Başka Türden Bir “Zenginlik”…



Kısa boylu ve sıskaydılar, ama kaldırımın bir metre üzerinde yürüyor, kabalığın, kültürsüzlüğün, açgözlülüğün, bencilliğin üzerinden atlıyorlardı âdeta. Gayet yavaş, alçak sesle konuşuyorlar, asaletli, isabetli sözcükler kullanıyorlar, sözlüklere duydukları sevgiyi belli ediyorlardı


Sara Mesa

Kız kardeşi her zaman burnunun dikine giden biri olmuş, ergenliğe adım atar atmaz evi terk etmiş, küçük düşürücü bin türlü işte çalışmış -ama hiçbirinde tutunamamış- bir sürü de sevgili edinmişti. Kimi zaman onu gıptayla karışık bir hisle düşünürken bulsa da kendini, aynı yanlış yolu tutmayı aklından geçirmiyordu Laura. Onunki gibi maceralarla, belirsizliklerle dolu, çalkantılı, rezil bir hayatın fantezisini kuruyor, kardeşinin özgürlüğe dair o bulanık fikirleriyle vardığı hayli tekinsiz sonuçları gördükçe de derhal doğru yola dönüyordu.

Sonuçta anlaşıldı ki Damián’ın geldiği o güzide dünya ekonomik anlamda kendisininkine çok benziyordu.

Gidip de Damián’ın ailesini tanıdığında, Laura aradaki farkın sadece o ailenin karakterinde, apaçık entelektüel üstünlüğünde yattığını anladı. Kısa boylu ve sıskaydılar, ama kaldırımın bir metre üzerinde yürüyor, kabalığın, kültürsüzlüğün, açgözlülüğün, bencilliğin üzerinden atlıyorlardı âdeta. Gayet yavaş, alçak sesle konuşuyorlar, asaletli, isabetli sözcükler kullanıyorlar, sözlüklere duydukları sevgiyi belli ediyorlardı. Şüphelerini paylaşıyorlar, aralarında sözcük karşılıklarını, eşanlamlıları, doğru ve yanlış edatları, ki’nin ne zaman zamir ne zaman bağlaç olduğunu tartışıyorlardı. Yemekte ölçüyü kaçırmıyorlar, asla içki içmiyorlar, erkenden yatıyorlardı. Televizyonları yoktu. Hiçbir zaman bağırmıyorlardı ama diyalogların -ya da konuşurlarken ne yapıyorlarsa onun- altından fırıl fırıl dönen, gerilimli, ha taştı ha taşacak bir akıntı geçiyordu. Bu akıntının önüne çekilen set nezaket değil, kibirdi. Herbiri kendi iddialarıyla yine kendilerini ikna ediyordu, bu da onlara yetiyordu. Başlangıçta Laura o ailenin iyi ve kötü yanlarını hesap edemedi, çünkü ona gayet zeki görünüyorlardı. Yanlarında kendini hantal, kaba buluyordu; hatta fiziksel bakımdan bile. Uzun olmasından öte, aşırı gelişmişliği, iriliği göze çarpıyordu. Büyük memelerinden utanmaya başlamıştı, sıkılaştırıcı sutyenlerle bastırmaya çalıştı; daimî bir diyete girdi.

Kibarlaşması gerekiyordu, bunu da onların davranışlarını, konuşma tarzlarını taklit ederek yaptı.

Ama çok zordu; ne kadar gayret ederse etsin kendini hep ele veriyordu. Onların nazarında sonradan görme, yapmacık biri olmaktan asla çıkmayacaktı.

Az sayıda ama suni değil, kaliteli ahşaptan mobilya aldılar. Evi öyle porselen heykelciklerle, yelpaze çerçevelerle, hele hele aziz yahut bakire resimleriyle süsleyemeyeceğini herhangi bir talimata gerek kalmadan anladı.

Gandi’nin bir portresi salonun baş köşesini tutmuştu; ansiklopedi seti, atlas ve felsefe sözlüğü de Laura’nın her sabah tozunu aldığı kitaplığın. Damián’ın akşamüstleri okumaya çekildiği çalışma odasındaysa onun duvarlara asılı diplomaları, Laura için Çinceden farksız hukuk kitapları, çerçevelenmiş bir Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, bir de Gandi’nin üzerinde sarisi, elinde bastonuyla, incecik ve çıplak kara bacaklarıyla zayıf mı zayıf göründüğü boydan çekilmiş bir başka fotoğrafı.

Önceden hayalini kurduğu, şimdiyse küçümsediği ekonomik refah değil başka türden bir zenginlikti bu. Anlamazlar bunu o zavallılar, diyorlardı birbirlerine.

[Aile, Sara Mesa, Türkçesi: Soykan Özyurt, Kasım 2025, İkinci Baskı, Sel Yayıncılık]