22 Nisan 1870’te doğan Lenin bütün yaşamını proleter devrime ve dünya işçilerinin anavatanı sosyalist Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna adadı. Sovyet devletinin kuruluşu, sosyalizmden komünizme geçişin hem teorik hem de pratik sorunlarını Bolşeviklerin ve Lenin’in önüne koyuyor; tüm enerjinin buraya akıtılmasını emrediyordu
Lenin, en temel sorunlardan kitlelerin ve Sovyetlerin günlük sorunlarına dek çözümüne pratiğiyle yol açtı
Lenin, bütün yaşamını proleter devrime ve dünya işçilerinin anavatanı sosyalist Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna adadı. Sovyet devletinin kuruluşu, sosyalizmden komünizme geçişin hem teorik hem de pratik sorunlarını Bolşeviklerin ve Lenin’in önüne koyuyor; tüm enerjinin buraya akıtılmasını emrediyordu.
Lenin, Halk Komiserleri Kurulu Başkanı olarak en temel sorunlardan en “küçük” gibi görünen ancak kitlelerin ve Sovyet devletinin yaşamını ilgilendiren günlük sorunlara dek herbirinin çözümünün içinde yer almakla kalmadı. Bizzat kendi pratiğiyle yol açıcı bir rol oynadı. Aşağıda, Sovyet devletinin çeşitli kurumlarında görevli Bolşeviklerin Lenin’in günlük çalışmasıyla ilgili gözlemlerini bulacaksınız. Alıntılar, “Yönetmeyi Nasıl Öğrendik?” (Evrensel Basım Yayın, Ekim 1999) adlı kitaptan alınmıştır.
Onbeş dakika!
Nihayet o akşam Vladimir İlyiç’i gördüm. Toplantı, Lenin’in çalışma odasının yanındaki büyük odada yapıldı. Birçok insan katılmıştı ve gündem yüklüydü. Ama katılımcıların yüzlerinde canlılık ve yaşam sevinci vardı. Lenin, toplantıyı zorlanmadan, rahatlıkla yönetiyordu. Aşağıdaki olay aklımda kalmış. Sağlık İşleri Halk Komiseri’nin vekili ayağa kalktı ve Vladimir İlyiç ona döndü:
– “Raporunuzu sunmak için ne kadar zamana ihtiyacınız var?”
– “Birbuçuk saat, Vladimir İlyiç.”
– “Her şeyi onbeş dakikaya sığdırın. O zaman sizi dinleriz.”
– “Onbeş dakika! Mesele tıbbi bir enstitünün kurulmasıdır, Vladimir İlyiç!”
– “Hiç fark etmez. Bir dakika bile fazla değil. Başlayın!”
Konuşma süresinin bitimine bir dakika kala Vladimir İlyiç, parmağıyla saatine vurdu ve konuşmacıya zamanı hatırlattı. Konuşmacı sözlerini bitirip oturduktan sonra Vladimir İlyiç, sunulan raporun özünü birkaç kelimeyle özetledi ve sordu:
– “Sizi doğru anlamış mıyım?”
Soruya olumlu yanıt verildi ve toplantıdakiler güldü. Demek ki bir buçuk saatlik bir rapor birkaç kelimeyle ifade edilebiliyormuş.
* * *
Nisan 1919’da Vladimir İlyiç, Halk Komiserleri Kurulu’nun bir toplantısında Hukuk İşleri Halk Komiseri Kurski’ye şu notu yazmıştır:
Halk Komiserleri Kurulu için genel bir talimat belirlemenin zamanı geldi.
1. Rapor sunanlar için 10 dakika.
2. Konuşmacılar için ilk kez 5 dakika, ikinci kez 3 dakika.
3. İki kezden fazla konuşulmayacak.
4. İç düzenle ilgili 1 kabul ve 1 red konuşmasına 1’er dakika.
5. Halk Komiserleri Kurulu’nun özel kararıyla istisnalar yapılabilir.
Proletarya açlığa yenilmeyecek!
