Gökçer Tahincioğlu
Hiç ağır ceza mahkemesinde, bir cinayet davasının duruşmasını izlediniz mi?
Ya da belki şöyle sormak daha doğru…
Hiç böyle bir davanın tarafı olup, yıllar boyunca her ay ağır ceza mahkemesi kapılarında bekleyip, duruşmaları takip etmek zorunda kaldınız mı?
Sevdiğiniz, belki o olmadan yaşayamayacağınızı düşündüğünüz, yaşamınızı anlamlandıran insanı vahşi biçimde öldürenlerin ağır aksak, “kader mahkûmu” gibi tavırlarla salona girişleri, sizi en yaralayan yerden kurdukları savunma, yaptıkları marifetmiş gibi gözlerinizin içine bakabilmeleri, duruşmalar, duruşmalar, duruşmalar…
Acının sınırlarının nerelere kadar çıkabileceğini gerçekten biliyor musunuz?
* * *
Ahmet Minguzzi davasında çıkan karara ailesinin isyanını izlerken, her gün aynı mahkeme kapılarında ne kadar çok insanın aynı ruh hali ve çaresizlikle evine döndüğü, ertesi gün kendini biraz yenilemeye çabalayarak bu kez nasıl yeniden mücadeleye dönmek zorunda kaldıkları geçiyor akıldan…
Ve bir müddet sonra, belki de yıllar sonra geriye kalan tek duygu; isyan…
Mahkemeye isyan, yasalara isyan, iktidara isyan, yaşananlara isyan, hayata isyan…
Dönüştürmeyen, içeride patlayan, sonuç üretmeyen, bir süre sonra kabullenişe dönüşecek ve isyan edenin hayatını da yaşarken elinden alacak nafile bir isyan…
* * *
Minguzzi davasında, Ahmet Minguzzi’yi acımasızca öldüren iki sanık üst sınırdan, indirimsiz 24 yıl hapse mahkûm edildi.
Türk Ceza Kanunu’na göre, “suça sürüklenen çocuk” sayıldıklarından cezalarının daha yüksek olma ihtimali bulunmuyordu.
Cinayete yardım ettikleri öne sürülen iki sanık ise beraat etti. Aynı cezaya “öldürmeye yardım” suçundan mahkûm edilmeleri bekleniyordu. Kararla birlikte tahliye oldular. Savcılık karara itiraz edecek. Aile de öyle… Nihai kararın alınması yıllar sürecek.
Bugün cevval biçimde aile ya da sanıklar hakkında ahkâm kesenler, büyük büyük laflar edenler anımsamayacak, anımsasa da artık şöhret değeri kalmadığını düşünüp susacak.
Evet, böyle olacak!
* * *
Gerçekten haberleri takip ediyor musunuz peki?
Trafikte bıçak çekenleri, komşusuna bıçak çekenleri, okulda bıçak çekenleri, sokakta bıçak çekenleri, ev sahibine bıçak çekenleri, kiracısına bıçak çekenleri, çocuklara bıçak çekenleri, akranlarına bıçak çekenleri…
Gerçekten takip ediyor musunuz?
Bir toplumda bıçak taşımak ya da tartıştığı kişiyi bıçaklamak normalleşebilir mi?
Oluyor işte…
Bir dehşet toplumu yaratmak istediğinizde oluyor.
* * *
Ne zamandır Minguzzi davası, “suça sürüklenen çocuk” başlığı üzerinden tartışılıyor. Minguzzi ailesi, 15 yaşından büyük, 18 yaşından küçük olanların artık bu kapsamda olmaması gerektiğini savunuyor, bunun üzerinden kampanya yürütüyor. Hedefleri hem bu yasanın çıkması hem de bir defaya mahsus olsa da yasanın geriye yürütülmesi. Normalde yasa değişip ağır cezalar gelse de kendi davalarını etkilemeyeceğini gayet iyi biliyorlar zira.
Hukukçuların büyük bölümü ya da şöyle özetleyelim, slogan atmayan, makul hukukçuların büyük bölümü, “suça sürüklenen çocuk” meselesinin çetelerden ibaret olmadığını, arkasında evrensel, geniş bir tartışma alanı bulunduğunu, 18 yaşın altındakilerin çocuk sayılmamasının felaketlere yol açabileceğini söyleyip uyarıda bulunuyorlar.
Konu öylesine sert tartışılıyor ki sosyal medyada, 18 yaşın altındakilerin “çocuk” sayılması gerektiğini savunan avukatların ev adresleri veriliyor, linç edilmeleri isteniyor.
“Hain” damgası vurulan avukatlar “katil, terörist, PKK’lı” gibi gösteriliyor.
* * *
Ellerinde silahlar, bıçaklar bulunan, çeteler tarafından kullanılan, suç makinesi haline getirilmiş çocukların ceza indiriminden yararlanmaları sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada tartışma konusu.
