YSK darbesiyle yok sayılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin 23 Haziran’da yinelenmesi ve ortaya çıkan sonuçlar, “her krizi çözecek sihirli değnek” olarak sunulan başkanlık rejimi-devlet biçimini geniş bir tartışmaya açtı. AKP-Ergenekon-MHP ve benzerlerinin ittifakı üzerinden inşa edilmeye çalışılan bu rejim-devlet biçiminin ilk ciddi krizde tökezlemesi hatta varlığının tartışmaya açılmış olması iktidar blokunun kendisinden beklenen adımları atmasına neden oldu.
Ekonomik krizin işsizlik ve hayat pahalılığının derinleşmesiyle gerçek bir toplumsal karabasana dönüşmesi ihtimalini de gören rejimin ilk adımlarından biri de bu yönde oldu. Kendi bürokrasisini yaratma ve rejimin altını, ruhuna da uygun şekilde doldurma hamlelerinin de bir parçası olarak bu yönde atılan ilk adım Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görev süresinin dolmasına 10 ay varken 375 sayılı KHK’nın ek 35’inci maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesine dayandırılarak görevden alınması ve yerine yardımcısı Murat Uysal’ın atanması oldu.
Rejimin geniş ölçekte tartışıldığı, seçimlerle birlikte onun toplumsal gücünü oluşturan AKP’nin tabanında başlayan çözülmenin görünürleştiği mevcut koşullarda atılan bu adım; belli ki birkaç anlam taşıyor. Bunlardan birincisi tam da tartışıldığı noktada onu tartıştıranlara mesaj vermek: İstediğimizi yapmaya devam edeceğiz mesajıdır bu.
İkincisi de faiz oranlarıyla istedikleri gibi oynama, bürokrasinin sergileyeceği ayak sürümeleri ortadan kaldırmaktır. Keza kızışan ekonomik krizin bundan sonra daha da tırmanan işsizlik, hayat pahalılığı ve tüketememe biçiminde seyredeceğini görüyorlar. Bunun toplumsal sonuçlarının ağır olacağını, özellikle tabanda başlayan çözülmeyi hızlandıracağını biliyorlar. Bu gidişatı en azından geçici bir süreliğine de olsa borca dayalı yatırımın, tüketmenin önünü açacak politikalarla “kontrol etmek” istiyorlar. Faizleri indirmek de bunun şimdilik ilk akla gelen yöntemi.
Merkez Bankası yönetiminin emperyalist kapitalist sistemin birikim modelinin ve bunun üzerinden şekillenen para politikalarının, iş bölümünün gereklerine uygun olarak faizleri yüksek tutması tutumuyla yaşadıkları çatışmayı bu şekilde aşma yoluna gittiler. AKP’li devleti geçici de olsa bu çıkmazdan çıkaracak yolun faizleri düşürerek piyasaya para basmak olduğunu düşünüyorlar.
Enflasyonu arttıracak, mevcut dünya sistemi içinde sıcak para akışını daha bir kesecek bu yönelimin sonucunun daha ağır olacağını bile bile yaptıkları bu operasyon, kısa vadeli düşünüşün ötesine geçemeyecek kadar tıkandıklarının görülmesi dışında bir anlam taşımıyor.
İşçi ve emekçileri daha büyük yıkımlara doğru sürüklemek dışında bir anlam taşımayan bu yönelimle işe başlamalarıysa burjuva iktidar blokunun başkanlık rejiminden öyle kolay kolay vazgeçmeyeceklerinin de ilanı anlamına geliyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!