2012 yılında Alınteri Gazetesi için kaleme alınan bu makaleler dizisi, kadın sorununun tarihsel-toplumsal kökleri, kapitalist üretimin toplumsallaşma düzeyiyle sorunun kazandığı güncel muhteva arasındaki ilişki, Marksizm-Leninizm’in soruna yaklaşımı, ataerkinin devrimci-komünist saflara sızan etkileri, bu etkilere karşı verilecek mücadelenin kadın-erkek diyalektik bütünlüğü, kadının özneleşip özgürleşmesiyle onun da içine işlemiş toplumsal cinsiyet zincirlerini kırması arasındaki ilişki… gibi pek çok başlıkta kısa ve özlü değerlendirmelerden oluşuyor.
Aynı zamanda “Çıkışsız Değiliz!” adıyla broşürleştirilen yazı dizisinin güncelliğini, işlevselliğini koruduğunu, fakat internet çağının bu akıl almaz hızı içinde yeterince görünürleşmediğini düşünerek bu 8 Mart vesilesiyle yeniden yayınlamak/hatırlatmak istedik.
Kadın özgürleşmesinin sınıf mücadelesiyle ilişkisi ve bu mücadele içinde kapladığı ağırlığı, ikisi arasındaki diyalektik bütünlüğü, bu bütünlüğün önemine denk bir derinleşme ve kendimizdeki lekelere karşı mücadeleyi kışkırtması umuduyla…
***
Kadın sorunu konusunda komünist bir kültür yaratmak özel bir hassasiyet ve bilinç gerektirir
Lenin, bir erkek proleterin eşiyle kurduğu ilişkinin niteliğinin onun mücadele içerisindeki konumunu birebir belirlediğini anlatır. Eşini de özgürlük dünyasının bir parçası yapmak için onunla o dünyanın kültürüyle ilişki kurmayan bir erkek proleterin mücadele içinde nasıl bir engellenmişlikle karşı karşıya kalacağını; “Erkeğin eski efendilik hakkı gizlice yaşayagidiyor. Kadın kölesi ise bunun öcünü -gene gizlice- nesnel olarak alıyor. Kadının geri kalmışlığı, erkeğin devrimci ülküleri için anlayışsızlığı, erkeğin savaşım isteğini ve savaşım azmini kırıyor. Göze batmadan, yavaş ama kesin bir şekilde kemiren ve aşındıran küçük haşerelere benziyorlar” sözleriyle ifade eder. Sadece bu açıdan bile kadın sorununda komünist bir kültür yaratmanın sınıf çalışmasının olmazsa olmaz bir boyutunu, ruhunu oluşturması gerektiğini hatırlatır.
Fakat bunun için her şeyden önce bu çalışmayı yürüten komünistlerin bilinç açıklığına ve kendisiyle kurduğu ilişkiden başlayarak ince bir duyarlılığa sahip olması gerektiği ortadadır. Bir komünist kadının ezilmişliği karşısında ince bir duyarlılığa sahip değilse, bu duyarlılığı tüm davranışlarıyla hayatta hissettirmiyorsa o tam olarak özgürleşememiştir. Keza kendi iç zincirlerini kıramamıştır! Kendisindeki erkek egemen ya da ezilen cins olarak kadınlık sorunlarını aşamamıştır.
Bir komünist her şeyden önce bu sorunun tarihsel toplumsal köklerinin derinliğini kavramalıdır. Bu kavrayışı kendisinin sistemden aldığı lekelerle, tortularla mücadele etmesinin içsel dinamiğine dönüştürmelidir. Bu da bilinçle birleşmiş sürekli bir muhasebeyi ve uyanıklığı gerektirir. Bu olduktan ve kaybedilmedikten sonra içimizdeki o lekelerle, sinsi alışkanlık ve değer yargılarıyla mücadelemiz daha kolay olacaktır.
Kadın sorunu konusunda komünist bir kültür yaratmak ve bunu en başta sınıfın derinliklerine taşıyarak, toplumsal bir duyarlılığa dönüştürmek özel bir hassasiyet ve bilinç gerektirir. Bu her şeyden önce komünist kadın ve erkekler açısından böyledir. Onların özgürleşmelerinde, insani derinlik ve zenginleşmeye ulaşmalarında bu konudaki bilinç ve yaklaşımın (kendisiyle kurduğu ilişkide) nirengi noktalarından birini oluşturduğunu bilmeliyiz. Klasik bir deyimle ‘kadın kurtulmadan erkek, erkek kurtulmadan kadın kurtulamaz’. İkisinin özgürlüğü birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Ve kadın sorunu, ne tek başına erkeğin ne de tek başına kadının sorunudur. Bu sorun her iki cinsin özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük içinde aşılabilir.
“Eski efendi bakış açısını en son, en ince köküne kadar kurutmalıyız -partide ve kitleler içinde” der Lenin. Erkeğin hücrelerine işlemiş “efendilik konumunun” sarsılıp, yerle bir edilmesi, tarihin en zorlu sorunlarından biri olsa gerek. Bu sorun komünist ve devrimci saflarda da kimi zaman en kaba, kimi zaman da ince ve sinsi biçimlerde hükmünü sürdürür. Lenin, “Evet! Ne yazık ki, yoldaşlarımızın pek çoğu için de şu geçerli: ‘Komünisti birazcık kazı, altından bir filisten çıkar.’ Elbette onu duyarlı yerinden kazımak gerekir, kadın meselesiyle ilgili anlayışında” sözleriyle bunu tüm açıklığı ile ifade eder. Özel bir duyarlılık ve uyanıklığın zorunluğuna işaret ederek.
Burada sorunun önemli bir noktasını erkeğin sorunla kurduğu bilinçli ilişki oluşturuyorsa (elbette partinin kolektif bilinciyle birlikte), diğer noktasını da kölelik zincirlerini kıran kadının bilinçli ve ısrarlı tutumu oluşturur. Onun ezilen cins kodlarını yıkması, bunu hayatın içinde erkek yoldaşını da özgürleştirecek bir dinamiğe dönüştürmesi…
Bu noktada sorun genelde dar sınırlar içinden ele alınır. İlk akla gelense ev işleri konusundaki duyarlılık olur. Hatta bu konuda erkek yoldaşıyla özel bir savaşa girişmeyi merkeze koyan ve bunun içerisinden giderek yanlış ve tek yönlü bir çatışmaya evrilen bir duruş anlaşılır. Elbette erkek komünistlerin emekçi ailelerle kurdukları ilişkiden eşleri ve kadın yoldaşlarıyla kurduğu ilişkiye kadar bu konuda özel bir duyarlılık geliştirmeleri sorunun önemli bir yerinde durmaktadır.
Toplumsal cinsiyet kodlarının en kaba hali bu konuda kendisini gösterir. O sıkıcı, bezdirici ev işleri hep kadın işi olarak görülür. Bu açıdan da bu en kaba biçimle bilinçli ve dönüştürücü bir mücadele küçümsenemez.
Fakat erkek egemen yaklaşımı sadece bu sınırlarda ele almak da tersinden bir darlaşma yaratır. Bu yaklaşım son derece derin ve kapsamlı bir kültürel şartlanmışlıktan beslenir. Sadece ev işlerine kadın işi gözüyle bakmak değil aklımıza gelebilecek her alanda kimi zaman ince ince, kimi zaman da kaba biçimlerle hükmünü konuşturur. [Sürecek]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!