Ve bir sorun elbette…
Türkiye’de ise tartışma, “kekolar” boyutuna indirgenmiş durumda. Sosyal medyaya bakarsanız bu çocukların tamamı terörist…
Ciddi ciddi çetelerin PKK tarafından finanse edildiğini, ceza yükseltilirse de sorunun biteceğini savunuyor bir bölüm.
Oysa çetelerin büyük bölümü, bir devlet politikasıyla “dönüştürülen” mahallelerden çıkıyor.
Önce kentsel dönüşümle dağıtılmaya çalışılan, bu da yetmeyince “örgütlerden arındırıyoruz” denilerek mafyanın yerleşmesine göz yumulan mahallelerden…
Biraz araştırdığınızda karşınıza önce yoksulluk, sonra evsizlik, sonra mafya kültürü çıkıyor.
Kafası karışık, erken yoldan zenginleşmek ve isim yapmak isteyen, sorsanız sağcı solcu ama siyasetin hiçbir yönünden anlamayan, mutlaka bıçak taşıyan ve sonradan ellerine silah da tutuşturulan çocuklar.
Geçenlerde o çetelerden birinin mensubu, “İstesek günde 100 çocuğu silahlandırır sokağa salarız” diyordu.
Bu insan kaynağını ceza yasalarıyla azaltmanın mümkün olduğuna inananlar okumamış olmalı…
* * *
Tartışmanın daha vahim iki yönü var.
Sosyal medyada bu tartışmaları kışkırtanlardan bir bölümü belli partilerin mensupları… Bir bölümü de şöhret peşinde koşan, bu mahallelerle ilgili zerre fikri olmayan ancak kalabalığın arkasına saklanıp büyük laflar ederek isim yapacağını düşünen gazeteciler, akademisyenler, aydınlar!
Ünlem şart sonuna…
Bu insanların ne acı çeken ailelerle bir ilgileri var ne de sokaklarla.
Evet, büyük konuşmaya hakkı olanlar var. Çocuklarını çetelerden kurtarmak için çırpınanlar, ağır ceza mahkemelerinde yaşlananlar…
Hayır, empati kurmaya çalışmak bu kadar büyük konuşmak için yetmez. Hele ki o mesafeden, hele ki şöhret niyetiyle…
* * *
Minguzzi davasında, 24 yıl ceza alan iki sanık, sadece 16 yıllarını cezaevinde geçirecek. Bunun dokuz yılı kapalı cezaevinde geçecek. Kalan 6 yılı açık cezaevinde geçirip son bir yıl denetimli serbestlik uygulamasına tabi olacaklar.
Ahmet Minguzzi, hayatını kaybetti ama cinayeti işleyenler 30 yaşında aramızda olacaklar.
Yaralayıcı değil mi?
Bu dava ancak şöyle tatmin edebilirdi toplumu. Pırıl pırıl bir çocuğu öldürenler en yüksek cezayı alır, onları himaye edenler cezalandırılır, etraflarındaki çete ya da benzer yapılanmalar işin içine katılarak en ağır ceza verilir ve adalet biraz olsun sağlanabilirdi. Sistem öyle çalışmıyor… Bakmıyor bile o tarafa.
Peki, bu tablonun Adalet Bakanlığı ve iktidarın üzerinde çalıştığı, TBMM’ye sevk edilen düzenleme ile düzeleceğini mi sanıyorsunuz?
Daha ağır ceza mı alacaklar? Ya da aldıkları ceza “ıslah” olmalarını mı sağlayacak? Ya da sizce daha uzun süre mi cezaevinde kalacaklar?
Kâğıt üzerinde şimdilik evet, pratikte hayır.
Ya daha ağır cezalar söz konusu olsaydı…
Sıcak bir örnek var önümüzde.
Balıkesir’de cezaevinden firar edip, dört kişiyi öldüren Mustafa Emlik’e bakalım… Emlik, bir yetişkin…
Cinayet hükümlüsü Emlik, 22 yıl 3 ay ceza almış. Minguzzi davasındaki cezadan da az.
İnfaz indirimleri sonucu kapalı cezaevinde kalması gereken süre sadece 5 yıl 9 ay…
Ardından açık cezaevine alınması kararlaştırılıyor. Buraya teslim olması gerekirken kaçıyor…
Bir cinayet hükümlüsü dört ay boyunca bulunamıyor!
Öyle saklandığından değil.
Gittiği yer ailesinin yanı, Edremit…
İşe giriyor çalışıyor.
Adresine, yaşadığı ilçeye gidilip bakılmamış bile.
Dört kişiyi öldürdüğü, çatışmada öldüğü gece, halı sahada maç yapanlara bile ateş açıyor.
* * *
İnternette arama yaparsanız, ceza hukuku kitaplarına bakarsanız cinayet hükümlülerinin, yatması gereken sürenin 30 yıl olduğunu görürsünüz.
Öyle mi peki?
