Fikriye Sarıgül / Bahar Gök
AKP iktidarının 19 Mart günü İBB ve bazı belediyelere yönelik düzenlediği operasyonun yankıları ülke ve dünya gündeminde tartışılmaya devam ediyor… Aklı başında olan herkes meselenin İmamoğlu meselesi olmadığının farkında. AKP’nin dokunmadığı halk kesimi kalmadı. İnsanlar bir yandan IMF patentli ekonomi politikalarla giderek açlığa, yoksulluğa mahkum edilirken, ses çıkaran kesimlerin hemen hemen hepsi düşmanlaştırılarak mahpushanelere tıkılıyor. Patronlara karşı ücret mücadelesi veren işçiler de işçiyi savunan sendikacılar da işçi haberi yapan gazeteciler de türlü bahanelerle gözaltına alınıp tutuklanıyor. İstanbul Barosu tutuklamalara avukat yetiştiremezken, iktidar baronun seçilmiş yönetimini görevden alıyor.
İktidara karşı ciddi bir öfke birikimi zaten vardı. İmamoğlu meselesi işin üzerine toz biber ekti. Herkes bir biçimde cadde ve sokaklarda tepkisini dile getirirken, çıkamayanlar mahallelerde tencere, tava eylemleri yapıyor. Kadınlar yediden yetmişe en önde. Peki neden sokaktalar? Bu soruyu eylemlere katılan, izin alamadıkları için katılamayan ama manen oralarda olan kadınlarla konuştuk.
“Eşim ve çocuklarım hep başka partilere döndüler”
Adım Aygül. Çalışıyorum ve iki yetişkin çocuğum var. Ben yıllardır oyumu AKP’ye veririm. Biz zaten sülalece, köy olarak AKP ve MHP’liyiz. Bu zamana kadar böyleydik. Ama son zamanlarda her şey zıvanadan çıktı resmen. Allah sonumuzu hayır etsin. Biz de bu kadar ileri gideceğini hiç düşünmedik. Yıllardır aynı değerleri paylaştığımız ailemde şimdi bambaşka olduk. Herkesten bir ses çıkıyor. Bu beni çok üzüyor ve korkutuyor. Hükümetin yaptıkları yüzünden eşim ve çocuklarım şimdi hep başka partilere döndüler. Tabii ki çocuklarımızın geleceği en önemlisi. Biz resmen ailemizin içinde bölündük. Siyasi konuları, partileri bir tarafa bırakalım istiyorum. Her gün başka bir olay var. Şimdi de bunun için kavga edip duruyoruz, aile içinde düzenimiz bozuldu. Hele eşim televizyonda Tayyip’i görüyor deli oluyor. Allah sonumuzu hayır etsin. Çocuklarıma diyorum “Sakın eylemlere gitmeyin, bir şeylere karışmayın, siyaset sizin işiniz değil. Siz işinize gidin evinize gelin, ekmeğinize bakın. Ne Ekrem size Ekmek verir ne de Tayyip ekmek verir” diyecek başka sözüm yok. Allah sonumuzu hayır etsin. İnşallah bu yanlıştan hemen dönerler.
“Her gün her saat yoksullaşıyoruz”
İsmimi vermek istemiyorum ben de. Özel sektörde yeni çalışmaya başlayan biri olarak 21 Mart Newroz kutlamalarına katıldım ama diğer protestolara katılmadım. Katılmamamın nedeni, insanlara sokakta resmen işkence var. Bir şey olursa diye korktuğum için katılmıyorum. Herkes susturulmaya çalışılıyor ve farklı seslere yer yok. Mesela kadın hakları konusundaki samimiyetlerine inanmıyorum. Kadınlar hala öldürülüyor, coplanıyor eylemde. Özellikle genç kadınlara yapılanı görünce nasıl inanabilirim ki? Hiçbir siyasi partiye güvenmiyorum. Kaç gündür gençleri izliyorum, gelecekleri için direniyorlar ama sanki yalnız kaldılar. Tamamen sahiplenilmediler diye düşünüyorum.
