladı. Sanayideki dev atılımlarla faşist işgale karşı o muazzam direnişin askeri-teknik temellerini attı.
Bu arada Sovyet emekçilerinin yaşam düzeyini yükselterek onların parti etrafında daha sıkı kenetlenmesini sağladı.
Stalin’in önderliğindeki Sovyet halkları çok ağır bedeller ödeme pahasına da olsa Moskova önlerine kadar gelen Alman faşizminin belini kırmayı ve onları önüne katıp Berlin’e kadar kovalamayı başardı.
Stalin, mücadele yaşamı boyunca Marx, Engels ve Lenin’in proletarya devrimi ve sosyalizmin inşasına ilişkin tüm temel görüşlerinin sadık savunucusu ve kararlı izleyicisi olmuştur.
Lenin’in erken dönemde kaybedilmesinin ardından Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasına yol gösterme tarihsel sorumluluğu Stalin yoldaşın omuzlarına bindi. Paris’le sınırlı ve topu topu 3 ay süren Komün deneyiminden sonra daha önce hiçbir pratik tecrübenin olmadığı bir konuda, üstelik emperyalist kuşatma ve sosyalizmi boğma çabaları yetmezmiş gibi sürekli zigzag çizen Troçki başta olmak üzere parti içindeki sağ ve sol akımlarla boğuşarak ilerletilmeye çalışılmıştır bu süreç.
Doğası gereği zaten karmaşık ve zorlu bir süreç olan sosyalizmi inşa sürecinde kuşkusuz kimi hatalar ve eksikler de söz konusu olmuştur. Ancak gerek tek sorumlusu sanki oymuş gibi Stalin yoldaşa bağlanan bu hatalar ve eksiklerin ele alınışında gerekse Stalin karşıtlarının aynı tarihsel koşullarda onun karşısında savundukları görüşlerin sosyalizmi nerelere sürükleyebileceği konularında dönemin somut koşulları, karşı karşıya bulunulan güçlük ve engeller asla gözden kaçırılmamalıdır.
Stalin yoldaş asıl olarak sosyalizmin inşasına ve onun emperyalizmin ve faşizmin saldırıları karşısında başarıyla korunmasına önderlik eden devrimci Marksist bir çizgi ve pratiğin sahibi olduğu için bütün karşı devrimcilerin ve oportünistlerin düşmanlığını kazanmıştır. Stalin ve onun sosyalizmin kuruluşuna ilişkin teori ve pratik öğretilerine saldırı kampanyası Kruşçevci modern revizyonizmin ortaya çıkışıyla birlikte gündeme geldi. Modern revizyonizm tarih sahnesine çıkarken açıktan Marksizm-Leninizm’e saldırmaya cesaret edemiyordu. Kruşçevciler, sosyalizmin başta Sovyet toplumu olmak üzere dünya proletaryası ve halkları üzerindeki prestijini hesap etmek ve girdikleri ihanet yolunu gizlemek zorundaydı. Bu nedenle onlar sahte bir Leninizm savunuculuğunu yaparak Marksizm-Leninizm’e yönelik saldırılarını Stalin’in kişiliğine ve onun sosyalizmin kuruluşuna ilişkin öğretilerine yöneltiler.
Stalin’e karşı saldırı, gerçekte Marksizm-Leninizm ve komünizm davasına saldırıdır. Karşı devrimci propaganda ne denli güçlü olursa olsun gerçek komünistlerin, sosyalizme ve Stalin yoldaşın anısına saygı ve bağlılığını sarsmayacaktır!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!