1919 yılı ilkbaharıydı. Piter (Petrograd) açlık ölümlerine gebeydi. Haftada yarım kilo yulaf alıyorduk. (…) Yağ küspesi zengin bir öğün sayılıyordu. Kimi hafta hiçbir şey dağıtılmıyordu, yulaf bile. Aynı zamanda Piter’i ‘yağmalıyorduk’. Yaşayan ve sağlıklı her şeyi cepheye yolluyorduk. (…) Piter ıssızlaşıyordu ve şimdi grevler başlamıştı. Menşevikler ve Sosyal Devrimciler bu fırsattan yararlandılar, işçilerin koruyucuları kaftanına büründüler ve çatışmalar kışkırtıyorlardı. Putilov fabrikası ise, o da direnemedi ve grevi gitti. Ve tam da böyle ‘şenlikli’ bir dönemde Lenin yanımıza geldi.
Urizki Sarayı’nı düşünüyorum. Fabrikalardan ve Kızıl Ordu’dan üç dört bin temsilci burada toplanmıştık. Salon fazlasıyla kalabalıktı. Konuşma kürsüsünün hemen altında duruyordum. Böylece Lenin, başımın yaklaşık bir buçuk metre yukarısında duruyordu ve onu açıkça görebiliyordum. (…)
Kürsüye çıktığında hepimiz alkışladık ama o bunu dikkate almaksızın meşguliyetle ve hızla paltosunu çıkararak, sandalyesinin arkalığına koydu ve ellerini dizlerine koyarak oturdu. Bize -kadın ve erkek işçiler ve Kızıl Ordululara- dikkatle ve biraz endişeyle baktı. Bana öyle geliyordu ki sanki ne hissedip yaşadığımızı, onu bu alkışlamamızın dışında bizde nelerin devrimci kaldığını görmeye ve anlamaya çalışıyordu. (…)
Konuşmaya başladığında, salonda ölçülü ama coşkulu, kısık sesi duyulduğunda, hafif hırıltılı söylenen sözler yontulmamış taşlar gibi başımızın etrafında uçuştuğunda, bunlar, bir mitingdeki ajitasyon sözleri değildi, onlarda güzel hiçbir şey yoktu, ateşli heyecanın eseri yoktu. Bunlar, korkunç, çıplak gerçekten başka bir şey değildi. Anımsadığım kadarıyla konuşmasına ‘ülkenin akıl almaz bir açlıkla karşı karşıya bulunduğunu’ söyleyerek başladı. Piter’de açlık çektiğimizi söylemedi, bize acımıyordu. Sanki mideleri ekmek yerine suyla dolu bize, Petrogradlılara seslenmiyordu. ‘Ülke açlık çekiyor’ diyordu. Ve bu, biz Petrogradlıları ilk anda görünürde kırmışsa da bize hemen şunu düşündürttü:
“Açlık çeken sadece biz miyiz?”
Bize, ülkedeki açlığı anlattığında ve hiç çekinmeden kesinlikle hiçbir şeyimizin olmadığını ortaya koyduğunda, hükümetin tahıl nakliyatı için lokomotifler ayırabilmek için insan trafiğini durdurmak zorunda kaldığını, korkunç bir açlık felaketinin bizi tehdit ettiğini açıkladığında ürktüm. Bunun anlamı ve mantığı yoktu ve korku salıyordu. Ancak bir Menşevik ya da bir Sosyal Devrimci böyle konuşabilirdi. Ama korkunç bir doğrulukla, hiçbir şeyi saklamaksızın, çaresiz durumumuzu gizlemeksizin konuşuyordu ve şu sözler karşısında ürperdim: ‘Beyaz Muhafızların elinden tahılı alamazsak, yerle bir olacağız.’ Ama hemen kitleye dönerek bu açlığın sorumlusu kimdir?” diye sordu.
Ve yanıtladı:
Sovyet ülkemizden nefret eden, ne pahasına olursa olsun bizi boğmaya çalışan bütün ülkelerin büyük toprak sahipleri ve kapitalistleridir. Yani devrimimiz, mücadele, ateş içinde, gerçeklerin en ciddi sınamalarından geçiriliyor. Eziliyorsan, (Lenin bu sözleri, anımsadığım kadarıyla, öyle özel bir vurguyla söylemişti ki insanın yüreği burkuluyordu) eziliyorsan ve sömürülüyorsan ve ezenlerin iktidarını sırtından atmayı düşünüyorsan, davayı sonuna kadar sürdürmeye kararlıysan, o zaman bütün dünyanın ezenlerinin saldırısıyla karşı karşıya kalacağını bilmelisin. Ve bu hücuma karşı durmaya hazırsan, o zaman bir devrimcisindir. Ve yeni kurbanlar vermeye yetenekli değilsen, direnemezsen, o zaman sen çiğneneceksin ve şunlar söylenecektir: ‘Devrim, işçiye hiçbir şey vermemiştir.’ Tarih sorunu böyle koyar.
