Onur Demirci
Türkiye’de gençler arasında yaygınlaşan geleceksizlik duygusu, uzun süre bireysel ruh hâlleriyle ya da “gençliğe özgü karamsarlıkla” açıklanmaya çalışıldı. Ancak son yıllarda art arda yaşanan genç intiharları, bu açıklamaların yetersizliğini acı biçimde ortaya koydu.
Yaşamdan vazgeçen bireylerin ardından yapılan değerlendirmeler, çoğunlukla psikolojiye, aile ilişkilerine ya da kişisel kırılganlıklara odaklandı. Oysa bu ölümler, tek tek bireylerin iç dünyasına sıkıştırılamayacak kadar düzenli, yaygın ve toplumsal bir zeminde ortaya çıkıyor. Geleceksizlik, burada bir his değil maddi koşullar tarafından üretilen bir gerçeklik…
Türkiye’de gençler uzun yıllar boyunca eğitimle sınıfsal yükselmenin mümkün olduğuna inandırıldı. Okumak, çalışmak ve sabretmek; karşılığında ise güvenceli bir iş, insanca bir yaşam ve zamanla iyileşen koşullar vaat edildi. Bugün bu vaadin büyük ölçüde çöktüğü görülüyor. Üniversite mezunu işsizliği kitlesel bir olguya dönüşmüş durumda. Mezuniyet birçok genç için bir başlangıç değil güvencesizliğin resmî başlangıç noktası anlamına geliyor. Diplomalar değer kaybederken, gençler borçla, geçici işlerle ve belirsizlikle hayata tutunmaya çalışıyor.
İstihdam alanındaki dönüşüm, geleceksizlik duygusunu daha da derinleştiriyor. Gençler çoğunlukla düşük ücretli, güvencesiz ve geçici işlerde çalışıyor. Staj, proje bazlı çalışma, yarı zamanlı ve kayıt dışı istihdam, genç emeğin “normal” biçimleri hâline gelmiş durumda. Bu koşullar altında barınma, bağımsız yaşam kurma ya da uzun vadeli planlar yapma ihtimali giderek ortadan kalkıyor. Gelecek, somut bir zaman ufku olmaktan çıkıp sürekli ertelenen, belirsiz bir beklentiye dönüşüyor.
Bu yapısal durum, güçlü bir ideolojik çerçeveyle destekleniyor. Türkiye’de gençlere sistematik biçimde bireysel sorumluluk söylemi dayatılıyor. İşsizliğin nedeni piyasa koşulları değil “yetersiz nitelik”, güvencesizliğin nedeni sermaye politikaları değil “esnekliğe uyum sağlayamamak” olarak sunuluyor. Böylece ortak bir toplumsal sorun, bireysel bir eksiklik gibi algılanıyor. Bu yaklaşım, gençlerin yaşadığı çıkışsızlığı politik bir mesele olarak kavramasını da zorlaştırıyor. Geleceksizlik kişisel bir başarısızlık gibi gösterildikçe, düzenin kendisi tartışma dışı kalıyor.
İntiharların bu bağlamda ortaya çıkışı rastlantısal değildir. Yaşamını sürdürebileceğine, emeğinin karşılığını alabileceğine ve yarınını kurabileceğine dair inancını yitiren birey, zamanla kendi varlığını da değersiz hissetmeye başlayabiliyor. Bu noktada intihar, anlık bir karar ya da bireysel bir zayıflık olarak değil uzun süreli bir çaresizlik hâlinin uç noktası olarak karşımıza çıkıyor. Aynı toplumsal koşullar altında yaşayan binlerce gencin benzer duygularla boğuştuğu bir ülkede, bu ölümleri yalnızca “kişisel sorunlar”la açıklamak gerçeği örtmek anlamına geliyor.
Türkiye’de intihar vakalarının ardından yapılan resmî ve medyatik açıklamalar, sorunu çoğu zaman depolitize ediyor. Ruh sağlığına yapılan vurgular önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değil. Çünkü umutsuzluk bireysel bir uyum sorunu değil toplumsal olarak üretilen bir durum. Gelecek fikrinin sistematik biçimde aşındırıldığı, genç emeğin değersizleştirildiği ve yaşamın sürekli olarak güvencesizleştirildiği bir düzende, bazı bireylerin bu yükü taşıyamaması şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan, bu sonuçların hâlâ tesadüf gibi sunulmasıdır.
Gençler arasında yaygınlaşan “gitme” isteği de bu bağlamda anlam kazanıyor. Yurtdışına çıkmak çoğu zaman geleceksizliğe karşı tek çıkış yolu olarak görülüyor. Ancak bu eğilim sorunun kaynağını ortadan kaldırmıyor, yalnızca bireysel bir kaçış anlatısı üretiyor. Genç emeğin küresel ölçekte güvencesizleştiği bir dünyada, mekân değişikliği yapısal sorunları çözmüyor. Türkiye’den giden birçok gencin deneyimi, geleceksizliğin yalnızca biçim değiştirdiğini gösteriyor.
“Geleceksizlik öldürür” sloganı nasıl ki böyle bir gerçeğin ifadesiyse “bu gerçeğe karşı örgütlenmek ve mücadele etmek, dayanışmayı büyüterek bireyi yıkılmak istendiği hücreden çıkarmak da yaşatır” da hayatın anlamlı ve değerli kılınmasının reçetesidir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!