Her daim öfkeli ve kibirli, ama…



Erdoğan Resmi Gazete’de de yayınlanan seçim kararını açıkladığı törende kibir ve öfkesini bir kez daha konuşturdu. Fakat abartılı törensellik bile iktidarın ışığının ne kadar zayıfladığını gizleyemedi


Erdoğan bugün Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin Saray’da açıklama yaptı. Açıklamasından önce seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasına ilişkin kararı imzaladı. İmza töreni, dünyada bir tek ABD’de başkanın bir kanunu imzalarkenki anlara özel bir havada tasarlanmıştı. Erdoğan’ın kendisine vehmettiği kalıp buydu. On binlerce insanın rantçı politikalar ve kurumların içinin boşalarak çürümesi nedeniyle katledildiği depremin yarattığı toplumsal acıların gölgesinde düzenlenen açıklamadaki bu abartılı törensellik “acı içindeyiz” hamasetiyle çelişen bir tezatlık oluşturdu.

Konuşmada dişe dokunur bir içerik yoktu. Baştan aşağı depremin yarattığı acılardan dem vururken, diğer taraftan enkazın altında kaldığını bilmenin refleksiyle sık sık deprem bölgesinde olduklarından, halkın sorunlarının büyük oranda çözüldüğünden dem vurdu: Yiyecek içecekten barınmaya kadar temel ihtiyaçları karşıladık. Konteyner kentlerle depremzedelere nispeten daha iyi barınma imkanı sağlıyoruz. 

En büyük müjdesiyse insanlar daha enkaz altındaki yakınlarının cenazelerinin çıkmasını beklerken yeni konutlar için temel atmış olmaları, gizli kapaklı görüşmelerle dağıtılan milyarlık ihalelerdi, yani inşaat: Amacımız ilk etapta bir yıl içinde 319 bin haneyi tamamlayarak hak sahiplerine teslim etmektir. Depremin doğrudan ve dolaylı etkilerini bir an önce atlatmalıyız.

Seçimi öne çekmenin gerekçeleri bile hasmane!

Bu arada seçimi neden bir ay önceye aldıklarını gerekçelendirirken hem korkusunu ifşa etti hem de kutuplaştırıcı dille hedef gösterdi:

Seçim sürecinin uzamasının beraberinde getireceği siyasi belirsizlikler, deprem yaralarının sarılmasına ve kayıpların telafisine yönelik çalışmaların aksamasını tehdit ediyor. Ülkenin bir bölümü can kayıpları ve yıkım altında feryat ederken, diğer tarafta bazıların sergilediği aymazlığı milletimizin sırtına yükleyemeyiz. Türkiye’nin ne vakit kaybına ne dikkat dağınıklığına ne enerjisini gereksiz yere harcamaya tahammülü vardır. Ülkemizin seçim gündemini bir an önce geride bırakması şarttır.

Aymazlığı kimin sergilediği sorusu bir yana!..

Bu arada Hac mevsimi, okulların kapanma ve üniversite sınavlarının tarihi gibi halkı ne kadar düşündüğünü gösterme çabası da cabası.

Bakanları ve kendisi oradaymış, öyleyse devlet de ordaymış!

Erdoğan konuşmasında konusuna göre en uzun süreyi CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in 9 Mart’ta TBMM’de yaptığı konuşmasına ayırdı. Suzan Şahin, yaklaşık 20 dakikalık konuşmasında depremin yıkımı ve sonrasındaki eksiklikleri dile getirip devletin ortalıkta olmadığını ısrarla vurgulamıştı. Anlaşılan enkazın altında en fazla kendi iktidarının kaldığının yüzüne haykırılması çok zoruna gitmiş.

Şahin’i yalanladığını sanarak depremin ilk gününden itibaren bakanların, bürokratların ve nihayetinde şahsının da deprem bölgesine gittiği söyledi. Yani hastalıklı bir biçimde kendisiyle devleti nasıl özdeşleştirdiğini bir kez daha gösterdi.

Böylesine abartılı bir törensellik ve konunun kendisi açısından taşıdığı öneme rağmen birkaç küçük kırıntı dışında seçim vaadi olarak dişe dokunur bir şeyden bahsetmeyerek aslında nasıl bir sıkışma içinde olduklarını da bir kez daha gösterdi.

En önemli “müjdelerinden” biriyse AKP’den vekil adaylarından istenecek paranın “AFAD’a yatırılması şartı” oldu. Bir de seçim döneminde müziksiz kampanya yürütecekleri… Her bir vaadine de kibir ve büyüklenmenin yeni fotoğraflarını verdi.

Nasılsa YSK çözer

Kendisinin ikinci defa adaylığına veya yüzde 7 barajının bu seçimde uygulanıp uygulanmayacağına dair tartışmalara ise girmedi. Bunun en basit yorumu, YSK’nın kendi isteği doğrultusunda karar vereceğine olan güvenle bu tartışmayı astlarına bırakmış olmasıdır.

İyice cılızlaşmış iktidar ışığı!

Sonuç itibariyle tören ne kadar abartılıysa iktidarın ışığı da o kadar cılızdı!

O ışığın tamamen sönmesiyse depremde bir kez daha açığa çıkan gözüdönmüş kâr hırsına, en küçük bir toplumsal ihtiyacın bile metalaştırılmasına, yıkım ve ölümlerin dahi bu mantıkla ele alınmasına karşı birikmiş toplumsal öfkenin tepelerinde patlamasıyla olacaktır.