İsrail geçtiğimiz günlerde uluslararası yardım kuruluşu World Central Kitchen’a (WCK) ait konvoya düzenlediği saldırıda yedi yardım gönüllüsü katledilmişti. Bu saldırı üzerine WCK, Gazze Şeridi’ndeki çalışmalarını geçici olarak durdurma kararı almıştı. WCK konvoyundaki araçlarda örgütün logosu vardı, gönüllülerin üzerindeyse logolu yelekler. WCK Başkanı Erin Gore yaptığı açıklamada, “Bu, gıdanın savaş silahı olarak kullanıldığı çaresiz bir durumda yardım sağlayan insani yardım kuruluşlarına yönelik bir saldırıdır. Bu affedilemez” dedi.
Bu saldırıdan önce de yardım kuruluşları, çalışanlarının güvenliğini garanti edemedikleri için Gazze’nin büyük bir bölümünde yardımlarını durdurmak zorunda kalmıştı. Saldırıları “yanlışlıkla oldu” diye geçiştiren İsrail’in bunu bir politika temelinde gerçekleştirdiğiyse apaçık ortada. Bu politika, Gazze’deki sivil yardım örgütlerinin geri çekilmek zorunda bırakılmasını hedefliyor.
Karadan yardımın neredeyse tümüyle yok edildiği bu koşullarda yalnızca hava-deniz yoluyla askeri yardımın gerçekleşebilmesi mümkün olabiliyor. İsrail’i silah ve sayısız biçimlerle destekleyip savaşın sürmesini garantileyen ABD ya da Almanya gibi emperyalist güçlerin bu katliamcı siyasetlerine “yardım” örtüsü giydirmeye çalışmalarının ifadesi olan havadan ve denizden yardım da aslında kocaman bir hikâye. Bu hikâyede emperyalistler günahlarını perdelerken aynı zamanda güç gösterisi yapıyor, “yardım” denilen pratik Hollywood filmlerini aratmayan bir gösteriş biçimini kazanıyor. Bu gösterişte Filistin halkının aşağılanması, onurunun kırılıp insanlıktan çıkarılması da başka bir çıktı olarak hanelerine yazılıyor!
Türkiye gibilerse Filistin halkının acılarını siyasetleri için malzemeye dönüştürürken, maden, petrol, demir, beton, gıda, kısacası her türlü ticari ilişkisini sürdürüyor!
Kaldı ki hava yardımı etkisiz, pahalı ve tehlikeli (Mart ayı başında Gazze’de beş kişi gökten düşen yardım paketleri nedeniyle hayatını kaybetmişti). Yetersiz hava ikmali ve aksayan deniz ulaşımı nedeniyle her iki yoldan da yardım yapılamıyor. “Yardım” denilen şey artık sadece karadan yapılabilir hale gelmiş, bu da İsrail ordusunun keyfine ve Filistin halkını aşağılamak için elinden gelen her şeyi yapmasına bağlanmış durumda.
Oysaki uluslararası hukuka göre işgalci güç, işgal altındaki topraklardaki nüfusun ihtiyacını karşılamakla sorumludur. Ancak Gazze’de insani yardım yapması gereken İsrail bunu yapmadığı gibi yapabilecek yardım kuruluşlarına saldırıyor, yok ediliyor ya da finansmanları kesiliyor.
O çok “devletler üstü” görünen ve “uluslararası yasalar bağlayıcıdır” nakaratını tekrarlayan emperyalist kuruluşlar olup biteni sessizlikle izliyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’e insani yardımlara engel olmaması yönünde yasal bir yükümlülük getirmesine rağmen, Gazze Şeridi’ne hala çok az yardım ulaşabiliyor. Yardım konvoylarının geçişi aylardır büyük ölçüde engelleniyor. Kimsenin müdahale etmeye niyeti de yok!
Gazze’de yaşayan 2,4 milyon insan açlıktan ölüyor, ölürken de bir lokma ekmek için insanlıktan çıkar hale gelmesi isteniyor. Bunu yapanlar, ortaya çıkan sarsıcı görüntüler karşısında Gladyatör dövüşlerini izleyen Romalılar gibi hazdan sarhoş oluyor belli ki!
Ama dünyanın geri kalan kısmı, işçileri, emekçileri, ezilen halkları bu arenaları onların başına er ya da geç yıkacak…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!