Türkiye’de geçen yıl yanan 200 hektarlık ormanlık alanlara bu yıl da yenileri eklendi. Yangınların büyük bölümü “faili meçhul” kategorisine alındı. Alınmayanlar için bulunan faillerse oldukça şaibeli senaryolarla kamuoyuna sunuldu. Gerek Tarım Orman-İş gerekse elektrik Mühendisleri Odası “Failler belli: İktidar yandaşı enerji şirketleri!” diyerek sayısız peşkeş ve hibeyle ihya edilen bu şirketlere işaret ediyor ve siyasi iktidarın bu gerçeğin üzerini bilinçli olarak örttüğünü vurguluyor.
Fakat tek neden bu vampirler de değil. Yanan ormanların turizm ve maden patronlarına peşkeş çekilen alanlara yakın olması ya da o bölgelere ilişkin çeşitli yağma ve talan planlarının söz konusu hazır bekletilmesi; ormanların kelimenin gerçek anlamıyla bir vampirler sürüsünün hedefi olduğu kadar, faillerin çeşitliliğini de ortaya koyuyor.
Buna bir de orman yangınlarını söndürmekle görevli olan devletin yeterli altyapı ve donanım oluşturmaktan özenle kaçınmasını, bu konuyu bile yandaşların kâr devşirecekleri çeşitli adreslere havale etmesini eklemek gerekir. Yangın söndürme uçaklarının THY ambarında çürümeye bırakılması ama onların bakımı için gerekli paranın kat kat üstünde bir meblağla gece çalışamayan helikopterlerin kiralanması gibi!
İktidar bu yıl nedense Datça ve Çeşme yangınları için aynı tutumunu sürdürmedi. Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, “Yangının ilk belirlemelere göre yüksek gerilim hattından çıktığı anlaşılmıştır” dedi. İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger de Çeşme Ovacık’taki yangına, kopan yüksek gerilim tellerinin neden olduğunu söyledi.
Konuyla yakından ilgilenen uzmanlar orman yangınlarının büyüklüğünün son 10 yılda ortalamanın 16 katı büyüklüğe ulaştığını belirtiyor. Bu süreç aynı zamanda enerji dağıtım işinin özel şirketlere devredildiği, turizm ve madenciliğe açgözlü bir yağmacılığın eşlik ettiği bir süreç.
Halkın yüksek faturaları ödeyememesi durumunda devletin de gücünü arkasına alarak özellikle Kürdistan illerinde terör estiren, yoğun kar yağışı ve buzlanma anlarında yapmaları gereken hizmet ve bakım işlerini devlet kurumlarına yıkan bu şirketler, “maliyeti yüksek” diye enerji hatlarına bakım yapmıyorlar. Böyle olunca da bu hatlar doğa koşullarına da bağlı olarak adeta ölüm saçıyor. Ya şiddetli rüzgarda kopuyor ya da birbirlerine değerek kıvılcım demeti yaratıyor. Altlarındaki orman örtüsü de maliyet hesabı nedeniyle temizlenmeyince yangınlar doğal bir sonuç haline geliyor.
Oysa şirketleri denetlemek ve uyarmakla yükümlü Orman Genel Müdürlüğü ile enerji şirketleri arasına bunu içeren bir sözleşme de var. Bu sözleşmeye göre nakil hatlarındaki ihmaller ve bakımsızlık yangına neden olursa enerji şirketlerini çok ciddi ceza ve tazminatlar bekliyor. OGM, yangınlardaki bu ihmallerin üzerini örtmek ve enerji şirketleriyle meşgul!
Orman yangınları rantla doğrudan ilişkili
Prof. Dr. Erdoğan Atmış, Doç. Dr. Cihan Erdönmez ve Doç. Dr. Nuri Kaan Özkazanç’ın yaptığı çalışma da bu gerçekleri rakamlarla ifade ediyor. BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberleştirdiği çalışmada, orman yangınlarının temelinde kaza, ihmal, beceriksizlikten çok rant arayışının yattığını gösteriyor.
Çalışmada yer alan bilgilere göre, ormanların yok edilmesinde yapılan ormancılık dışı tahsislerin büyük etkisi bulunuyor.
2022’deki yanılanların 124’ü enerji nakil hatları ve trafolardan kaynaklı
Orman Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine göre, 2021 yılında çıkan yangınlardan 124’ü yüksek gerilim hattı, santral, trafo gibi enerji tesislerinden kaynaklandı. Bu yangınlarda geçen yıl yanan ormanların dörtte biri olan 37 bin 357 hektarı bu nedenlerle yandı. Bu tesislerin orman içine yapılması tek başına yangın riski barındırırken şirketlerin sözleşmelerde yer almasına karşın kârlarını daha da artırmak için gerekli bakımları ihmal etmesi riski arttırıyor.
Ormancılık dışı tahsisler
Akademisyenlerin, ormanların maden, enerji ve turizm gibi kullanımlar için ormancılık dışı amaçlarla son yıllarda daha fazla kullanıma açıldığına dikkatin çekildiği çalışma özetle şöyle:
Orman ekosistemlerinin ormancılık dışı amaçlar için kullanıma açılması son yıllarda hız kazandı. Kullanıma açılan alanların orman ekosistemi olarak varlığını sürdürme şansı çok az olduğundan bu alanlardaki orman ekosistemleri hukuki olmasa bile fiili olarak yok ediliyor. Ormancılık dışı amaçlara tahsis edilen ormanların miktarı 2020 yılı itibariyle tüm ormanların yüzde 3,3’ü olan 748 bin hektarı buldu. 2/B ile orman dışına çıkarılanlar da katıldığında ormanların yüzde 6’sı politik kararlarla fiili veya hukuki olarak orman olma niteliğini kaybetti.
Ağaçlandırmalar sonucu kazanılan yüzde 3,2’lik orman alanının neredeyse iki katı büyüklüğündeki orman ekosistemi, politikacılar eliyle ve mevzuat değişiklikleri aracılığıyla yok edildi.
“Ak” yağma dönemi
AKP döneminde ağaçlandırmayla kazanılan orman miktarı 144 bin hektar iken aynı dönemde 2/B ile orman dışına çıkarılan alan 178 bin hektarı, ormancılık dışı amaçlarla yapılan orman tahsisi miktarı da 484 bin hektarı buldu. Ormanların toplamda yüzde 2,9’u AKP döneminde politik kararlarla fiili veya hukuki olarak orman olma niteliğini kaybetti. Böylelikle iktidar ormanlara kazandırdığını iddia ettiği miktarın beş katını da bu yollarla kaybettirdi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!