Lenin devam etti:
Öyle alçaklar var ki, bir yıllık Sovyet çalışmasından sonra, Sovyet iktidarı köylülere elindeki her şeyi verdikten sonra, ‘köylüler, Sovyet iktidarı sizi yağmalıyor’dan başka bir şey haykırmayan alçaklar. (…) Bunlar kapitalizmin ajanlarıdır ve kapitalizmin ajanlarına layık muameleden başka hiçbir muayamele görmeyeceklerdir ve göremezler!
(…)
Ardından, insan iradesi, dalgalanması ve kararlılığıyla çatlamaya yüz tutmuş Urizki Sarayı kaynayan bir kazana dönüştü. Bu Leninist gerçeğin bir sonucuydu. Onu harekete geçiren söylem tarzı, gerçek ve açıklıktan ibaretti. Ve düşmanın kapattığı kapıları bize açan, sanki bu açıklıktı. Şimdi orada diğer yaşamı daha büyük bir mutluluk ve neşeyle görüyorsun, ve yok olsan da başkalarının ileriye atılacağının, düşmanı yok edeceğinin ve bu yaşamı elde edeceğinin bilincinde olarak bu kapının, bu yaşamın üzerine atılmaktan başka bir şey yapamıyorsun.
Ve Lenin konuşmasını bitirdiğinde, başından sonuna kadar iki kelimeyle özetlenen -“Ya zafer ya ölüm“- bu konuşması bittiğinde, işçiler, Petrogradlı işçiler, aç, midelerinde yulaf ve kahve telvesiyle, açlıktan kurumuş yaşlı, soluk, şiş benizli işçiler, daha birkaç saat önce belki Sovyet iktidarına, hatta Lenin’e lanet eden bu işçiler, şimdi orada Urizki Sarayı’nı terk ediyorlardı. Direnmeye kararlı ve kendilerini daha çok feda etmeye hazır, ya zafer kazanmaya ya da ölmeye kararlı işçiler, kemerlerini sıkıyor ve şarkılar söyleyerek sokaklarda yürüyorlardı.
Unutulmayan emek!…
Lenin, illegalitede bulunduğu yıllarda partiye yardım etmiş partisiz çalışanlara değer verirdi. (…) Lokomotif yapımında önemli bir uzman ve çarlık yıllarında von Meck adında birine ait olan Moskova-Kazan Demiryolu’nun şeflerinden biri olan Lomonossov, kendisi için belli bir tehlike taşımasına rağmen birkaç kez Bolşevikleri, örneğin Jossif Pravdin’i işe almıştı. Lenin bunu öğrendi. 1921’de bir Politbüro toplantısında, yurtdışından lokomotif alımıyla ilgili bir gündem görüşüldüğü sırada Vladimir İlyiç, partinin de uzun süredir bildiği dünya çapında bir uzman olarak Lomonossov’un, lokomotiflerin alımıyla ilgili komisyonun başına atanmasını önerdi. Politbüro üyelerinin çoğu bu atamaya karşı çıktı, ama Lenin onların düşüncesini değiştirmeyi başardı ve böylece Lomonossov, komisyonun başkanı oldu.
Zamanında geleceksin!!!
Lenin, bürokratik savsaklamalara karşı mücadelenin en iyi yöntemi olarak kararların denetlenmesi işinin doğru örgütlenmesini görüyordu. (…)
Kararların denetlenmesini kolaylaştırmak için, bir malzemenin kayda ulaştırıldığı kesin tarih ve saat belirleniyordu. Burası ise malzemenin dağıtım bürosuna veriliş saatini kaydediyordu. Malzemenin gönderildiği kuruluş, Halk Komiserleri Kurulu’ndan teslim aldığı saati kaydediyordu.
Lenin, kendisinden, çevresinden ve hükümet üyelerinden de kesinlik ve disiplin bekliyordu. İşlerinde takılıp kalan Halk Komiserleri ve vekillerinin, sekreterliğin bildirmesine rağmen toplantılara geç geldikleri oluyordu. Vladimir İlyiç, sekreterliğe aşağıdaki talimatı verdi: Toplantı çağrısına Halk Komiserleri Kurulu ya da Çalışma ve Savunma Kurulu’nun toplantısının başlama saati yazılmalıydı ve Halk Komiserleri ve vekilleri bu notu aldıklarına dair paraf atmalıydı.
