Antony Loewenstein
Avrupa’da İsrail etkisinin güçlenmesi tarihsel açıdan tuhaf bir dönüm noktası ve çözümlenmemiş bir çelişkinin işareti. Yahudi soykırımında Yahudilerin öldürülmesinin ardından Almanya, Avrupa’daki en istikrarlı İsrail yanlısı ülke ve Yahudi devletinin en büyük ticari ortağı haline geldi. Almanya Şansölyesi Angela Merkel Ekim 2021’de görevinden ayrılmasından önce gerçekleştirdiği son yurtdışı ziyaretlerinden birini İsrail’e düzenledi; on altı yıllık yönetim süresince Merkel’in ülkeye gerçekleştirdiği sekizinci geziydi bu. Merkel Batı
Şeria veya Gazze’yeyse hiç gitmedi. Eski şansölye, Filistinlilerle yaşanan çatışma için önerdiği iki devletli çözümü İsrail’in benimsememiş olmasına rağmen Yahudi devletini övüyordu; “İsrail’in güvenliği meselesi tüm Alman hükümetleri için her zaman en önemli konulardan biri olacak”tı.
İsrail ile aralarında kökleri tarihsel uzlaşı ve bağışlamaya uzanan duygusal bir bağ olduğunu vurgulayan Merkel, Kudüs’teki Yahudi soykırımı anıtında yer alan konuk defterine şöyle yazmıştı: “İşlenen insanlık suçlarının ardından Yahudilerin yeniden Almanya’da bir yaşam kurması muazzam bir güven işaretidir, bunun için minnettarız.”
Filistin laboratuvarının başarısı, yeterince ülkenin bunun temelindeki önermeye inanmasına bağlı. Baskıcı rejimlerin İsrail’in uyguladığı baskıcı stratejiyi taklit etmek istemeleri, bunu da kendi ülkelerindeki istenmeyen veya muhalif topluluklara zulmetmek için İsrail teknolojilerini kullanarak yapmaları şaşırtıcı olmasa da, Yahudi devleti diplomatik ve askeri potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için Batı’nın, özellikle de ABD’nin hemen ardından en çok Almanya’nın onayına ihtiyaç duyuyor. İsrail II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın yerle yeksan olan imajını düzeltmesine yardımcı olurken Berlin de (birbirini takip eden Alman hükümetlerince yok hükmünde olan) Filistinlileri zalimce işgal eden bir ülkeye meşruiyet atfediyor. Almanya’nın, İsrail’in savunma ekipmanından gittikçe daha çok satın alması tarihsel günahlarının bir nevi kefareti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Ağustos 2022’de Almanya’ya yaptığı ziyarette Şansölye Olaf Scholz’un yanında konuşurken, İsrail’i Filistin halkına karşı “elli soykırıma bedel” bir suç işlemekle itham etti. Alman hükümeti bu yoruma öfkelense de sergilenen ikiyüzlülük ayan beyan ortadaydı: Bitmek bilmeyen bir işgal altında olmalarına rağmen özür dilemesi gerekenler yine de Filistinliler.
Almanya’nın İsrail’le yaşadığı bu yakın ilişki tehlikeli hatta absürd bir seviyeye ulaştı. Medya kuruluşu Deutsche Welle, 2022 yılında davranış kurallarını güncelleyerek tüm çalışanların organizasyon adına konuşurken hatta kendi düşüncelerini belirtirken dahi “İsrail’in var olma hakkını desteklemek” zorunda olduklarını, aksi halde işten çıkarılmayla sonuçlanabilecek bir ceza alabileceklerini belirtti. İsrail Ordusu’nun, Mayıs 2022’de Batı Şeria’daki Cenin şehrinde Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’yi vurarak öldürmesinin ardından Alman polisi Berlin’de gerçekleştirilmek istenen barışçıl bir anmayı yasakladı; Alman yetkililer bu yasak için “muhtemel” şiddet eylemleri ve Yahudi karşıtı bir mesaj verme riskini gerekçe gösterdi. Protestocular yasağı görmezden gelip hem Ebu Akile’yi hem de Nakba’yı anmak için sokaklara çıktığında polis Filistin’le dayanışma içinde olan 170 kişiyi tutukladı.
Almanya’da yaşayan Filistinli Majed Abusalama polisin kendisine saldırdığı hakkında bir tweet attı. “Filistin kefiyesi taktığımız için ırkçı Alman polisinin şiddetine maruz kaldık. Polis saldırısında omuzum yerinden çıktığı için gittiğim hastaneden bir saat önce kolum askıda çıktım,” diye yazıyordu Abusalama. “Berlin’de Filistin’e dair her şeye karşı olan yeni bir dalga yükseliyor. Tam bir delilik.”
[Filistin Laboratuvarı, İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor? Antony Loewenstein, Çeviren: Özlem Özarpacı, Eylül 2024, Metis]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!