Siyonist İsrail’in Soykırım, İşgal ve Savaş Politikası Genişliyor



Filistin ve Lübnan halklarının İsrail’e karşı verdikleri direniş, tarihsel bir haklılık ve meşruiyet taşımaktadır. Bu direniş, sınıf mücadelesinin bir parçası olarak emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelenin önemli bileşenlerinden biridir, dolayısıyla uluslararası alanda daha fazla desteklenmelidir


Siyonist İsrail, emperyalist güçlerin karanlık kollarıyla desteklenen savaş ve işgal politikalarını yayarak bölgede gerilimin alevlerini körüklemeye devam ediyor. Son aylarda düzenlediği suikast ve imha eylemleriyle sadece Hizbullah’a değil merkezinde İran’ın olduğu direniş cephesine ağır bir moral-siyasi ve askeri darbe indirmiştir. Hizbullah Lübnan’ın kalbi Beyrut’a yönelen saldırılarda Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın hayatını kaybettiğini doğruladı ve Gazze ile Filistin’e olan desteklerini kararlılıkla sürdürme sözü verdi. 

Nasrallah’ın öldürülmesi, direnişin kolektif bilincini pekiştirecek bir ateş yakıyor; zira direniş, liderlerden bağımsız olarak, halkın özlemi ve mücadelesinin bir parçası olarak devam etmektedir.

Hamas ve FHKC’den açıklama

Hasan Nasrallah’ın ölümünün doğrulanmasının ardından Hamas ve FHKC’den de konuya ilişkin açıklamalar yapıldı. Hamas, Nasrallah’ın öldürülmesinin ‘sadece direnişi güçlendireceğini’ belirtti.

İsrail’in tüm uluslararası değer, norm ve sözleşmeleri hiçe saydığı aktarılan Hamas açıklamasında, “Nasrallah’ın öldürülmesinin uluslararası barış ve güvenliği açıkça tehdit eden İsrail’in vahşetini bir kez daha kanıtlayan, korkak bir terör eylemi olduğu” değerlendirmesinde bulunuldu. Hamas’ın Hizbullah ile dayanışma içinde olduğu vurgulanan açıklamada ayrıca Lübnan ve Filistin’e yapılan saldırılardan doğan sonuçların tüm sorumluluğunun İsrail ve ABD’ye ait olduğu kaydedildi.

Bu saldırıların kendilerini daha kararlı ve azimli kılacağını vurgulayan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC)’den yapılan açıklamada ise “Direnişin Ustası’nın, lider arkadaşlarının ve Lübnan’daki halkımızın bu haince şekilde hedef alınması kararlılığımızı zayıflatmayacak, Zaferin ve Direnişin Ustası’nı kaybetmenin verdiği büyük kayıp ve acıya rağmen, bu kayıp bizi sadece şehitlerin yolunda mücadeleye devam etme ve tüm Filistin ulusal topraklarımızı özgürleştirmek ve halkımıza çalınan tüm haklarını iade etmek, Lübnan ve Suriye’deki işgal altındaki Arap topraklarını geri almak ve şehitlerimizin ve liderlerimizin kanlarının intikamını almak için kanımızın son damlasına kadar savaşma konusunda daha kararlı ve azimli kılacaktır.” denildi.

Bu hamleler direniş örgütlerini sersemletir ama yere sermez

İsrail, bu saldırılarda yalnızca Nasrallah’ı değil Hizbullah’ın diğer üst düzey komutanlarını da hedef almakta. Sadece son bir iki ay içinde İsrail’in düzenlediği saldırılar sonucunda Hizbullah’ın çok sayıda üst düzey ismi öldürüldü. Ancak bu darbeler Hizbullah’ı sarsar, kimi yönlerde sersemletip geriletir ama yere sermez; çünkü hem Hizbullah hem de Hamas liderlerine bağımlı dar kadro örgütleri olmaktan çoktan çıkmış yapılardır. Tarih, sayısız sembol ismin, kurucuları ve efsaneleşmiş komutanların suikastlerle ortadan kaldırıldığı halde bu grupların varlığını sürdürdüğünü ve daha fazla güç kazanarak mücadelelerini devam ettirdiklerini göstermektedir.

Kaldı ki, bugüne kadar etkin olan askeri-siyasi lider kuşağının imha edilmesi, İsrail ve destekçilerinin umduğunun tersi sonuçlar da doğurabilir. Yeni kuşak liderler -Hamas örneğinde Yahya Sinvar ve Muhammed Deif gibi- eskilerden daha atak bir politikaya da yönelebilirler. 

Beyrut’taki bu yıkıcı hava saldırıları, başkentin güneyini yangınlarla sarmalarken halkın gözyaşları umutlarıyla birlikte gökyüzüne karışıyor. Gazze’de kaybedilen insanların sayısı 42 bine yaklaşırken, Lübnan’da da 700’den fazla masum insanın hayatı, bu saldırılarla sona erdi.

İsrail, BM toplantılarında ateşkes çağrılarını aldırmaz bir tavırla reddederek, halkları “kendisini yok etmek isteyen vahşi düşmanlar” olarak tanımlayıp, bu savaşı alenen sergilemekten çekinmiyor. Bu tutum, işgalci bir güç olarak varlığını meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir; çünkü tarihsel olarak, emperyalizm ve sömürü, en çok ezilen ve sömürülen sınıflar üzerinde baskı yaratır.

İsrail’in saldırgan politikaları, emperyalist devletlerin karanlık desteğiyle pekişmektedir. Özellikle ABD’nin askeri yardımları, İsrail’in işgal ve soykırım politikalarını daha da cesaretlendiriyor. 8,7 milyar dolarlık yeni bir askeri yardım paketi, bu emperyalist işbirliğinin somut bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor; bu durum, işçi sınıfının uluslararası dayanışmasının ne denli hayati olduğunu gözler önüne seriyor.

Filistin ve Lübnan halklarının İsrail’e karşı verdikleri direniş, tarihsel bir haklılık ve meşruiyet taşımaktadır. Bu direniş, sınıf mücadelesinin bir parçası olarak emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelenin önemli bileşenlerinden biridir, dolayısıyla uluslararası alanda daha fazla desteklenmelidir Emperyalist sistemin karşısında durarak, tüm ezilen halkların birleşik mücadelesini savunmanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Zira halkların kendi kaderini tayin hakkı, yalnızca teorik bir ilke değil, aynı zamanda pratik bir gerekliliktir.