Mesela sabah oluyor, biz kalkıp işlerimize gidiyoruz. O çocuklar okula gidiyor yine akşam oluyor gaz yiyorlar, coplanıyorlar. Böyle olmamalı diye düşünüyorum. Örneğin dün, hastanede benim gibi sıra bekleyen bir kadınla tartıştık. Sonunda kadın sustu. “Bu kadarını biz de beklemiyorduk, çok hata ettik. AKP hükümetinin bu durumu daha önce fark etmesi gerekirdi” dedi. Herhalde direniş beklemiyorlardı.
Sosyalleşmeyi unuttum, yaşama sevincimi kaybediyorum. Çok umutsuz, huzursuz ve tedirginim. Toplum olarak iç savaşın çıkması an meselesi gibi geliyor. Kötü günlerden geçiyoruz. Ama dönüp gençlere bakınca vaz geçiyorum. Bütün bunların içinde bir de her gün her saat yoksullaşıyoruz. Bunu konuşacak hal de bırakmadılar.
“Halkın iradesine saygı duyulmalı”
Merhaba, ismimi söylemek istemiyorum. Ben 42 yaşındayım ve kızımla birlikte kendimize ait olan evde yaşıyorum. Özel sektörde çalışıyorum ve elimden geldiğince demokratik eylemlere katılmaya çalışıyorum. Tabii ki iş ve özel hayatın sorumlulukları nedeniyle her zaman mümkün olmuyor ama katıldığımda da katılamadığımda da içimde hep bir sorumluluk hissediyorum.
Bu sorumluluk duygusunun kaynağı bence her şeyden önce bir birey olarak kendi irademe sahip çıkmak. Sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan hukuksuzluklara karşı sesimi yükseltmek istiyorum sonra. Türkiye şartlarında kadın olmak zaten başlı başına zor. Bir de haklarımızın elimizden alınmaya çalışılması, kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin artması… Bunlar beni çok etkiliyor. Ve bir anne olarak, sadece kendi çocuğumun değil, tüm çocukların geleceği için endişeleniyorum. Onlara daha iyi bir dünya bırakmak istiyorum.
Benim de herkes gibi ekonomik ve siyasi kaygılarım var. Hem ekonomik hem de siyasi belirsizlikler insanı gerçekten yoruyor. İşsizlik artıyor, geçim sıkıntısı çekiyoruz. Tüm bunlar insanı üzüyor ve kaygılandırıyor. Ama ne olursa olsun, mücadele ruhumu ve umudumu kaybetmemeliyim diye düşünüyorum. Halkın iradesine saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Bir bölgede yaşayan insanların, kendi yöneticilerini seçme hakkı ellerinden alınmamalı. Halk, güvendiği ve istediği kişiyi seçme özgürlüğüne sahip olmalı. Seçim sonuçları ne olursa olsun, halkın iradesine saygı duyulmalı.
Kadınların ekonomik ve sosyal durumu gerçekten çok zor. Eskiden tek maaşla geçinmeye çalışırdık, şimdi iki maaşla bile geçinemiyoruz. Aile içi şiddet, boşanmalar, eğitimden kopan çocuklar, madde bağımlılığı… Tüm bunlar artıyor ve kadınlar bu durumdan çok etkileniyor. Yine bu tür sorunlarla en çok kadınlar boğulmak zorunda kalıyor. Bu zorlu süreçte kadınlar olarak nasıl bir araya gelebiliriz diye düşünüyorum?
Her şeye rağmen umudumu koruyorum. Mücadele ve dayanışma ile daha iyi bir geleceğe ulaşacağımıza inanıyorum. Özellikle kadınların bir araya gelmesi, barışması ve birbirini kabul etmesi çok önemli. Çocuklarımızın geleceği için birlikte mücadele etmeliyiz.
