Enkazdan çıkamayan sağlık sistemi



Afet bölgesinde bir şekilde hayata tutunmaya çalışan halkın barınma ve diğer temel ihtiyaçlarının karşılanması sorunu devam ettiği, koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı planları devreye sokulmadığı sürece, kısa bir süre sonra ciddi salgınların patlak vermesi kaçınılmaz görünüyor.


Çiçek Özgen

Maraş depremi sonrasında, barınma, temel ihtiyaçlara erişme gibi konular yanında sağlık alanında büyük bir sıkıntı yaşanıyor.

Deprem gibi doğal afetler sonrasında bazı salgın hastalıklar görülebiliyor. Çöken altyapı sistemi, insanların temiz su ve gıdalara ulaşmada sorun yaşaması, kişisel temizlik imkanlarından uzak kalmaları, atık ve çöplerin yakın çevreye bırakılması, çadırlar içerisinde topluca bir arada kalmaları gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkan hastalıklar, hızla yayılmakta ve sonunda toplumu tehdit eden bir salgına dönüşebilmektedir.

Maraş depremi sonrasında özellikle en çok endişe edilen şeylerden biri de salgın hastalıkların ortaya çıkmasıydı. Çünkü depremden birkaç gün sonra ortaya çıkan devletin yaptıkları, daha doğrusu yapmadıkları ortadaydı. Depremde hastaneleri bile yıkılan kentlerdeki halk önce enkazlarıyla, sonrasında ise sokakta, soğukta, kötü koşullarda bir başına bırakılmıştı. İhmaller zinciri başından sonuna kadar birbirini izledi. Organize olmak istemeyen, böyle bir planı ve isteği de olmayan devlet, kayıpların baş sorumlusuydu. Ancak depremden canlı çıkan insanlar için her şey asıl ondan sonra başladı.

Büyük bir toplumsal dayanışmayla sarmalanmaya çalışılan bu insanlara devlet, depremin üzerinden 16 gün geçmesine rağmen ulaşmadı. Öyle ki, içi boşaltılan Kızılay, akraba ve partililere pay edilen AFAD depremzedelere hâlâ çadır dağıtamadı. Depremzedeler için temiz su sağlanmadı, banyo, tuvalet ihtiyaçları giderilmedi. Bunun sonucu olarak depremzedelerin olduğu bölgelerde ciddi uyuz vakaları ortaya çıktı. Hatta bazı bölgelerde vaka sayısı yüzde 60’lara ulaşmış durumda.

Yanı sıra kolera vakalarının görüldüğü de bildiriliyor. Ki o koşullarda görülen birkaç vaka bile durumun salgına dönüşmesine neden olabilir. Kuduz ile ilgili kimi önemli iddialar da ortada dolaşıyor. Bazı hayvanlarda kuduz belirtileri olduğu söyleniyor. Bu oldukça tehlikeli bir duruma işaret ediyor. Üst solunum yolu ve alt solunum yolu hastalıklarından ise bahsetmek bile gerekmez. Soğukta çadırda kalan depremzedelerin neredeyse tamamını etkilemiş durumda. Ancak devlette şeffaflık diye bir şey olmadığı ve birçok şeyin üstü kapatılmaya çalışıldığı için net bilgilere ve vaka sayılarına ulaşamıyoruz. Kendi pisliğini örtme çabasında olan faşist rejim, toplumu manipüle etmek için tüm aygıtlarıyla devreye girmiş durumda. Küfrüyle, gözdağıyla, ‘hesap sorulacaklar’ listeleriyle…

Niteliksizleştirilen ve piyasalaştırılan sağlık sistemi ve birincil görevi koruyucu sağlık hizmetleri vermek olan koruyucu hekimliğin sürdürülemez hale getirilmiş olması, bu gibi doğal afetler sonrasında hızlı organize olmayı da engelliyor. Dolayısıyla, afet bölgesinde bir şekilde hayata tutunmaya çalışan halkın barınma ve diğer temel ihtiyaçların karşılanması sorunu devam ettiği, koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı planları devreye sokulmadığı sürece, kısa bir süre sonra ciddi salgınların patlak vermesi kaçınılmaz görünüyor.