Döviz Krizi: Devlet Eliyle “Keriz Silkeleme” (1)



Ortaya çıkan gerçeklerin başında, 20 Aralık’ın açık bir sermaye kurtarma operasyonu olması gelmektedir. Bunun hemen yanı başında, iktidar bloğunun bu operasyonu, manipülasyondan arka kapıdan iş çevirmeye kadar her türlü dalaverayı, birbirinin peşi sıra işleyerek yapabilmesi vardır.


Cihan Çetin

20 Aralık’tan bu yana 10 gün geçti. Aradan geçen süre, olan bitenin anlaşılması, geleceğe dair tahminler yürütülmesi için gerekli verileri pek çok kesim için gösterdi. 

Ortaya çıkan gerçeklerin başında, 20 Aralık’ın açık bir sermaye kurtarma operasyonu olması gelmektedir. Bunun hemen yanı başında, iktidar bloğunun, kapitalizmin liberal sınırları içinde bile herkesi şaşkına çevirecek biçimde bu operasyonu manipülasyondan (aldatarak yönlendirme) arka kapıdan iş çevirmeye kadar her türlü pisliği, mevcut kanunlara göre dahi suçu birbirinin peşi sıra işleyerek yapabilmesi vardır. 

Faşist iktidar bloğunu destekleyen kemik bir kitle dışında 20 Aralık’la ilgili söylenen yalanlara ne bazı kapitalistler ne kapitalizmin savunucuları inanıyor. (2) Çünkü halihazırdaki ekonomik krizin yükünü en geniş haliyle işçi ve emekçilerin üzerine yıkmak için, sadece bir avuç tekelci sermaye grubunun çıkarına yönelik olarak herkesin gözünün içine baka baka yapılan çok büyük “bir keriz silkeleme” operasyonu oldu 20 Aralık’ta. (3) Öyle ki, iktidar bloğunun mızrağı çuvala sığdırma gayretleri bile lâf ola beri gele modunda. Umurlarında bile değil yalanlarına bahane aramak. 

Bu noktada 20 Aralık’ı değerlendirirken, gündelik görünümlere saplanıp kalmadan, ortaya çıkan genel görüngülerin yakın geçmiş ve gelecekle ilişkisini ele almak gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde ileride hayati önem taşıyabilecek gündelik bir siyaset üretmek bile mümkün olmayabilir. 

Genel Durum

20 Aralık 2021 günü, Türkiye’deki kapitalist krizin sıçrama noktaları olan 24 Ocak 1980, 5 Nisan 1994, 21 Şubat 2001 tarihlerine eklenen yeni bir halka olarak tarihe geçmiştir. 

20 Aralık gününün krizin dönüm noktalarını temsil eden diğer günlere benzer ve ayrılan yanları vardır. İlk benzerlik, 20 Aralık’ta da kapitalizmin mevcut krizinin yükü, hazine garantili vadeli mevduat fonu uygulaması ile başta işçi sınıfı ve emekçilere yüklenmiştir. Yani kapitalizm kendi krizini, sömürdüğü emek gücünün üzerine yıkmıştır. İkinci benzerlik ise kapitalist krizde ilk kurtarılacakların emperyalizm çağının ruhuna uygun olarak “finans” sektörü olmasıdır. Bu nedenle kapitalizmin meta üreticisi olan kesimi -aralarında farklar olmakla birlikte-, krizin olumsuz etkilerini değişik şiddetler de yaşamaya devam ederken, finans sektörü (örneğin bankalar) faaliyetlerine sanki kriz yokmuş gibi kaldıkları yerden devam etmektedirler. (4)

Yazı hazırlanırken basına düşen bir haber finans kapitalin nasıl korunup kollandığını göstermektedir: “Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), verilen kredilerin amaca matuf kullanımı için iç kontrol mekanizmalarının zamanında oluşturulmadığı gerekçesiyle 13 bankaya 50’şer bin TL ceza uygulanmasına karar verdi.” Bu habere gündelik bir tepki vermek gerekiyor: Ah canım ya!!! (5)