Öfke, kaygı, umut bir arada…
Yazgülü Acar – Emekli bir çalışan: 80’lerin sonundan itibaren aktif bir feminist olarak son yıllarda demokratik haklara, özellikle de kadınların büyük mücadeleler sonucu kazanılmış haklarına yönelik saldırılar beni çok öfkelendiriyor. Kadınlar mücadeleyi ve sokakları hiç bırakmadı ve bırakmaz da ama daha kitlesel bir karşı koyuş hepimizin özlediği umduğu bir şeydi. İrade gaspları da yeni bir şey değil tabii. HDP/DEM’in seçilmiş belediye başkanlarını uydurma bahanelerle görevden alıp yerlerine kayyum atanması rutinleşmişti nerdeyse. Önce Esenyurt Belediye başkanı Ahmet Özer en son da İmamoğlu ve diğerlerinin gözaltına alınıp sonra da tutuklanmaları bardağı CHP için de taşırdı gibi görünüyor. Yıllardır işlerin kötüye gittiğini ve bu yönetim altında düzelmeyeceğini gören halk özellikle de gençler ayaklandı ve sesini yükseltmeye başladı. Çoğunluk artık seçimle değişimin olacağına inanmıyor ve bu nedenle de bir anlamda CHP’yi de sokaklara bu düşüncelerle harekete geçen halk zorladı.
Ben de eylemlerin ikinci gününde Saraçhane’deydim. Alanın etkileyiciliğinin ötesinde Saraçhane’ye kadar gittiğim yoldaki coşku, dayanışma inanılmazdı. Marmaray ve metro eylemcilerle doluydu ve her yerde Gezi’den tanıdığımız sloganları duymak beni çok duygulandırdı. Gençlerin enerjisi ve coşkusu bizi de coşturuyor ve mutlu ediyordu. Haliç’ten Saraçhane’ye yürürken polis otobüsleri ve polisle dolu Unkapanı boyunca sloganlar durmadı. Özellikle de kadınların sloganlara öncülük ettiği de gözümden kaçmadı. En çok zararı biz kadınlar gördüğümüz ve göreceğimiz için kadınların öncü olması da çok normal. Zaten yıllardır artan baskılara rağmen sokakta olmaları bugün sokağa çıkanlara da ilham oldu diye düşünüyorum. Bunu “zıpla, zıpla…” gibi feminist gece yürüyüşlerinin sloganlarının şimdi herkes tarafından söylenmesi de gösteriyor. Ben kadın olmanın yanı sıra emekli bir çalışanım ve satın alma gücümün her geçen gün eridiğini de görüyorum. Bu rejimin bu şekilde sürdürülemeyeceğini de biliyorum ama kaygılıyım. Güzelim gençlere bir şey olacak diye çok korkuyorum. Bu gözü dönmüş yönetim her şeyi yapabilir çünkü. Yine de umutluyum. Bu günler, bu hareketlilik, bu gençler… iyi bir şeyler mutlaka olacaktır.
İşten atılma korkusu ile eyleme katılamamak
Yemekhanede çalışan bir kadın işçi: Ben sosyalizme inanan biri olarak yıllardır Türkiye’deki gelişmeleri takip eden ve analiz okumaları yapmaya çalışıyorum naçizane. Artık yaşım biraz geçti diye sokaklara çok çıkamıyorum. Hala çalışıyor olmamın getirdiği bir durum da var kuşkusuz. 40 yaşından sonra işsiz kalmayı düşünmek bile ruhumu daraltıyor. Kürt ve Alevi bir kadınım. Bu topraklarda ötekileştirilmiş kimliklerle insanlık onuruna yakışır şekilde yaşamak iğneyle kuyu kazmak gibi. Her hareketimiz, sesli her söylemimiz eskiye oranla daha geniş bir insan kalabalığı tarafından takip altında desek yeridir. Resmi güvenlik güçlerinden bahsetmiyorum yalnızca. Toplumda yarattıkları kutuplaşmanın ve düşmanlaştırmanın bir sonucu olarak ‘doğal’ ajanlar var her yerde. Yığınların sokakları “hak hukuk adalet” sloganıyla aydınlatması bir cesaret veriyor. Haa unutmadan yıllardır “hükümet istifa” gibi bir sloganı cılız duyuyorduk. 19 Mart’tan bu yana daha coşkulu ve kitlesel olarak dillendirilmesi bence gençliğin daha çok sokakta olmasıyla da ilgili. Ama böylesi bir isyan dalgası içerisinde duymak bana gerçekten çok iyi geldi.