2010’dan bu yana tam dört kez, af olmadığı belirtilerek örtülü aflar çıkartıldı.
Kovid indirimleri, infaz indirimleri yapıldı.
Denetimli serbestlik, koşullu salıverme süreleri değiştirildi.
Zaten 2010’dan önce de tablo farklı değildi.
2000’lerde cinayet işleyen, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş kim varsa çıktı.
2010’larda cinayet işleyenler ya çıktı ya çıkmak üzere…
Neden bir kez olsun bu af yasalarına aynı biçimde ısrar etmediniz? Bunları söyleyen, büyük büyük konuşup ailelerin acıları üzerinden prim yapanların neden hiç böyle bir derdi olmadı…
Neden Ogün Samast, “suça sürüklenen çocuk” sayılırken aynı derdiniz olmadı ya da…
Bütün bu örtülü örtüsüz afların yenisi olmayacak mı sanıyorsunuz?
Bir infaz adaleti var mı, sistemli olarak çıkartılan aflar bitti mi, bitecek mi sanıyorsunuz?
Bitmedi ve bitmeyecek…
* * *
Mesele “suça sürüklenen çocuk” kavramı değil, hiç olmadı.
Suç şebekeleri dün de çocukları kullanıyordu, bugün de… Ancak belki bütün çocukların elinde silah, bıçak yoktu… Çocuklar mafya olmak hayalleri kurmuyor, kolay yoldan zenginleşmeyi ummuyor, “isim yapmak” peşinde koşmuyordu.
Asıl mesele bu ülkenin çocuklarının nasıl olup da bu hale geldiği, hangi ortamın bunu sağladığı…
Ama bu sosyolojik boyutu da geçelim.
Bıçağın nasıl gündelik bir suç aleti haline geldiğine bakalım.
Konya’da dün mendil kapmaca oyununda çıkan kavgadan sonra 16 yaşındaki çocuk akranlarınca bıçaklandı. Okul arkadaşları tarafından…
Bültenleri tararsanız onlarca benzer olayı görürsünüz.
Suça sürüklenen çocuk kavramını ortadan kaldırıp, yetişkin cezaları da verseniz fark etmiyor. Üç beş yıl içinde en ağır suçları işleyenler çıkıyorlar.
Peki çocuklar nasıl bu hale geldiler ve geliyorlar?
Neden herkesin elinde bıçak var ve önüne gelene o bıçağı rahatça sallıyor.
* * *
Ya da kavramların içini boşaltıp, belli mensubiyetlerle, sıfatlarla suçu ve suçluyu tanımlayıp, sonra ne yapacaksınız?
Isınmak için tinerle soba yakarken yanarak ölen 16 yaşındaki çocuk, çocuk işçi sayılmayacak mı misal?
Basın açıklaması için, sözünü söylemek için sokağa çıkıp, demokratik hakkını kullanırken gözaltına alınan liseliler, çocuk sayılmayacak mı?
16 yaşında saldırıya uğrayan kızlar, 17 yaşında saldırıya uğrayan erkekler…
Nereden tutuyorsunuz meseleyi…
Asıl mücadele edilmesi gerekenin sokakların mafyalaştırılması, çeteleşmeye izin verilmesi, bir şiddet toplumu yaratılması olduğunu görmek bu kadar zor mu?
Ve çıkartılması gereken kanun yeni ve adaletli bir İnfaz Kanunu… Aflarla eğilip bükülmeyecek, siyasi hesaplara kurban verilmeyecek, biraz olsun adaleti sağlayacak bir kanun. Devlet, durmadan kendini değil yurttaşını korumaya kafa yormalı bu kanunla, onları korumalı… Sosyal medya mesajı paylaşanı değil, katilleri cezalandırmalı… Kimse kader mahkumu değil…
* * *
Ama bunları söylemek yerine kalabalığı kışkırtmanın kolaylığını seçenler var. Doğrusunun ne olduğunu bile bile…
Yaşamını yitirenlerin ailelerini, yakınlarını, dostlarını kastetmiyorum elbette. Onlar ceza adaletine güvenmemekte, ağır cezalar istemekte sonuna kadar haklı. Bu af düzeninde en ağır cezanın anlamının bile ne olduğunu gayet iyi biliyorlar.
Öfkeyle klavyeye sarılan ve sorunu “Kürt çocuklar” meselesi sayanlar bile değil mesele…
Asıl mesele utanmayanlar!
Bir gecede taraf değiştirenleri, dün söylediğinin tam aksini söyleyenleri kanıksadık artık, ayıplamak ya da yüze vurmak bile gelmiyor insanın içinden.
Utanmak duygusunu kaybedip, bir sınırı geçenler için geriye dönmek çok mümkün değil.
Ama bir de gerçekten biraz olsun utanması gerekenler ve başkası adına utanmak var.
Ve bazen utanmak gereklidir ve bir toplumu iyileştirebilmek için çok işe yarar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!