6 Şubat Anadolu Katliamı: Yerdeki Çatlaktan Uluslararası Sermaye Çıkıyor



Depremden etkilenen 11 ildeki 242 konteyner kentte 360 bin 455 kişi yaşamını sürdürmeye çalışırken, 6 Şubat’tan sonra yaşanan onca yıkıma ve acıya rağmen, depremden en az hasarla çıkan yine şirketler oldu


Kansu Yıldırım

Türkiye’yi derinden sarsan ve büyük acılara neden olan, 14 milyondan fazla insanı etkileyen, resmi açıklamalara göre 53 binden fazla insanın hayatını yitirdiği 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Kamu kurumları, okullar, hastaneler, ticari işletmelerin aralarında bulunduğu 39 binden fazla bina yıkıldı. Yıkımlar ve ölümler dışında 11 ilin nüfus ve demografik yapısı da büyük oranda değişti; 3 buçuk milyondan fazla insan deprem illerinden Ankara, İstanbul, Antalya, Bursa, İzmir, Mersin, Elâzığ, Muğla ve Kocaeli’ye göç etti.

Soma Maden Katliamı’na “fıtrat” diyenler 6 Şubat depremlerine de “asrın felaketi” adını taktı. İktidar ve yandaş basın, yıkımı bir tür “doğallık” ve “olağanlık” içerisinde kadercilikle sunarak depremin sınıfsal boyutunu gizlemeye çalıştı.

Deprem, yer kabuğunu etkileyen fiziksel bir hareket olmasına karşılık etkilerini bu denli ölümcül hale getiren sermaye hareketinin kendisidir. Korkut Boratav’ın veciz ifadesiyle “sermayenin sınırsız tahakkümü” diye tanımladığı, sermaye birikiminin akışkanlığını korumayı amaçlayan, finans, toprak ve rant ilişkisine göre şekillenen ekonomi ve imar politikaları “asrın gerçek felaketi”dir.

6 Şubat depremleri sermayenin topografyasını da etkiledi çünkü deprem bölgesi; Türkiye kapitalizminin emek yoğun sektörler eşliğinde büyüme stratejisinin şiddetli biçimde uygulandığı, küresel meta üretimine düşük ücretlerle eklendiği, kayıt dışı ve enformel çalışmanın yaygın olduğu, göçmen ve çocuk emeği ile ucuz emek rezervlerinin çeşitlendirildiği 120 bin kilometre karelik geniş bir üretim ve sömürü coğrafyası. Buna karşılık Kahramanmaraş’ın, Gaziantep’in, Adıyaman’ın, Hatay’ın, Malatya’nın ve öteki kentlerin derme çatma binalarında yaşayan emekçiler, kapitalist üretim ilişkilerinin bir girdi kalemi gibi istiflendikleri çürük binalarda ölüme terk edildi.

İktidar ve patronlar, depremin sermaye birikim dinamikleri üzerindeki etkilerine diğer boyutlarına nazaran fazla odaklandı. 6 Şubat’ı “afet kaynaklı en büyük ekonomik kayıp” olarak tanımlayan Strateji ve Bütçe Başkanlığının raporundaki verilere göre depremin maliyeti 103.6 milyar dolar. Bu da milli gelirin yaklaşık yüzde 9’una denk geliyor.

2023 yılında yayımlanan “Kahramanmaraş ve Hatay depremleri raporu”na göre depremin yaşandığı 11 ildeki 38 OSB’de 4 bin 997 fabrikada yaklaşık 550 bin işçi çalışırken, deprem bölgesindeki illerin toplam milli gelirden aldığı pay yüzde 9.8 idi.

Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşunun güncel verilerine göre başta Gaziantep ve Adana olmak üzere 60 OSB’de 5 bin 244 fabrika faaliyet gösteriyor. Türkiye genelinde OSB’lerde üretim yapan toplam 68 bin 933 fabrikanın yüzde 7.6’sı deprem bölgesinde.

Deprem bölgesindeki imalat sanayi kuruluşları kapasite kullanımında şu anda Türkiye ortalamasının üzerine çıkmış durumda. Sanayide toplam elektrik tüketimi 2023’ten 2025’e yüzde 5.5; doğal gaz tüketimi yüzde 29.8 arttı.

Benzer bir eğilim TOBB’nin ticaret istatistiklerinde gözlemlenebiliyor. Depremden bir yıl sonra 2024 yılında 12 bin 460 şirket kurulurken, 2025 yılında bu rakam 12 bin 900’e yükseldi. 11 ilde kurulan şirket sayısı da Türkiye ortalamasını geçti. 2025’te kurulan şirket sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3.5 artarken, Türkiye genelinde kurulan şirket sayısı 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 1.5 azaldı.

Bölgede tekstil ve hammaddeleri, hazır giyim ürünleri, hububat, bakliyat, yağlı tohum, çelik, tarım ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ihracat performansları artıyor. Strateji ve Bütçe Başkanlığının 2026 yılında hazırladığı “Kahramanmaraş ve Hatay depremleri yeniden imar ve gelişme raporu”nda deprem bölgesindeki 11 ilin toplam ihracatının 2023 yılında 22.9 milyar dolara, 2024 yılında 24.2 milyar dolara, 2025 yılında ise 25 milyar dolara yükseldiği bilgisi yer aldı.