Farklılıklara gelecek olursak; en önemli farklılık, Türkiye’deki mevcut krizin, ’80’lerden itibaren uygulanan neoliberal birikim modelinin dünya çapında çöküşünün en net örneklerinden biri olmasıdır. Türkiye’de krizin bu denli şiddetli olmasının başlıca nedeni ise Türkiye kapitalizminin dış kaynak ihtiyacının büyüklüğünden teknolojiye ve ara mal ihtiyacına kadar bir çok alanda emperyalizme olan bağımlılığının boyutlarından kaynaklanmaktadır. İkinci farklılık ise kriz içindeki neoliberal birikim modelinin alternatifinin henüz bulunmamasıdır. Bu da Türkiye gibi ülkelerde, kapitalist krizin emperyalizmin finansal karakterine bağlı olarak sert-dalgalı biçimde seyretmesine neden olur. Çünkü sermayenin para biçimi finans kapitalin bileşiminde belirleyici bir ağırlık kazandığından tüm kriz şu an için ancak parasal müdahalelerle -o da bir avuç tekelci lehine- çözülebilir durumdadır. 

Üçüncü farklılık ise Türkiye’nin derme çatma oluşturulan başkanlık sistemi (merkezi tahakkümü derinleştiren führerci rejim) özelindedir. Türk Tekelci sermayesinin neden başkanlık modeline geçtiğinin yanıtlarından birisi 20 Aralık’tır. Çünkü güdük burjuva parlamenter bir sistemde bile olunsaydı, 20 Aralık’tan önce veya hemen sonrasında muhtemelen hükümet gensoru ile düşürülür veya koalisyon ortaklarından birisi hükümetten çekilir ve ekonomik kriz birdenbire hükümet krizine dönüşürdü. 20 Aralık’tan sonra AKP’nin tartışmalı da olsa yeni bir rüzgarla sahalara inmesinin arkasında tekelci burjuvazinin istediği ve getirdiği führerci rejimin kazandırdığı hareket olanakları vardır. 

Ekonomik Durum

20 Aralık’ta ortaya çıkan ekonomik duruma baktığımızda ise krizin ancak çok az bir bölümüne -o da bir avuç tekelcinin işine yarayan bölümüne- müdahale edildiği, aklı başında herkesin söylediği gibi krizin çok sınırlı ve de zayıf biçimde bir süreliğine engellendiği, en geç Mayıs-Haziran ayında krizin etkilerinin katlanarak büyüyeceği belirtilmektedir. Peki neden? 

TL cinsi mevduata hazine garantili kur farkı garantisi verilmesi, dolaylı faiz artırımıdır. AKP, kemikleşmiş parçası dışında kendisinden uzaklaşan tabanına faiz-haram söylemi ile kuyruğu istediği kadar dik tutmaya çalışsın mevcut durum dolaylı faiz arttırmadır. 

Burjuva ekonomi politiğinde faizin artması enflasyonun en önemli tetikleyicisi olarak kabul edilir. TÜİK dışındaki tüm bağımsız kurumlar  bugün Türkiye’deki gerçek enflasyon oranını en düşük yüzde 40 olarak vermektedir. Dahası, dolaylı faizin dövize bağlanmasının ardından dövizin ne kadar yükseleceğine dair bir öngörü olmadığından birkaç ay sonra enflasyonun nerelere gideceğini de öngörebilen yoktur. 

Türkiye, 2001 krizi ile sabit kur sisteminden dalgalı kur sistemine geçti. Buradaki liberal ekonomik amaç, döviz ilişkisinin piyasa kurallarına göre kendini belirleyeceği yükselme ve düşmeler arasındaki açı farkının her zaman minimuma gitme eğiliminde olacağı yönündeydi. Elbette bu liberal ekonomik model kapitalizmin kendisinin krizin üreticisi olduğu gerçeğine her zamanki gibi göz yumdu. 20 Aralık’ta her ne kadar dolaylı faizle dövizin füze hızıyla yükselişinin önü bir süreliğine alınmış olsa da Ağustos ayından bu yana süreklilik kazanan dövizdeki yükselişin ardından atılan bu adımla Türkiye 20 Aralık’tan itibaren dalgalı kur yanında dalgalı devalüasyona geçmiş durumdadır. Yerli paranın sürekli değer kaybetmesinin sistem üzerindeki baskıyı her an arttıracak bir mekanizmaya dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. 

