Futbolun sadece futbol olmadığına bir kez daha tanık olduk. Çoğu futbolcunun ve tribünlerin “siyaset yapmıyoruz” maskesi altında iktidar yalakalığı ve faşizmin çığırtkanlığını yapmasının yabancısı değiliz. Her hafta, neredeyse her gün bu yozlaşmanın yeni bir örneğiyle karşılaşıyoruz. Bu örnekler endüstriyel futbol futbolun borsada değil arsada güzel olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor.
Bugüne dek toplumsal konularda ilerici tutumlarıyla tanınan BJK Çarşı taraftar topluluğunun, Amedspor’un düzenlediği iftar yemeğine katılan taraftarlar için devlet diliyle ırkçı bir açıklama yapması ve anti faşist taraftarların tepkisiyle açıklamayı silmesi, Liverpoollü oyuncu İbrahim Konate’ye yönelik Galatasaray taraftarlarının isyan ettiren ırkçı yorumları ve Fifa’nın soykırımcı İsrail’in sırtını sıvazlaması, mücadelenin yeşil sahalardan ibaret olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Yazarımız Serhat Tuna’nın konuyla ilgili yazısını güncel öneminden dolayı yeniden yayımlıyoruz.
***
Serhat Tuna
Simon Kuper’in “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” kitabında belirttiği gibi, futbol sadece bir spor değil aynı zamanda derin politik, sosyal ve kültürel anlamlar taşıyan bir alandır. Bu bağlamda, Almanya’da Bozkurt işareti etrafında dönen tartışma, futbolun bu çok yönlü yapısının belirgin bir örneğidir.
Türkiye’nin Zaferi ve Bozkurt Tartışması
Avrupa Kupası’nda Türkiye’nin Avusturya’yı 2-1 mağlup etmesinin ardından, ZDF’nin canlı yayınına yansıyan Bozkurt işareti, Alman kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu olay, futbolun bir galibiyetin ötesine geçip siyasi ve ideolojik sembollerle nasıl bütünleşebileceğini gözler önüne serdi. Türk milliyetçiliğinin ve ülkücü faşist hareketin sembolü olan Bozkurt işaretinin Almanya’da sahada ve tribünlerde görünmesi, sadece bir kutlama değil politik bir mesaj olarak algılandı.
Futbol ve Sosyal Medya
Tam da Sivas Katliamı’nın yıldönümünde, Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı goller sonrası Bozkurt işareti yapması ve bunu sosyal medyada paylaşması, futbolun sahada olduğu kadar dijital platformlarda da politik bir araç olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu olay, futbolcuların bireysel kimliklerinin ve siyasi duruşlarının, global bir kitleye sosyal medya aracılığıyla nasıl yayılabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Bu hareketin ne anlama geldiğini bilmediğini iddia eden Demiral, “Türk olduğum için çok gururluyum, jestin amacı da buydu” diye kendini savundu.
Yasaklar ve Semboller
Bozkurt işareti Fransa’da yasaklı iken Avusturya’da ise sadece işareti yasaklanmıştır. Almanya’da gamalı haç, SS, “Heil Hitler” selamı gibi semboller yasaklanmışken, Bozkurt işareti henüz bu listede yer almamaktadır. Ancak ülkücü hareketin Almanya’daki aşırı sağın bir parçası olarak görülmesi, bu tür sembollerin yasaklanması konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Entegrasyon ve Eğitim
Almanya’daki faşist ülkücü hareketin varlığı, entegrasyon ve eğitim politikalarının yetersizliği ile de ilişkilidir. Simon Kuper kitabında futbolun toplumdaki çatışmaları ve gerilimleri yansıttığını söyler. Almanya’daki Türk kökenli gençlerin eğitime ve entegrasyona erişimlerinin yetersizliğinin, bu gençlerin ırkçı hareketlere yönelmesine zemin hazırladığını da anmak gerekir.
Kültürel ve Sosyal Dinamikler
Almanya’da yaşanan Bozkurt tartışması, sadece Türk milliyetçiliği ile sınırlı değil. Avusturya taraftarlarının “Ausländer raus” sloganları, Almanya’da artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın bir yansımasıdır. Simon Kuper’in de belirttiği gibi, futbol, toplumdaki geniş sosyal ve kültürel dinamiklerin bir aynasıdır ve bu dinamikler, bazen sahada, tribünlerde ve sokakta çatışma olarak ortaya çıkabilir.
Irkçılık ve Futbol
Son yıllarda futbol sahalarında yaşanan ırkçı saldırganlık, spor dünyasında büyük yankı uyandırdı ve birçok oyuncu bu tür saldırıların hedefi oldu.
Vinícius Júnior Olayı: Real Madrid’in Brezilyalı oyuncusu Vinícius Júnior, İspanyol La Liga’da defalarca ırkçı saldırılara maruz kaldı. Özellikle Valencia ile oynanan bir maçta taraftarlar tarafından yoğun bir şekilde ırkçı hakaretlere uğradı. Vinícius, bu olayların ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda, İspanyol futbolunda ırkçılığın yaygın olduğunu ve yeterince önlem alınmadığını belirtti. La Liga’nın ve İspanyol futbol federasyonunun bu konuda yeterli yaptırımları uygulamadığını eleştirdi.