Saraçhane’ye gidemedim. Gebze’de yapılan basın açıklamalarından ikisine katıldım. İzmit merkezde daha güçlü eylemler yapıldı ve polis müdahalesiyle karşılaştım. İçimden çok geçiyor olmasına rağmen olası riskleri ve sonuçları düşünerek geri durmak zorunda kaldım. İki çocuğumla birlikte hayatta kalmaya yetecek kadar yaşama savaşı verirken, eylemlerde karşılaşacağım olumsuzlukların sonuçlarını karşılayacak kadar güvencem yok. Tek maaşla lise öğrencisi iki çocuğumun ihtiyaçlarını düşünmek zorundayım. Toplumsal olarak birlik beraberlik dayanışma duygularının çok zayıfladığı günlerden geçiyoruz artık. Kimsenin bana iş veya aş vereceğini zannetmiyorum. Örneklerini çokça gördük ve yaşadık başka başka insanlarda. Sanayi bölgesindeki insanların hele de kadınların katıldığı eylemler değiller henüz son günlerdeki eylemlilikler -bulunduğum bölge için söylüyorum genel olarak-. Sendikaların “aman koltuğumuzdan olmayalım” hesaplarıyla işçileri engellediği bir yerde hangi işçi başına gelebilecek herhangi bir durumda sendikayı ya da işyerindeki arkadaşlarını arkasında bulacak? Bizim fabrikada açık açık söylediler. “Akşam yapılan yürüyüşlere katılan arkadaşlar sakın ha gözaltına alınmayın” dediler. Bir yandan da gidip sağda solda bekleyerek hangi fabrikadan kim katılmış onu tespit etmeye çalıştılar. Şimdi bu kadar güvensiz bir ortamda her an fişlenme ve işten atılma korkusuyla yaşamaya mahkûm bırakılanlar olarak ne yapabiliriz sizce? Sizin içerisinde yer aldığınız örgütlülükler -hem siyasi hem mesleki örgütler vs.- zaten sizinle dayanışmayacağını söylüyorken ben ve benim gibi insanların sokakta olamamaları yalnızca ödleklik değil. Pek çok deneyimi ve kaygıyı biriktiren insanların kendini koruma ihtiyacıdır aslında. Ve çok haklı korkular bunlar. Kendi işyerimde bile şimdi benim de orada olmam gerekirdi diyen çalışma arkadaşlarım çok var mesela. Çünkü bu saldırılar artık ‘marjinalize’ edilen bir topluluğun talepleri olmaktan çıktı diye çok fazla duymaya başladım. Ama gel gör ki sonuçlarını yine herkesin bireysel olarak karşılamak zorunda kalacağına olan inanç da bir o kadar fazla.