Ekonomik durumda son işaret edilmesi ve hatta tekrar edilmesi gereken ise, mevcut krize hükümet cephesinden yapılacak her müdahalenin para sermayenin ve burjuvazinin hükümeti destekleyen kesimlerinin çıkar ve beklentilerini esas alarak yapılacağının bir kez daha görülmüş ve belirginleşmiş olmasıdır. “Döviz düştü fiyatlar neden düşmüyor” tartışmasında ortaya çıkan duruma bakıldığında sistem, özellikle küçük ve orta üretici sermaye ile ticaret sermayesini kriz karşısında “kaderine terk etmiş” görünüyor. (6) Hem de devlet eliyle!..

Şöyle ki, döviz artışının ilk ve doğrudan, üstelik yüksek derecede etkilediği alan enerji sektörüdür. Enerji sektörünün dövizin yükselmesi ile yaşadığı kaybı gidermek için enerjiye koyduğu ek ve yüksek zamları yapan bizatihi devletin kendisidir. Devlet bu zamları geri almadığı sürece, enerjinin tetiklediği zam furyasının geri dönmesi mümkün değildir. Devletin de enerji sektöründe yaptığı zamları geri alacağına dair bir belirti yoktur. Ancak şunu da eklemek gerekir, devletin bu zamları geri almamasındaki nedenlerden birisi de, enerjide uyguladığı sübvansiyonları bu zamlarla ancak karşılayabilmesidir. Sübvansiyonları ortadan kaldırdığında veya azalttığında baraj kapaklarını tamamen açmış olacaktır. 

Politik Durum

Politik durum bu kriz anlarında, Türkiye’deki politik boşluğun daha da artmasına neden olmuştur. Boşluk hem hükümet hem muhalefet cenahındadır. Aralarındaki tek fark, hükümetin iktidar aygıtlarını elinde bulundurmasından kaynaklanır. Yoksa ortada liberal burjuva demokrasisi adına bile politik denebilecek hiçbir şey kalmamıştır. 

Öyle ki, “hazine garantili dövize endeksli TL mevduatı” modelinin hazineye getireceği yükü hükümetin ya seçimi kazanmak için ödenecek bedel olarak ya da seçimi kaybederlerse yeni hükümete bırakılacak bir enkaz olarak göze aldığını söylemek mümkün. 

AKP-MHP-Ergenekon iktidar bloğu faiz indirimi ile döviz artışını “Çin modeli” olarak pazarlamaya çalıştı. Ancak bu modelin alıcısı olmayınca, bundan 50 yıl önce de uygulanmış olan ve batan “dövize endeksli TL mevduatı’ modelini uyguladı. Eldeki tüm veriler gösteriyor ki, bu model bir gecede ortaya çıkarılmış bir model olmayıp hazırlıkları en azından 1 aydır yapılan bir plan. Hemen şunu da not edelim; 20 Aralık operasyonunu yapmaya ne Erdoğan’ın şahsının aklı ne de AKP-MHP-Ergenekon iktidar bloğunun kolektif aklı yeter. Emperyalist sermayenin akıl hocalarının veya onların eğittiği işbirlikçilerinin üretebileceği ve işletebileceği bir modeldir bu. 

