Kadınlar Her Yerde



Bu kamp bize hem fiziksel hem düşünsel sınırlarımızı, bunların ne kadarının gerçek ne kadarının aşılabilir olduğunu, ekip çalışmasının önemini, bir ekibin kadınıyla erkeğiyle tek bir organizma gibi hareket ederse başarabileceğini gösterdi


Bazı işler erkek işi olarak görülür. Genel toplumsal algı bu. Sadece erkekler tarafından değil kadınlar tarafından da bu böyle görülür ya da öyle kabul edilir. O nedenle erkeklerle özdeşleşmiş işler kadınlar tarafından yapılmaya başlandığında garipsenir, küçümsenir. Hatta bir süre reddedilir, kabul görmekte zorlanılır. Tıpkı eskiden araba kullanmanın erkek işi olarak toplumsal bir kabul görmesi, sonrasında kadınların sürücü olmasıyla birlikte bugün bile kabul edilmekte zorlanılan bir durum olması gibi… Bu aslında toplumsal işbölümünde kadının daha çok ev ve çocukla ilgili işlerle yükümlü sayılmasıyla alakalı. Yanı sıra erkek gücü simgeler, o nedenle her türlü ağır ve zorlu iş erkek işi olarak görülür. Kadın ise naif, kırılgan ve “zayıf”tır bu algıda… O, bakıma, korunmaya, ilgiye muhtaç biriyken, erkeklerin kapsama alanındaki “kaba” işlerde boy göstermeleri dudak bükmelere neden olur.

Bunun, arama kurtarma ekibi gibi kritik bir noktada duran bir oluşum için de aynı olduğunu düşünüyorum. Şuna inanıyorum ki, toplumun büyük bir kesimi bir arama kurtarma ekibinde kadınları gördüğünde -içten içe bile olsa-, onun enkaza giremeyeceğini, çünkü duygusal olarak zayıf olduğunu düşündüğü için bu duruma katlanamayacağını, enkazda kullanılan araç gereçleri yeterli kas gücüne sahip olmadığı için kullanamayacağını ve bu nedenle o ekipte aslında atıl bir durumda olacağını düşünür. Ya da geri planda kalan bazı işleri ancak yapabileceğine inanır. Bu hem kadını koyduğu yerle alakalı bir durum ama aynı zamanda “ekip” olma ruhunu, kolektif çalışma, birlik olma ruhunu anlayamamaktan, bunu hiç deneyimlememiş olmakta ilgili.

DAY-AK’ın arama kurtarma kampı, belki bizlerin bile içindeki bazı şüphelere bu yönüyle cevap oldu diyebilirim. Çünkü bu kamp bize hem fiziksel hem düşünsel sınırlarımızı, bunların ne kadarının gerçek ne kadarının aşılabilir olduğunu gösterdi. Sadece bir ekip olarak çalışma değil, bu kollektif birlik içinde nerede, nasıl durduğumuzu ya da nasıl durmamız gerektiğini gösterdi. Bu nedenle çok öğretici bir kamp olduğunu düşünüyorum.

Kampa çok sayıda kadın gönüllü katılmıştı. Eminim ki birçoğumuz kendi gücümüzü hafife alarak, o nedenle bazı işleri yapabileceğimize tam inanmayarak oraya gitmiştik. Ama ne olursa olsun yine de eğitimlere katılmış, yine de o kampa gitmiştik. Bu tek başına bile öncelikle çok değerli, çünkü ısrar etmiş, vazgeçmemiş, sınırlarınızı zorlama kararlılığı göstermiştik bana göre. Aynı zamanda -belki de- kafamızdaki bu sorulara bir cevap bulmak da istemiştik.

İşte bu kamp, o sınırları test ettiğimiz bir başlangıç oldu aynı zamanda. Düşünün ki, kilolarca ağırlıktaki aletleri kaldırıp onlarla beton blokları parçalamamız, demirleri, tahtaları kesmemiz, dar tünellere girip orada çalışmamız gerekecekti. Birçoğumuz bu aletleri ya uzaktan görmüş ya da adını bile duymamıştık. O nedenle kampta verilen eğitimde, aletler tanıtılırken, en ilgiyle dinleyen, eline alıp akmak isteyen de çoğunlukla kadınlar oluyordu. Bu -deyim yerindeyse-, erkek “hakimiyet” alanının sınırlarının aşılmasıydı aslında. Aynı zamanda -bizim için- yeniye, bilinmeze, bilgiye duyulan merak ve ihtiyacın bir göstergesi, bize çizilen alanın reddedilmesiydi.

Aynı zamanda arama kurtarma kampında gördük ki, arama kurtarma işi sadece büyük inşaat aletlerini yüklenip kullanmak demek değil. Bu bir ekip işi. Ve o ekip kadınıyla erkeğiyle tek bir organizma gibi hareket etmek durumunda. İsterse en teknik ve gelişkin ekipmanların olsun, bir ekip olmayı başaramazsan, doğru düzgün ya da uzun soluklu hiçbir şey yapamayacaksın demektir. Bir kişinin eksikliği, tüm ekibin eksikliği demek. O nedenle tek tek düşünüp, tek tek hareket etme yerine, bir bütün olarak düşünüp, bir bütün olarak hareket etmek -deyim yerindeyse-, birlikte nefes alıp vermemiz gerekiyor. İşte bir ekip böyle olmak zorunda. Ve bu ekipte kadınların ne kadar önemli bir yerde olduğunu bir kez daha anladım bu kampta. Kadınlar, organize etmede, elini taşın altına koymada, karar verip işe koyulmada çok daha atik ve kararlıydı. Bunu bir ekibin parçası olmayı öğrenmek için oynadığımız oyunlardan da görmüş oldu. Herkes sınırlarını zorladı, hiç kimse o ekibin bütünlüğünü bozacak bir şeye neden olmadı ya da bir işten kaçınmadı. Ağır makineleri de kaldırdı, ağır yükleri de taşıdı, demiri de kesti, enkaza da girdi…

Tek başına herbirimizin gücünün sınırlı olduğunu ama bir ekip içinde, herkesin güçlendiğini ve hiçbir zorluğun önemli olmadığını ve aşılabildiğini gördüm. En olmaz dediğim yerde, ekip olarak çözüm ürettiğimize ve birlikte başardığımıza tanık oldum.

Maraş depremi bana şunu gösterdi, bize bizden başkası yardım etmeyecek. Biz birbirimizi kurtaracağız, biz birbirimize el uzatacağız. O zaman bunu çok daha örgütlü, çok daha bilgili, çok daha eğitimli ve çok daha organize yapmamız gerekli. Buna inandığım için bu ekibe girdim ve yanılmadığımı gördüm. Kendime ve ekibin her bir parçasına güvenmeyi, inanmayı öğrendim, bunu deneyimledim.

Anlıyorum ki, bizim kadın erkek olarak birbirimizin aklına, birbirimizin gücüne, birbirimizin deneyimine, birbirimizin anlayışına, desteğine ihtiyacımız var. Bu ekip işte bunu hayata geçirecek ekiplerden biri olacak ve biz kadınlar olarak bu ekibin en önünde nerede ihtiyaç varsa orada olacağız.

Dayanışma Arama Kurtarma (DAY-AK) Gönüllüsü