Burjuva iktidar blokunun krizinin en pespaye biçimlerle yüzeye vurduğu bir dönemin içinden geçiyoruz. Ekonomik krizin kontrol edilemez hale geldiği, özgürlük yoksunluğu başta olmak üzere başka şeylerle birleşip toplumsal krizi derinleştirdiği bu dönemde rejimin nasıl bir krizle debelendiği de çeşitli simgesel ifadelerle dile gelmeye devam ediyor.
Bunlardan biri çete lideri Sedat Peker’in ifşalarıydı. Arkasından İçişleri Bakanı koltuğunda oturan Süleyman Soylu’nun çeteler-mafya liderleri-uyuşturucu baronları ve dolandırıcılarla çekildiği fotoğraflar gelmişti. Bu düşkünlük ve çürüme geçidine son olarak yine Soylu’yla ırkçı-kafatasçı Ümit Özdağ arasında yaşanan hakaret ve meydan okumalara varan tepişme eklendi diyebiliriz.
Burjuva faşist iktidarların yaşadığı iç tepişmeler, kapitalist emperyalist sistemin yapısal krizinin, rekabet ve hegemonya savaşlarının, emeğe dönük dizginsiz saldırılarının, gözü dönmüş bir yağmacılığın sökün ettiği böylesi dönemlerde eşine ender rastlanacak mide bulandırıcı-sansasyonel gelişmelerle dile gelir.
Şimdiki iktidar blokunun bir öncesinde Gülencilerle-AKP ittifakının oluşturduğu blok vardı. Bu blok sırasında da, krizin de basıncıyla yoğunlaşan güç mücadelesinin etkisiyle son derece sert bir çatışma yaşanmış, bu sırada ortalığa bir sürü pislik saçılmıştı. Gezi Direnişi, Kürt özgürlük mücadelesiyle dünya çapında yapısal nitelikler kazanmış ekonomik krizin kesiştiği noktada bu blok içindeki ciddi iç tepişmeler ilk olarak 17-25 Aralık yolsuzluk-rüşvet ve çeteleşme operasyonlarıyla dile gelmişti.
İktidarın ne kadar çürümüş olduğunun alenen ortalığa serildiği bu operasyonlar 15 Temmuz darbe girişimiyle zirvesine ulaşmış ve bu tablo içinden yeni bir faşist iktidar bloku çıkarılmıştı. MHP-AKP ve Ergenekon koalisyonu olan bu blok, her an kim kimi ısıracak tedirginliğinin yanısıra, çıkarların iç içe geçmesiyle birbirini “kollamanın” atbaşı gittiği bir seyir izleyerek devam ediyor. Parçalanmalar, ufalanmalar… derken faşist rejimin saldırganlığının ifadesi olan başkanlık rejimi daha yolun başında bastığı zeminin zayıflığıyla iç sorunlara gömülmek zorunda kalmış ve iç çürümesi çeşitli kereler dile gelen sansasyonel gelişmelerle yüzeye vurmuştu. Bu hal ağırlaşmış biçimlerle devam ediyor.
Yer yer iktidarın eteklerinde palazlanan yeni orta sınıfın görgüsüz ve ne kadar çürümüş olduğunu açığa vuran örneklerle başını gösteren çürüme, ekonomik-siyasi krizin; katliamlar, seçim hileleri, operasyonlar, kayyumlar, paramiliter çetelerin ortalıkta boy göstererek tehditler savurması, yaygın tutuklamalar, ardı ardına girişilen işgal saldırılarıyla iç içe geçen sürecin iktidarı nasıl bir derinlikte çürüttüğünün yüzeye vurması eşlik etmişti.
Sedat Peker gibi faşist çete liderlerinin siyasetin organik parçası haline geldiği, devletin tepelerinde oturanların çetelerle iş tuttuğu ve çeteleştiği bu pratik şimdilerde en pespaye biçimlerle dile geliyor.
AKP ve MHP’nin krizlerin de basıncıyla derinleşen iç krizleriyle yeni partiler, particikler doğurduğu bu süreçte burjuvazinin kendi iç kavgasının ne kadar kuralsız ne kadar vahşi ve düzeysiz olduğuna defalarca tanık olduk. İktidar gücünü koruyamadıkça ve erimesi devam ettikçe kendi dışındaki herkese olduğu gibi öz be öz evlatları olan ama tepişmeler nedeniyle “üvey” sıfatı kazananlara karşı en kirli söylem ve biçimlerle savaş açmış durumda. Akşener’den Davutoğlu ve Babacan’a kadar hemen tüm isimler kriz derinleştikçe daha saldırgan ve daha düşkün biçimlerle hedef haline getiriliyor.
Onlardan çıkan ve ezelden beri karanlık olduğu kadar kafatasçı bir ırkçı da olduğu bilinen Ümit Özdağ gibiler de iktidarın en zayıf karınlarından biri olan ve burjuva muhalefet tarafından en saldırgan biçimlerle kendisine karşı kullanılan mültecilik sorununu adeta faşistliğini kanıtlama telaşıyla kullanan bir isim. İktidarın işgal ve savaş politikalarıyla, mültecileri siyasette bir kart olarak kullanan yaklaşımıyla adeta teşvik ettiği göçün şimdi şimdi bağlamından koparılarak iktidara karşı kullanılıp, ırkçı bir büyümenin aracı haline getirilmesi tahammülü imkansız nitelikler kazanıyor.
Bu mülteci karşıtlığını en ırkçı ve saldırgan söylemlerle sürekli kaşıyan Özdağ’ın bir TV programına çıkan Soylu tarafından “hayvandan bile daha aşağı bir adam”, “Soros çocuğu, istihbaratçı” gibi küfür ve ithamların hedefi olması bile iktidarın zıvanadan çıkmış halinin açık ifadesi oldu. Bu zıvanadan çıkma hali sadece kendi evlatlarına karşı değil, aynı zamanda dün HDP Genel Merkezi önündeki saldırganlıkla da dile gelmişti. İktidar attığı her adımda, giderek düzeysizleşen her söyleminde elindeki gücü korumak için nasıl bir çılgınlıkla hareket ettiğini de ortaya koyuyor.
Katıldığı TV programında adeta bir mülteci dostu ve değme hümanist kesilen Soylu’nun kafatasçı Özdağ’a ettiği küfürler ve sarfettiği ithamların arkası, Özdağ’ın “Bugün saat 11:00’de Bakanlık önündeyim, erkeksen gel” düello çağrısıyla tam bir parodiye dönüştü. Bakanlık önüne polis barikatları kuruldu, Özdağ 100 metre ileride durduruldu ve o ırkçı söylemlerini, elitist hakaretlerini sürdürdüğü konuşmalarla düellosunu tamamladı.
Bu parodiyse iktidarın zavallılığını, çürümüşlüğünü olduğu kadar karşısındaki burjuva muhalefet blokunun pespayeliğini, hangi tehlikeli ateşlerle oynadığını, iktidar değişse bile mevcut katmanlı krizlerin nelere gebe olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!