“12 Eylül faşist darbesi bugün de devam ediyor” paneli



12 Eylül faşizminin 39. yılında, Ankara’da “12 Eylül faşist darbesi bugün de devam ediyor” paneli yapıldı.


Etkinlik saygı duruşuyla başladı.

12 Eylül faşizminin 39. yılı olması nedeniyle çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bunlardan biri de “12 Eylül faşist darbesi bugün de devam ediyor” paneliydi. Katılımın zayıflığı nedeniyle bir özeleştiri yapıldı.

Ardından panelistler kürsüye çağrıldı.

Celaleddin Can konuşmasına, “1970’li yılların biraz anlaşılması gerekiyor, o dönemde Türkiye toplumu ilk defa sola doğru bir eğilim içine girdi,” diyerek başladı. ’80 faşist cuntasına doğru giden süreci özetledi ve günümüze gelerek Erdoğan anayasası ile ’83 anayasanın benzerliklerine değindi. Darbe süreçleri ile yüzleşmenin önemine dikkat çekti: “Darbelerle yüzleşmeyen bir halk darbe yemeye mahkumdur.”

Sözü ikinci olarak Fikret Başkaya aldı:

1980 sadece Türkiye açısından değil aynı zamanda kapitalizm için de önemli bir tarihtir. Türkiye’de darbe, İran gibi Amerika’nın ileri karakolu çökünce İsrail’in bölgede yalnız kalmaması için kapitalistler tarafından yapıldı. Türkiye NATO’ya girdikten sonra hem dinci gericiliğin önü açıldı hem de kendi başına politika yapma yeteneğini kaybetti. Türkiye’de ’60’tan sonra işçi sınıfı yükseliyor, sendikalaşma artıyor, toplum sola dönüyor. Ülkenin mali güçlenme politikası tamamen çöktü. NATO’ya girdikten sonra bütün bakanlıklarda, Amerikan büroları vardı. Amerikancılık o kadar ileri girmişti ki, adam evine Amerikan barı yapıyordu. Böyle bir konjonktürde, ’80’de devlet terör rejimi dayatılmıştır.

’80 darbesinden sonra dışa dönük büyüme olarak bir paket sundular. Bu, kompradorlaşmanın kendisidir. O zamanlardan bu zamanlara yaşanan süreç sadece kriz ile açıklanamaz. Krizin normal hale gelmesini de açıklar. Bunun adı çöküştür.

Son konuşmayı Av. Kazım Bayraktar yaptı:

Avukat olmaktan kaynaklı 12 Eylül yargılamalarıyla bugünkü yargılamaları karşılaştıracağım. Buna ihtiyacımız var ama bunu yaparken daha derin bir perspektifle yapmak gerekiyor. 12 Eylül’de Selimiye Kışlası’ndaki bir duruşmadan çıktım. Kadıköy’e geldiğimde tutuklandım. Sanık da olsak, avukat da olsak bu yargılamalara tarihin ışığında bakmak lazım.

Yargılamalar her tarihsel dönemin arka planını yansıtır. Yargı adalet dağıtırken hangi adaleti dağıtır? Yargının işlevini kapitalist üretim ilişkilerinden ve burjuvazinin sınıf egemenliğinden kopuk değerlendiremeyiz. Kapitalist sistemde yargı, ‘adalet’ görünümü altında sistemin korunmasını esas alır. Farklı bölüşüm talep edenin üzerinde baskı kurar. Bu nedenle bölüşüm ilişkilerini değiştirmeden adaleti değiştiremezsiniz.

Konuşmasının devamında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar devletin de yargının da politikalarının aynı olduğunu vurguladı.