Ekmeğimiz, Onurumuz, Özgürlüğümüz için 1 Mayıs’a!



1 Mayıs’ın ruhunu mücadele oluşturur!.. Gücümüzü ve kararlılığımızı sınıf düşmanlarımıza göstermek oluşturur!.. 1 Mayıs, burjuvazi ve devletinin çizdiği sınırlara hapsedilemez!.. Ekmek, onur, özgürlük için 1 Mayıs’ta alanlara! Emperyalistler arası savaşa karşı sınıf mücadelesiyle dikilmek için 1 Mayıs’ta alanlara!


Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günümüz olan 1 Mayıs’ı eriyen ücretler, büyüyen işsizlik, her geçen gün daha da kuralsızlaşan sömürü koşullarında karşılıyoruz. İfade, eylem ve örgütlenme özgürlüklerinin çoktandır kağıt üzerinde bile anlamı kalmadı.

Emperyalist kapitalist sistem tıkanmış durumda. Burjuvazi çıkışı dünyayı yeniden paylaştığı savaşlarda, daha fazla zorbalıkta, emeği iliğine-kemiğine kadar sömürmekte arıyor. Doğanın, ormanların, denizlerin, havanın canına okuyor. Dünyayı her geçen gün biraz daha yaşanmaz hale getiriyor.

Türkiye’de de durum farklı değil. Emeği açlığa mahkum eden ücret ve maaşlarla yetinmemiz isteniyor. Genç olanlarımız dahi bu düzen içinde bir gelecek umudunu kaybetti. Meslek liselileri MESEM kılıfıyla sömürü bıçaklarının altına yatıranlar işçinin çocukluğunu yaşayamayacağını bir kez daha hatırlatıyorlar.

Kadın cinayetleri ailenin merkeze konulduğu kadın düşmanlığının kışkırtılmasıyla tırmandıkça tırmanıyor. Kürtsek, bırakalım eşitliği, dilimizde konuşup türkü söylediğimiz zaman bile saldırıya uğrayıp karakollara çekiliyoruz. Emperyalistler ve işbirlikçilerinin cehenneme çevirdiği topraklardan göçüp gelenlerimizin hali çok daha perişan. Maden yağmasına karşı toprağını, suyunu, zeytinliğini korumaya çalışan köylü kardeşlerimiz neredeyse her gün jandarma dayağı yer tutuklanırken madenlerde, inşaatlarda, atölyelerde onlarca işçinin kanına giren patronların kılına dokunulduğunu görmedik.

Çoğumuz eve ekmeği bile zor götürüyoruz. Ama hak aramaya kalktığımızda jandarması-polisi- valisi-kaymakamı-mahkemesi karşımıza dikiliyor. Sendikalaşmamız suç sayılıyor, grev ve direnişlerimiz yasaklanıyor, mücadeleci sendikacılarımız tutuklanıyorlar. Ama şunu tarihimizden de biliyoruz: Zoru zor söker!.. Üstelik bugün de tüm baskı politikalarına rağmen bizi teslim alamamaları sınıf düşmanlarımızın en büyük derdi.

Önümüzde 1 Mayıs var! 1 Mayıs dünyanın her yerinde işçi sınıfın birlik, dayanışma ve mücadele günü. Emekçilerin birliğine ve dayanışmasına bugün elbette her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Daha fazla yan yana gelmeli, kitlesel kutlamalıyız 1 Mayıs’ı. Buna kim karşı çıkabilir?.. Ama ille de mücadele!.. 1 Mayıs’ın ruhunu mücadele oluşturur!.. Gücümüzü ve kararlılığımızı sınıf düşmanlarımıza göstermek oluşturur!.. 1 Mayıs, burjuvazi ve devletinin çizdiği sınırlara hapsedilemez!.. Bu mücadeleyi büyütmek için bizleri oyalayarak 1 Mayıs’ı belirsizliğe mahkum eden sendika bürokratlarının peşine takılmamak gerekir.

Biz 2026 1 Mayıs’ına hazırlanırken, burjuvazi ve uşakları Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine hazırlanıyor. Söz konusu zirvede NATO’dan icazet alarak Ortadoğu’daki gerici rollerini pekiştirmeye hevesleniyorlar. Bu rol emekçiler açısından daha fazla zulüm ve sömürü demektir. Onlarca yıl yok sayılan Kürtleri daha fazla baskı altına alma, ilhak edilmiş dört parçada yayılan ve tüm Ortadoğu’da devrimci rüzgarlar estiren Kürt özgürlük arayışını daha fazla ezme girişimidir. Maksatları bizi kendi davamızdan daha fazla uzaklaştırmak, şovenizm zehriyle kölelik zincirlerimizi sıkılaştırmaktır.

Türkiye’nin İran Savaşı’nda attığı adımlar da bu planla uyumludur. İran Savaşı’nda hem üslerini Amerikan bombardımanı için kullandırtıyor hem de barış görüşmeleri adı altında emperyalist paylaşım kavgasında umutsuzca rol kapmaya çalışıyor.

Dünyanın bütün ülkelerinde işçiler, bu paylaşım kavgasına, şu ya da bu devleti destekleyerek değil, kendi devletlerine karşı sınıf mücadelesini yükselterek, ezilen ulusların haklı başkaldırılarıyla saf tutarak yanıt verebilirler. 1 Mayıs tam da bu nedenle uluslarası bir mücadele günü.

1 Mayıs’ta emperyalist-Siyonist saldırganlığa, Kürdistan’da, Filistin’de ve Suriye’de işlenen katliamlara karşı sesimizi yükseltmek için çıkmalıyız alanlara!.. Başkasını ezen ulusun işçileri de özgür olamaz. 1 Mayıs’ta Filistin ve Kürt ulusunun özgürlüğünün Ortadoğu’daki barışın koşulu olduğunu hatırlatmalıyız.

1 Mayıs’ta “NATO’da ne işimiz var” diye sormakla yetinmemeli, İncirlik ve Kürecik’teki ABD saldırı üslerinin ancak emekçi ve ezilenlerin birleşik mücadelesiyle sökülüp atılacağını haykırmalıyız!

Emeğin kardeşlik ve eşitlik bayrağını yükseltmeli, Kürde, Aleviye, göçmene, kadına yönelik saldırıların ve ayrımcılığın karşısına dikilmeliyiz!..

Çocuklarımıza yaşanabilecek bir dünya bırakmak istiyorsak DÜNYA EMEĞİN OLMALI demeliyiz!.. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu kudrete sahibiz.

EMPERYALİSTLER ARASI SAVAŞA KARŞI SINIF MÜCADELESİNİ YÜKSELTELİM!
Yaşasın 1 Mayıs! Bijî Yek Gulan!