Çolak ve grevciler



Adam tembelin, dikkatsizin tekiydi, çolak kalmasının yegâne sebebi buydu. Vicdanı bu açıklamayı kabul etmiş, huzur içinde yaşamaya devam ediyordu. İşin kötü tarafı, işçiler açıklamayı kabul etmeyip greve kalkıştılar


Makine iki kolunu da götürmüştü. Teker teker. İlkin bir dalgınlık sonucu birinci kolunu kaybedince fabrikanın yüce gönüllü sahibi ona başka makinede yer ayarlamıştı, maaşı daha az tehlikesi aynı. Bir dalgınlık daha, ikinci kolu da yemişti makine. Fabrikanın sahibi çok acıdığını söylemişti sadece, ona başka bir yer ayarlamamıştı. Her şeyden çok kendi parasına, kazanması çok zor olan parasına acıdığını sık sık söylerdi. Üstelik olaya kendince bir açıklama da bulmuştu; adam tembelin, dikkatsizin tekiydi, çolak kalmasının yegâne sebebi buydu. Vicdanı bu açıklamayı kabul etmiş, huzur içinde yaşamaya devam ediyordu. İşin kötü tarafı, işçiler açıklamayı kabul etmeyip greve kalkıştılar; olay hapse tıkılanların yanında dokuz işçinin dövülmesiyle sonuçlandı. Grevcilerin döndüğü gün fabrikanın sahibi tasalıydı, cömert olduğunu göstermek istedi, iki kolundan olan işçiye iki yüz bin vereceğini söyledi. 

İrkiltici bir görünüşü vardı: Kıpkırmızı kel bir kafa ve iki çolak kol. Cabaça Artur’un dilenerek iyi para kazanacağına yemin ediyordu ama o dilenciliği kabul etmeyecek kadar gururluydu. İş arkadaşları eve yemeğe buyur etmeseler açlık çektiği çok gün olacaktı. Böyle uzunca bir süre geçti. Sonunda bu tuhaf görünüşünden hoşlanan bir işportacıyla çalışmaya başladı. 68 numaradaki odalardan birinde üçü birlikte yaşıyordu. Üçüncü yoldaş, fareyle beslenen ve dans edebilen zararsız bir yılandı. Üstü tel kapaklı kutusunda tek başına yaşayan yılan aralarında en rahat uyuyandı. İşportacı, yılana yemek sağlamak için merdivene kapan kuruyordu. Hep küçük görülmüş, sessiz Artur, arabası ve köleleri olan insanlardan nefret eder, boş zamanlarında İspanyol anarşisti dinlerdi ama onun anlattıklarını yetersiz bulmaya başlayınca Yahudi’yi dinlemeye başlamıştı. İşe çıkacağı zaman yüzüne sürdükleri beyaz ve kırmızı boyayı da hiç sevmiyordu ama gelirini kendisiyle paylaşan ve terzi kız kardeşlerine bakan yirmi iki yaşında benzi sararmış, hasta işportacıya olan sevgisinden katlanıyordu.

Boynunda yılan, yüzü boyalı, çolak kollarını sallayarak sokaklarda dolaşan Artur’u gören çocuklar, “Çolak!”, “Sakat!” diye bağırırlardı. 

Başardıkları kesindi. İşsiz güçsüz bir sürü insan etraflarında toplanır, yılanı alkışlayıp çolağı yuhalarlardı, kimisi yara merhemi kimisi de çamaşır sabunu satın alırdı. 

Soluk benizli, uzun boylu, kel ve iki kolu kesik Artur, geceleri eve döndüğünde merdivenin karanlığında karşılaştığı çiftleri cehennemden kaçmış bir canavarmış gibi korkuturdu. 

[Alınteri, Jorge Amado, Türkçesi: Şehsuvar Adil, Sel Yayıncılık, 2022]