Mike Maignan Olayı: AC Milan’ın kalecisi Mike Maignan, Udinese ile oynanan bir maçta ırkçı saldırılara maruz kaldı. Maignan, taraftarların kendisine maymun sesleri çıkardığını belirtti ve maç kısa bir süreliğine durduruldu. Maignan, sosyal medyada yaptığı açıklamada, futbol dünyasında bu tür olayların sıklıkla yaşandığını ve yeterli önlemlerin alınmadığını ifade etti. Ayrıca, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun bu tür olaylar yaşandığında maçların otomatik olarak kaybettirilmesi gerektiğini önerdiği belirtildi.
Samuel Umtiti Olayı: Lecce’de forma giyen Samuel Umtiti, İtalya Serie A’da oynanan bir maçta ırkçı saldırılara uğradı. Taraftarların ırkçı hakaretleri karşısında gözyaşlarına boğulan Umtiti, bu tür olayların futbolun içinde yer almaması gerektiğini vurguladı. İtalya’da da bu tür olaylar sıkça yaşanmakta ve futbolcular bu konuda daha sıkı önlemler alınmasını talep etmektedir.
Amedspor’a Dönük Irkçı Saldırılar
Türkiye’de de Amedspor, Kürt kimliği ve politik duruşuyla bilinen bir spor kulübü olarak, defalarca ırkçı saldırıların hedefi oldu. Özellikle deplasman maçlarında (Sakarya, Bursa) taraftarlar ve bazen rakip takım oyuncuları tarafından yoğun hakaret ve saldırılara maruz kaldılar. Amedspor yetkilileri, bu saldırıların yalnızca spor sahalarında kalmayıp, sosyal medyada da devam ettiğini ve yeterli cezai yaptırımların uygulanmadığını belirterek bu durumu kınamışlardır.
İşçi Sınıfı ve Sosyal Adalet Yanlısı Kulüpler
Bunun yanında, işçi sınıfından yana tavır sergileyen ve sosyal adalet konusunda hassasiyet gösteren bazı futbol kulüpleri de dikkat çekmektedir. Bunlar arasında Barcelona, FC St. Pauli, Osasuna, Celtic, Atalanta, Empoli, Athletic Bilbao, Fiorentina, Amedspor gibi kulüpler bulunmaktadır. Bu kulüpler, yalnızca sahada değil, toplumsal alanda da sosyal adaleti savunmakta ve bu doğrultuda hareket etmektedirler.
Arjantin 1978 Dünya Kupası ve Askeri Diktatörlük
Simon Kuper’in kitabında, futbolun politik ve sosyal bağlamda nasıl kullanıldığına dair birçok çarpıcı anekdot yer alır. Özellikle Arjantin’deki askeri faşist diktatörlük döneminde futbolun nasıl bir propaganda aracı olarak kullanıldığına dair bölümler oldukça etkileyicidir. 1978 Dünya Kupası’nın ev sahipliğini üstlenen Arjantin, General Jorge Rafael Videla’nın liderliğindeki cunta tarafından halkın dikkatini dağıtmak ve ulusal birliği sağlamak amacıyla kullanılmıştır.
Bu turnuva, cunta yönetimi için büyük bir propaganda fırsatıydı. Stadyumlar yenilendi, büyük yatırımlar yapıldı ve ülke genelinde futbol coşkusu yaratıldı. Arjantin milli takımı, ev sahibi olmanın avantajını kullanarak turnuvayı kazanmayı başardı. Ancak bu zaferin arkasında, rejimin acımasız yüzü saklıydı. Kuper, bu dönemi şöyle anlatır:
“Videla ve cuntasının, futbolu nasıl kendi amaçları doğrultusunda manipüle ettiklerini görmek, futbolun sadece bir oyun olmadığının en bariz örneklerinden biridir. Askeri rejim, Dünya Kupası’nı kullanarak, ülkede işlenen insan hakları ihlallerini ve politik baskıyı gizlemeye çalıştı. Halkın futbol sevgisi, bir süreliğine de olsa rejimin gölgesinde kaldı.”
Arjantin’in finalde Hollanda’yı yenerek dünya şampiyonu olması, ülke genelinde büyük bir coşku ve kutlama yarattı. Ancak bu zafer, aynı zamanda rejimin baskı ve zulüm politikalarını örtbas etmek için kullanılan bir perdeydi. Kuper, bu durumu şu sözlerle özetler:
“Futbol, Arjantin’de birleştirici bir güç olmanın ötesine geçerek, bir propaganda aracına dönüştü. Dünya Kupası zaferi, milyonlarca Arjantinli için bir gurur kaynağıydı, ancak bu gururun arkasında kan ve gözyaşı vardı.”
Bu bağlamda, Almanya’daki Bozkurt işareti tartışması da futbolun sadece bir oyun olmadığını, aynı zamanda politik ve sosyal mesajların sahnelendiği bir alan olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!