Sekreter, hükümet üyelerinin ve diğer katılımcıların toplantıya geldikleri kesin saati not ediyordu. Ancak bu önlemle dahi istenilen sonuca ulaşılamadı. Bunun üzerine, geç gelen hükümet üyelerinin listesini Merkez Yürütme Komitesi’nin bir sonraki oturumuna sunma kararı alındı.
Halk Komiserleri Kurul, toplantılara geç gelen bütün komite ve komisyon üyeleri ve öteki toplantı katılımcıları üzerinde etkili olacak önlemler hazırlamak üzere Varlaam Avanesov başkanlığındaki bir komisyon seçti. Bu komisyon, başka önlemlerin yanı sıra, önemli gerekçeler gösteremeden art arda üç kezden fazla geç gelen kişilerin görevlerinden alınmaları ve sorumlu görevler yüklenmekten men edilmelerini önerdi.
Ağız gevşekliğine karşı!
Bir gün aşağıdaki olaya şahit oldum. Politbüro her zamanki gibi Lenin’in çalışma odasında toplanacaktı. Gerekli hazırlıkları yapmak üzere erken gelmiştim. İlk olarak Feliks Cerjinski geldi. Vladimir İlyiç, onu, bir önceki toplantıda görüşülen konular hakkındaki ayrıntıları kimin ağzını sıkı tutmayarak yaydığını saptamakla görevlendirdi. Bunun beni son derece heyecanlandırdığını söylemeliyim. İlk düşüncem, şüphenin benim üzerimde yoğunlaşabileceğiydi. Çünkü Politbüro toplantılarına üye olmadan katılan tek kişi bendim. Sonraları, Kamanev’in politbüronun gizli toplantısı üzerin konuştuğunu öğrendim. Karısına bahsetmiş, o da etrafa yaymıştı.
Eğitim ve Sovyet disiplini
(Dokuzuncu Parti Kongresi’nde) Vladimir İlyiç’in öne çıkardığı özen parti içindeki duruma dairdi. Parti üyelerinin ideolojik eğitimine daima özel bir önem verirdi. Lenin kapanış konuşmasında partiden işçi sınıfının öncüsü olarak bahsetti. Partinin hızlı büyümesinin her zaman parti içi eğitim faaliyetiyle paralel olarak gelişmemesinin somut bir tehlike olduğuna işaret etti. Faaliyetimizin temeline her zaman üst düzeyde bağımsız düşünmeyi, parti üyelerinin bilincini ve sadakatini koymaktan başka bir şey yapamadığımızı söyledi. Bu bize, diğer devletlerdeki disiplinden kat kat üstün olan bir disiplin yaratma olanağı sağlamıştı
Suç ve ceza
Vladimir İlyiç, Sovyet iktidarının herhangi bir direktifinin ya da kararının yerine getirilmediğini öğrendiğinde daima sorumlunun cezalandırılmasını isterdi. Sonra, cezanın çok katı olmasının gerekmediğini, bazen bir ihtarın yeterli olacağını, ama suçluların cezasız kaldıkları genel kanısının silinmesi gerektiğini eklerdi. Vladimir İlyiç için, sadece doğrudan aldığı görevi yerine getirmeyen kişi suçlu değildi. Aynı zamanda bir hükümet kararının yerine getirilmemesi sonucu işleri aksayan kuruluşun dikkatsiz yöneticisi de suçluydu. (…)
Lenin’in günlük idari kararlara karşı özensiz, dikkatsiz tutumlara tahammülü yoktu. Yaralandıktan sonra yeniden işinin başına döndüğünde doktorlar, sigara içilen ortamda çalışmamasında ısrar ettiler. Toplantı odalarında sigara içilmesi yasaklandı ve Lenin’in önerisi üzerine çalışma odasındaki sobaya büyük harflerle bir tabela yerleştirildi: ‘Sigara içmek yasaktır’. Ancak, çalışma odasına giren yoldaşlar her zaman bu uygulamaya uymuyorlardı. Böylece Lenin, bir toplantıdan sonra odasının yoğun sigara dumanıyla dolması üzerine beni çağırdı ve şöyle dedi:
Bir düzenlemeye uyulmasını sağlayamıyorsak o halde onu indirmemiz gerekiyor ki düzenlemeyi rezil etmeyelim.