Bu nedenle “Çin modeli” olarak pazarlanan model tutmayınca ve döviz üzerindeki baskı artınca, büyük bir servetin el değiştirmesine olanak sağlayacak “dövize endeksli TL mevduat modeli” hayata geçirildi. Bu yapılırken de başkanlık sisteminin getirdiği bütün avantajlar kullanıldı. Örneğin, iddialara göre 20 Aralık akşamı Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati MB’deki dövizin bir kısmının kamu bankalarına aktarılmasını istedi. Ancak Merkez Bankası’nın üst düzey yöneticilerinden ikisi bu operasyona karşı çıktı. Hazırlanan kararnameyi imzalamayı reddettiler. Bunun üzerine MB’deki döviz bakan emriyle kamu bankalarına aktarılarak dövizin düşürülmesi için satıldı. Bu direnmenin karşılığı olarak bu iki bürokrat da bir kaç gün sonra görevlerinden alındı. (7)

Bununla birlikte AKP, dövizin düşüşünü ikinci bir Ayasofya’yı açma hamlesine dönüştürdü. Son zamanlarda sürekli defans halinde bulunan Erdoğan hızla vites yükseltti. Erdoğan ve Nebati ekran ekran, açılış açılış koşarak “yeni ekonomik modeli”, “Erdoğan’ın dehasını” anlatmakla meşguller. 

Dövizin ani düşmesinin getirdiği rahatlama ile hükümet birden sopasını çekti. İYİ Parti milletvekili ve eski Merkez Bankası başkanı Durmuş Yılmaz’ın da aralarında olduğu yaklaşık yirmi beş kişi hakkında “yasalara aykırı biçimde piyasayı etkileme” iddiası ile soruşturma açıldı. (8) Bakanlık, “maliye sopası geliyor” diye tehdit ettikten sonra (9) marketlere zabıta denetimleri yapılacak zam cezaları yazılıyor (10). Tabii Erdoğan, uygulanan ekonomik modele itiraz edenleri klasik düşman üretme mekanizmasına dahil ederek tam gaz devam ediyor. 

Burjuva muhalefetin halini anlatmak içinse uzun uzun yazmaya gerek yok. Burjuva muhalefet krizin yapısal karakterini görmek yerine onu da sadece sığ bir Tayyip Erdoğan karşıtlığına bağladığı ve düz bir çizgide sürekli derinleşecek bir kriz beklentisinde olduğu için Erdoğan’ın 20  Aralık manevrası karşısında apışıp kaldı. Onun da klasik neoliberal reçete dışında bir “çözüm” önerisi olmadığı için ilk günlerde etkili bir teşhir bile yürütemedi. Arkasından hâlâ hak-hukuk ekseninde bağırmanın, “ah biz olsak daha iyisini yaparız” söylemlerinin dışına çıkabilmiş değil. İşte bir örnek: “CHP’den döviz krizinde ‘çarpılan vatandaşa’ hukuki destek” (11)

Geleceğe Dair 

Ocak ayında açıklanan enflasyon rakamları, yeni modelin ilk verisi olarak kabul ediliyor. TÜİK’in tüm dalaverelerine rağmen açıklanacak enflasyon rakamları doğrudan-dolaylı pek çok kriz öğesini tetikleyebilir. Birinci olarak dövizin zorla düşürülmesine rağmen enflasyonun yüksek çıkması dövizin tekrar hızlı bir yükseliş evresine girmesine neden olur ki, bu da yeni modelin hazine üzerindeki baskısını gün gün değil belki de dakika dakika artırır. Bunun gerçekleşmesi mevcut kapitalist krizin keskin bir biçimde ağırlaşmasına sebep olacaktır. 

Ocak ayı enflasyon rakamları, memur-emekli maaşlarına yapılacak zamları da belirleyeceği için enflasyonun olabildiğince düşük tutulacağı, tutulmaya çalışılacağı kesindir. Bu durumda zaten kuşa dönmüş memur-emekli maaşları ile bu geniş kitle  fiilen yoksulluk sınırının da altına düşecekler. 

Ocak ayında bu hızlı gelişmeler olmasa bile, uygulanan modelin ortaya çıkaracağı negatif sonuçların en geçHaziran ayında kendisini göstereceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yani bugün “vurgun” olarak hayata geçirilen model AKP-MHP-Ergenekon bloğuna en fazla 6 ay kazandıracaktır.

