Serhat Tuna
İstanbul’da İBB’ye yönelik operasyonlar ve Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması kentte ve ülke genelinde büyük bir protesto dalgasını tetikledi. Üç gündür devam eden ve Saraçhane’ye sığmayan eylemler yalnızca belediyeye yönelik saldırılara karşı değil, aynı zamanda gençliğin geleceğine dair bir hesaplaşmaya dönüştü. Bu direniş CHP’yi de önüne katarak sürüklüyor ve faşist rejimin kontrollü yasaklarına rağmen büyüyerek devam ediyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Saraçhane’de yaptığı konuşma, Gezi Direnişi’ne göndermelerle doluydu. “Andolsun ki Taksim’i geri alacağız” diyerek kitlelere hitap eden Özel, eylemlerin kazanımla sonuçlanması gerektiğini vurguladı. Öte yandan bu söylem CHP için de bir sınav anlamına geliyor. Zira öğrenci hareketleri ve sokaktan yükselen talepler, yalnızca mevcut iktidara değil muhalefetin edilgenliğine de bir başkaldırı niteliğinde.
İmamoğlu’na yönelik soruşturmalar öğrenci gençlik için sembolik bir eşik oldu. “Bugün Ekrem’in diplomasıysa, yarın bizimki de olabilir” düşüncesi, üniversitelerde büyük yankı buldu. Ancak protestolar, sadece bu olayla sınırlı kalmadı. Gençlerin “Geleceksizliğe, işsizliğe, yasaklara karşı hükümet istifa” sloganları Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarına bir yanıt olarak yükseliyor.
Gençliğin Yükselen Çığlığı
Türkiye’nin dört bir yanında üniversite kampüslerinden taşıp yükselen sloganlar, İBB’ye yönelik saldırılar kadar, gençliğin geleceğe dair kaygılarının da yansıması. Galatasaray’danİstanbul Üniversitesi’ne, Bilkent’ten Ege’ye, Yıldız’dan Selçuk’a, ODTÜ’den Hacettepe’ye yayılan direniş bir kıvılcımın orman yangınına dönüşmesi gibi, Türkiye’nin yakıcı gerçeklerini açığa çıkarıyor. Atılan sloganlar yalnızca iktidara değil, aynı zamanda sessiz kalan akademiye ve CHP gibi düzen içi muhalefete de meydan okuyor.
Öğrencilerin “Hocalar nerede?” diye sorması, akademinin tarafsızlık iddiasını sorgulamaları, sadece iktidara değil muhalefetin başlarda takındığı itfaiyeci tavrına karşı da bir isyan niteliğinde. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde TOMA’larla dağıtılan protestolar, Türkiye’de sokak hakkının sürekli tehdit altında olduğunu bir kez daha hatırlattı. Ancak öğrencilerin “Yıkamayacağımız barikat, deviremeyeceğimiz iktidar yok” sözleri, bu baskıyı dirence dönüştürme kararlılığını gösteriyor.
ODTÜ Direnişi: Gençliğin Hafızası
ODTÜ, Türkiye’de öğrenci hareketlerinin en köklü simgelerinden biri olarak bu süreçte de ön saflarda yer aldı. “Devrim Stadyumu’nu dolduracağız, kayyumu göndereceğiz” sloganlarıyla öğrenciler, yalnızca bugünün değil, geçmişin mücadele mirasını da sahiplendiklerini gösterdi. ODTÜ’lü öğrenciler, kampüs içindeki polis ablukasına rağmen forumlar düzenleyerek karar alma süreçlerini kolektif hale getiriyor. 68’lerden Gezi’ye uzanan bu direniş hafızası, gençliğin sokaklara olan güvenini pekiştiriyor.
İstanbul Barosu ve Hukuksuzluğa Karşı Direniş
İstanbul Barosu, yargının siyasallaştırılmasına ve hukukun araçsallaştırılmasına karşı sesini yükselten kurumlardan biri oldu. Baro yönetiminin görevden alınma ve baroya çökme girişimi ve avukatlara yönelik baskılar, hukukçular arasında büyük tepki topladı.
İstanbul Barosu öncülüğünde Çağlayan Adliyesi’nde toplanan avukatlar, “Savunma susmaz, hukuk teslim olmaz” sloganlarıyla adliye koridorlarını doldurdu. Polis ablukasına rağmen yapılan açıklamada savunmaya yönelik tehditlere karşı mücadele vurgusu yapıldı. Avukatlar, Saraçhane’deki eyleme aktif destek verip engellemelere rağmen Taksim’e çıkarak hukuksuzluk karşısında direnişin yanında olduklarını gösterdi.
Eylemler Türkiye’nin Dört Bir Yanına Yayılıyor
İstanbul Üniversitesi önünde toplanan üniversiteliler Saraçhane’ye yürüyüş yaptı. Saraçhane’de toplanan kitle, Bozdoğan Kemeri’nden Taksim’e yürümek isterken polis saldırısıyla karşılaştı. İstanbul’un Eyüp, Şişli, Esenyalı, Kadıköy ve Sultangazi ilçelerinde de protestolar düzenlendi. Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın gözaltına alınmasının ardından Beylikdüzü Belediyesi önünde basın açıklaması yapıldı.
Bu eylemler sadece İstanbul’la sınırlı kalmadı. Bolu, Tokat, Yozgat, Iğdır, Kastamonu, Niğde, Karaman, Eskişehir, Çorum, Sakarya, Zonguldak, Tekirdağ, Düzce, Osmaniye, Ordu, Amasya, Denizli, Kırşehir, Urfa, Dersim, Kayseri ve daha birçok şehirde yapılan gösterilerde “Sokaklar, meydanlar bizimdir” sloganı yükseldi. Sinop Emek, Barış ve Demokrasi Platformu, baskıları Uğur Mumcu Meydanı’nda protesto etti. Elazığ’da gözaltı saldırısı Öğretmen Evi Meydanı’nda kınandı. Edremit Demokrasi Platformu öncülüğünde Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş yapıldı. Antep’te Maarif Meydanı’ndan Sanko Park önüne yürüyüş düzenlenerek “Hükümet istifa” sloganları atıldı. Alanya’daki eylemlerde “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı öne çıktı.
Adana’da yapılan kitlesel protestolarda baskı politikalarına tepki gösterildi. Antakya’da “Armutlu yıkıldı, ruhu ayakta! Her yer Armutlu!” pankartı açıldı. Rize Fındıklı’da emek ve demokrasi güçleri, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganıyla sokaklara çıktı. Antalya’da polisin saldırdığı eylemlerde 30’a yakın kişi gözaltına alındı.
Bugün Türkiye’de üniversiteler, sadece dersliklerin değil politik mücadelenin de merkezi haline geldi. Bu hareket henüz Gezi kadar kitlesel değil ancak Gezi’den çıkarılan derslerin üzerine yükseliyor. Yasakları tanımayıp önüne kurulan barikatları yarıp büyüyen bu toplumsal direniş, şimdilik kontrollü giden faşist rejimin daha sert saldırılarıyla karşılaştığında tereddütler yaşayabilir ancak gençliğin öfkesi kolay dinmez.. Zira bu öfkenin kökeninde diplomasını alıp işsiz kalan, yurtsuz kalan, borçlanan ve susturulduğunu hisseden bir kuşağın hayal kırıklığı var.
Türkiye’nin geleceği bu çığlığın ne kadar duyulduğuna bağlı. Ya devrimci politik özneler bu sesi dönüştürecek bir dil bulacak ya da sokak kendi yolunu çizmeye devam edecek.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!