Kampüste tacize karşı eylemden Saraçhane’ye
Ben 22 yaşındayım. Gebze Teknik Üniversitesi öğrencisiyim. İBB’ye yönelik operasyonları ilk duyduğumda zaten okulda farklı bir rüzgâr esmeye başlamıştı. Tüm öğrenciler ne yapabiliriz diye toplanmaya başlamıştı. Tabii ki ilk akla gelen pankart hazırlayıp sloganlarla yürüyüşe geçelim oldu. Ama hani bunun dışında ne yapabiliriz diye düşününce ortaya pek de bir şey çıkmadı aslında. Daha çok siyasi parti temsilcilerinin açıklama yapmalarının ardından politik olarak da şekilleniriz diye umuyorduk. Çoğumuz CHP’nin açıklamalarını bekledik. Zaten yakın zamanda bizim kampüste güvenliklerin kadın öğrencilere yönelik tacizlerine ses çıkarıp okuldan atılmasını sağlamaya çalışırken Eğitim-Sen’le birlikte bir dizi eylem pratiğimiz çok tazeydi ve çok somut taleplerimiz vardı. Ama burada her kesimden insanın katıldığı ve halk hareketine dönüşme ihtimali çok yüksek olan bir süreçte ne yapabileceğimize dair düşünüş çok zayıftı. Kampüste yaptığımız yürüyüşler ve oturma eylemlerinin yanı sıra Saraçhane’ye de oldukça kalabalık katıldık.
Ben de CHP’li bir aileden gelen biri olarak çokça tanıdık yüzle karşılaştım, çok mutlu oldum. Hayatta bir eylemde göreceğimi düşünmediğim dostlarla da karşılaştım. Bu da çok güzeldi bence. Olabildiğince katılmaya çalıştım. Dört gün gittim mesela. Dört gün boyunca gaz yedim, düştüm, aç ve susuz direnmeye çalıştım oradaki binlerce genç gibi. Zaten gençlik bence muhteşemdi. Ama sanki eskiden duyduğumuz eylemler gibi değildi. Kendiliğinden alanlara akan bir insan seli vardı ve milliyetçiler de çok fazlaydı. Bunu biraz garipsesem de gençliğin dizginlenemez öfkesinin patlaması anlatılamaz bence. Farklı grupların kaynaştığını düşünmüyorum bu arada.
Ben neden alandaydım ya da üniversite gençliğinin bu kadar sahiplenmesinin ardında bence de yarına dair kaygılar çok fazla. Benim de çok fazla. Okumanın daha doğrusu diploma almanın benim hayatıma nasıl bir etkisi olacağını bilmiyorum bu şartlarda… Bizim okul İstanbul’a bağlı olmadığı için faydalanamıyoruz ama Ekrem İmamoğlu’nun seçildiğinden beri üniversite öğrencilerine pek çok hizmet sağladığını biliyoruz. Kayyum atanması halinde yurt, ucuz yemek, işte Kent Lokantaları, ulaşımdaki indirimler hatta diploma almak gibi pek çok hakkın geri alınacağına dair çok fazla ihtimal duydum. Çok haklıydılar/haklıydık. Yaşı daha büyük olanların seçim iradesinin gaspına dönük daha öfkeli olduğunu -tabi bunca yıldır yapılan haksızlıklara karşı biriken öfke de çok çok belirleyiciydi- gördüm. Ben AKP’nin yaptığı hesaplarda böyle bir halk hareketine dönüşeceğini çok öngörmediğini düşünüyorum. Tahmin etseydi bu kadar kapsamlı bir hareket çeker miydi bilemiyorum. Ya da önümüzdeki dönem için bir nabız yoklama mıydı? Bence ihtimal. Böylesi yorumlar da çokça yapıldı çünkü. Yani alandaki izlenimler dediğiniz yeri çok açamamış olsam da bu düzenin değişmesine olan acil ihtiyacı artık milyonların sahiplendiğini görmek için dahi olmaya gerek yok. Konya’da bile binlerce insan sokaklara çıktı yani düşünün. Bir de 18’i geçtiğimiz için çocuk olmadığımızı söylerseniz çok sevinirim. Bizler genciz ve bizi her ne kadar kendiliğinden çıkmış ya da apolitik gibi görseler de istediğimiz bir yaşamın bu sistemle mümkün olmadığını bilerek çıktık biz de. Boş insanlar değiliz. Hele de genç bir kadın olarak asla boş düşünceler etrafında dolanmadığımı biliyorum. Bir de son olarak tutuklanan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmalarını istiyorum. Herkes için hak hukuk adalet…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!