Ancak kapitalist krizin ağırlaşması koşullarında sınıf mücadelesi keskinleşme eğilimindedir. Burjuvazi cephesinde kapitalizm lehine mücadele etmek nettir ve burjuvazi silahlarını çoktan çekmiştir. İşçi sınıfı bölüklerinde -zayıf da olsa- kendine gelişin ipuçları da ortaya çıkmıştır. Sözleşme süreci biten ve grev kararı alan metal işçilerinin tutumu, önümüzdeki sürecin nasıl geçeceğine işaret edecektir. Metal sektöründe ortaya çıkacak hissedilir bir dalganın önceki dönemlere göre çok daha hızlı yankılanması muhtemeldir. 

2021 kışının mevsim soğuklarına rağmen ürettiği sınıf savaşımın ateşi, 2022’nin hemen başlarına çok yönlü biçimde taşınacaktır. Bunu şimdiden kavramak elzemdir, şarttır, alternatifsizdir. 

1- “Keriz silkeleme” bir borsa deyimidir. Yüksek miktarda sermaye sahibi olan(lar) bazı hisseleri parça parça alarak o hissenin değerlendiği ve değerlenmeye devam edeceği yönünde bir izlenim yaratırlar. O hissenin değerlenme eğiliminin fark edilmesi ile diğer yatırımcılar da o hisseyi almaya başlarlar ve hisse kendiliğinden bir değer yükselmesi evresine girer. Belirli bir noktaya gelindiğinde spekülasyonu başlatan sermaye, artık çok değerlenmiş olan elindeki  hisseyleri birden bire ve çok büyük miktarda satar. Paniğe kapılan diğer yatırımcılar da satma eğilimine girdiğinde hisseleri daha yüksekken alanların elinde artık, değeri aldıklarından düşük hisseler kalır. Hissenin değerleri arasındaki büyük fark da ilk sermaye sahibinin cebine kolay lokma olarak girmiş olur. Bu kandırmacaya “keriz silkeleme” denir. 

2- Johns Hopkins Üniversitesi ekonomi profesörü Steve Hanke, Twitter hesabından  “Türkiye’nin gerçek enflasyonunu yüzde 65 olarak ölçtüğünü belirterek, RTE ve TCMB’nin sahtekârlığından başka bir şey değil” paylaşımında bulundu. 

3- Yapılan bir ankete göre tüm iktidar propagandasına rağmen “TL’ye değil dövize yatırım yaparım” diyenlerin oranı yüzde 55

4- TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun, 27 Aralık’ta bankaların reel sektörün almak zorunda olduğu kredilerdeki faizleri ısrarla yükseltmesine karşı “daha vicdanlı olun” diye yalvarmasının nedeni de budur. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/hisarciklioglundan-bankalara-kredi-cagirisi-daha-vicdanli-olun-haber-1547204

5- https://www.gazeteduvar.com.tr/bddkdan-13-bankaya-50ser-bin-tl-kredi-cezasi-haber-1547217 

6- Türkiye’nin tekeli konumundaki market zincirleri, Migros, Carrefour, BİM fiyatların düşmesi için yapılan baskıya karşılık “alış fiyatı düşmeden indirim mümkün değil” açıklamalarını peş peşe yaptılar. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/migros-ve-carrefoursadan-indirim-aciklamasi-haber-1547045

7- https://www.gazeteduvar.com.tr/dovize-mudahalede-imza-krizi-iki-burokrat-kabul-etmeyince-gitmisler-haber-1546613

8- https://www.aa.com.tr/tr/gundem/eski-merkez-bankasi-baskani-durmus-yilmaz-ve-4-kisi-hakkinda-sorusturma/2458697

https://www.gazeteduvar.com.tr/bddkdan-21-kisi-hakkinda-daha-suc-duyurusu-haber-1547082

9- https://www.gazeteduvar.com.tr/bakan-nebati-fiyatlar-inecek-yoksa-hazine-ve-maliyenin-sopasi-geliyor-haber-1546799

10- https://www.sondakika.com/ekonomi/haber-zabita-amirinin-market-yetkilisine-soyledigi-14626479/

11- https://www.gazeteduvar.com.tr/chpden-doviz-krizinde-carpilan-vatandasa-hukuki-destek-haber-1547135