Bu dönemde ihracatını artıran iller; Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Kilis ve Osmaniye oldu. 2025 yılında ülke genelinde imalat sanayii ihracatı 2023 yılına göre yüzde 6.9 artarken, deprem bölgesi bir kez daha Türkiye ortalamasının üzerine çıkarak, ihracatını yüzde 8.8 oranında artırdı.

Deprem bölgesinde sermayenin yeniden yapılanmasının ve faaliyete geçmesinin en önemli motivasyonu teşvikler, destekler, vergi borcu silme, kredi ve borç taksitlendirmeleri gibi doğrudan ve dolaylı olarak sunulan finansal desteklerdir.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2026 yılı bütçe sunumunda bu desteklerden bazıları paylaşıldı. Bakanlık üzerinden OSB’ler ve sanayi sitelerine sağlanan kaynak 23 milyar TL’ye ulaştı. 1584 yatırım için teşvik belgesi düzenlendi; Kahramanmaraş, Gaziantep ve Malatya’da 936 işyerinin inşası Bakanlık tarafından yapılmıştır.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından şubat-aralık 2025 döneminde deprem bölgesinde imalat sanayisi yatırımlarına ilişkin 476.8 milyar lira sabit yatırım tutarı öngörülen toplam 4 bin 88 teşvik belgesi düzenlendi.

Depremlerden etkilenen bölgelerde KOBİ’lerin canlandırılmasına yönelik “Türkiye deprem sonrası mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin canlanması projesi” kapsamında 69 bin 951 şirkete 47.9 milyar TL destek ödemesi yapıldı.

Küçük sanayi sitesi ve müşavirlik yatırımları kapsamında 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 13.6 milyar TL harcanmış; KOSGEB tarafından KOBİ’lere 2.9 milyar TL, kalkınma ajanslarınca 1.08 milyar TL destek ödemesi gerçekleştirildi. 2025 sonu itibarıyla deprem bölgesinde sermayeye aktarılan destek ve finansman tutarı 17 milyar 627 milyon TL oldu.

Deprem bölgesinde sermaye kompozisyonu ve üretim göstergeleri iyileşirken, istihdamdaki 4 milyon 324 bin işçinin yüzde 37.1’i kayıt dışı. Bölgede ücret ortalaması ise asgari ücret ve yakın ücret seviyesinde.

Büyük çoğunluğu konut/altyapı inşaatı, barınma, tarımsal destek ve OSB’lere ayrılan kaynağın yeterli olmaması depremden etkilenen illerdeki üretimin ve ihracatın eski temposuna dönmesi için dış finansman girişini de hızlandırdı.

Dünya Bankası tarafından 2023 yılında KOSGEB’e KOBİ’lerin toparlanması ve iş sürekliliğinin sağlanması için 450 milyon dolar tutarında kaynak sağlandı. 2024 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına 600 milyon dolar, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasına (TKYB) istihdamın korunması ve ilave istihdam yaratılması için KOBİ’lere ve büyük ölçekli işletmelere uzun vadeli finansman sağlanması maksadıyla 523.4 milyon dolar kaynak temin edildi.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), bölgenin yeniden imarı için kamu ve özel sektöre yönelik 1.5 milyar avroluk finansman paketi oluşturdu, bunun 1 milyar avrosu bankalara, bölgedeki özel sektör projelerine, KOBİ’lere ve yerel bankalara aktarıldı.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankasına (TSKB) Japon Uluslararası İşbirliği Bankası tarafından 200 milyon dolar, Uluslararası İslami Ticaret Finans Kurumundan (ITFC) 50 milyon dolar tutarında finansman destekleri verildi.

Asya Kalkınma Bankasından (AKB) 2025 yılında “deprem sonrası toparlanmayı hızlandırmak, dayanıklılığı artırmak ve istihdam yaratımını güçlendirmek amacıyla ihracat odaklı işletmelerin uzun vadeli finansmanla desteklenmesi” projesi kapsamında Eximbank’a Hazine geri ödeme garantisi altında 587.8 milyon dolar kredi verildi.

Deprem finansmanı kapsamında Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı tarafından 2023 yılında KOSGEB’e yaklaşık 138.4 milyon dolar kredi sağlandı.

İslam Kalkınma Bankası, Hazine ve Maliye Bakanlığıyla deprem bölgesine yönelik finansman anlaşması kapsamında 100 milyon dolar finansman sağladı. Bu finansman, ihracatçıların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kullanıldı.

Depremden kaynaklı zararların ve hasarların onarılması ve telafi edilmesi için şu ana kadar sağlanan dış kaynak tutarı 8.7 milyar dolara yaklaştı, bu finansmanın yaklaşık yarısı ihracatçıların ve reel sektörün desteklenmesi amacıyla kullanıldı.

Depremden etkilenen 11 ildeki 242 konteyner kentte 360 bin 455 kişi yaşamını sürdürmeye çalışırken, 6 Şubat’tan sonra yaşanan onca yıkıma ve acıya rağmen, depremden en az hasarla çıkan yine şirketler oldu. Tam da bu yüzden depremler salt doğa olayı değil, sınıf ilişkilerinin dışavurumudur.

Evrensel