(…)
Lenin, parti yöneticilerini katı bir disiplinle eğitiyordu ve birinin bu disiplini ihlal ettiği kulağına geldiğinde bunu gözardı etmiyordu. 23 Nisan 1921’de Vladimir İlyiç, Çalışma ve Savunma Kurulu’nun bir komisyonunun üyelerine, pazar sabahı erken saatlerde yapılacak bir komisyon toplantısına gelmedikleri için sert bir ihtar verdi. Aynı zamanda suçluları, tekrar halinde mahkemeye sevk etmekle uyardı.
Kulağına geldiği zaman Vladimir İlyiç, her bürokratizm, memur zihniyeti ve davaya biçimsel, içtenliksiz yaklaşım olayına kararlılıkla son veriyordu. Çalışmada büyük bir hareketlilik ve Sovyet iktidarının kararlarının hızla, titizlikle uygulanmasını istiyordu. Canlı davayı biçimsel bürokratik kağıt savaşına döndürmek isteyen bürokratlara ve yasalara uymayanlara karşı ısrarla mücadele ediyordu.
Devlet mekanizmasının çalışmasını iyileştirmek için Lenin, her meselenin sonuçlandırılmasını, ‘somut bir sonuca’ vardırılmasını ve uygulamanın kontrol edilmesini, kendi deyimiyle ‘gerçekten ortaya neyin çıktığının kontrol edilmesini’ talep ediyordu.
Halka karşı saygı
Vladimir İlyiç’in çalışmamızda üstün kültür, ziyaretçilerle ve herhangi bir sorunla bize başvuran herkesle ilişkide nezaket gösterilmesi konusunda talepleri büyüktü. Hepimizden sürekli olarak saygılı davranmamızı istiyordu. Zaman zaman bir kişiyi kabul edemediği ya da görüşmeyi gerekli görmediği olabiliyordu. “Ondan kurtulun, ama nazikçe” diyerek görüşmeyi iptal etmemizi isterdi.
İnsanlara saygı Vladimir İlyiç’in başlıca kişilik özelliklerinden biriydi. Özensiz bir çalışma arkadaşını hatırı sayılır bir şekilde azarlayabiliyor ya da cezalandırabiliyordu, ancak hiçbir zaman küçümseyici ya da kırıcı olmazdı. Kendisi üst düzey bir kişisel onur duygusu taşıdığı için, diğer insanlarda da bu duyguyu korumayı ve ona saygı göstermeyi biliyordu. Özellikle her bir Sovyet insanı, en başta bir komünist için, yönetiminde çalışan ve bu yüzden cevap vermeye cesaret etmeyen insanlara kaba ve saygısızca davranmayı alçaklık ve onursuzluk olarak nitelendiriyordu.
Emekçilerin sevgisi
Emekçiler Lenin’i sınırsızca ve yürekten seviyordu. Halkın İlyiç’e karşı duyduğu sevgi işçi ve köylülerin kendisine yolladıkları birçok mektupta da ifadesini buluyor…
Klinzi Kmaş Fabrikası’ndaki işçiler, Ekim Devrimi’nin beşinci yıldönümü vesilesiyle Lenin’e gönderdikleri bir mektupta, fabrikalarına Lenin ismini vermeyi kararlaştırdıklarını yazıyorlardı. Ayrıca şunları söylüyorlardı:
Bu vesileyle bayramını en içten dileklerimizle kutluyor ve üretimimizden mütevazı bir hediye yolluyoruz. Sen, öğretmenimiz ve önderimiz; kendi ellerimizle dokuduğumuz bir elbise giyersen çok mutlu olacağız. Onu sağlıkla giy İlyiç ve bil ki biz hep yanındayız. Devrime ve sana sadakatle bağlı
Klinzi Lenin Fabrikası’ndan işçiler.
Klinzi, 3 Kasım 1922.
Vladimir İlyiç, bu kutlamaya büyük bir incelikle yanıt verdi:
Sevgili yoldaşlar!
Selamlarınıza ve hediyenize çok teşekkür ederim. Size tüm içtenliğimle söylüyorum ki bana hediye yollanmamalıdır. Bu samimi ricamı mümkünse bütün işçilere iletin. Çok teşekkürler, en iyi dilek ve selamlarımla. V. Ulyanov (Lenin)
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!