-İşçi sınıfına, emekçilere ve halklara dönük saldırıların arttığı; emperyalist savaşların ve hesaplaşmaların faturasının emekçilere ödetilmeye çalışıldığı bir süreçte 1 Mayıs yaklaşıyor. İşçi ve emekçilerin taleplerinin öne çıktığı bu 1 Mayıs’ın gündemi ve talepleri nelerdir?
Yunus Özgür: Aslında 1 Mayıs işçi sınıfı içindeki örgütlü çalışmanın düzeyini gösteren bir aynadır. Bu açıdan sadece o gün ya da hemen öncesindeki yoğunlaştırılmış ajitasyon propaganda çalışması sınırlarında ele alınamaz. Aynı zamanda o, 2 Mayıs’a hazırlık demektir. 2 Mayıs için gücünü yoğunlaştırmak, tartarak önüne koyacağın hedefleri belirlemek, politika ve araçlarıyla bir bütün olarak çalışmaları yeniden planlamak anlamında bir çeşit ölçektir de. Bu açıdan 1 ya da 2 ay önce başlatılan bir 1 Mayıs çalışmasının ötesinde yıl boyunca yürüttüğün sınıf çalışmasını ne ölçüde örgütlü hale getirdiğin meselesidir 1 Mayıs. Kısacası, bizim açımızdan 1 Mayıs çalışmasının 1 Mayıs öncesi ve 2 Mayıs’la birleşik bir anlamı var.
Bununla birlikte 1 Mayıs, aynı zamanda özel bir anı da ifade eder. O an da aslında 2 Mayıs’ın işaretlerinin temel çizgileriyle ilan edilmesidir. Sınıf hasmınla kavgayı hangi noktalarda yoğunlaştıracağının ilanıdır. Bu ilanın da temel çizgileri 1 Mayıs öncesinden başlayarak tarihsel koşulların içinde mevcuttur. Bugün baktığımızda bunun temel çizgileri bellidir. Kriz ve ekonomik yıkımla eridikçe eriyen ücretler, tırmanan hayat pahalılığı, işsizlik ve güvencesizlik olarak dile geliyor. Burjuvazi ve devleti bu yıkımı ve örgütsüzlüğü kalıcı hale getirmek istiyor. İşçi ve emekçilere bu durumu kabullendirme ve daha da derinleştirilmiş bir sömürü rejimine tahvil etme refleksiyle hareket ediyor.
Her türlü örgütlenmeye olduğu gibi sendikal örgütlenmeye de anında çullanıyor. Devrimci-siyasal örgütlenmeye olduğu gibi sendikal çalışmaya da kendisi açısından “makbul” sınırlara çekmeye çalışıyor. Sarı, yozlaşmış sendikal anlayışa alternatif olabilecek, bağımsız-militan bir hatta açılacak tüm mücadele dinamiklerini budamak istiyor. Sendika yöneticilerini tutukluyor, sendikal hakları için direnen işçileri karakollara çekiyor, direniş alanlarını sistematik biçimde taciz ediyor. Bunları yaparken ev kirasına bile yetmeyecek ücretleri en alta çekmek, emekçileri daha derin yoksullukta eşitlemek istiyor.
İtiraz edene hapishane ve gözaltı-tutuklama sopası sallıyor. Özgürlükler anlamında ne varsa hemen hepsi yasa-kanun takmadan ihlal ediliyor. Hatta dönemin ruhunu özetlemek gerekirse “yasa da neymiş ne diyorsak o” şeklinde özetlemek mümkün. Burjuva devletin bir sınıfın temsilcisi olduğu gerçeği en çıplak biçimlerle hatırlatılıyor.
Savaş politikaları Türkiye cephesinden NATO’nun daha ileri üssü olmayı beraberinde getiriyor. Emekçilere bu, “daha saygın, sözü geçen, bölgesel bir güç olacağız” diye pazarlanabiliyor. Oysa bu politikaların emekçiler açısından getirisi daha fazla yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, kuralsızlık, işçi ölümleriyle dile gelen ölümüne-despotik bir emek rejimi demek. Bir de emperyalistlerin bölgesel politikaları için cepheye sürülecek bedava asker olmak…
Kısacası, iktidarın savaş politikalarıyla işçi sınıfı daha çok yoksullaştırılacak, maruz kaldığı sömürü daha da derinleştirilecektir. Bu açıdan 1 Mayıs’ın temel taleplerini savaşa, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe, ölümüne emek rejimine, hak ve özgürlüklerin gaspına, örgütsüzleştirmek için zıvanadan çıkan saldırılara karşı alınacak tutum belirliyor. Talepler bu tablo içinde şekilleniyor. Bu vahim tabloya karşı mücadelede yükseltilecek talepleri işçi sınıfına taşıyan bir çalışma, 1 Mayıs’ın muhtevasını da oluşturuyor.
-İşçi ve emekçilerin kendi talepleriyle güçlü katılım sağladığı bir 1 Mayıs’ı örgütlemek için neler yapılmalıdır? 1 Mayıs yaklaşırken nasıl bir süreç örgütleyeceksiniz?
Yunus Özgür: Bizce bu 1 Mayıs’ın en önemli yönünü onu mevcut konfederasyonların ipoteğinden kurtarmak oluşturuyor. Onların yaşadığı deformasyonun boyutu, işçi sınıfının 1 Mayıs Meydanı olan Taksim’den bu yıl daha erken vazgeçtiklerini ilan etmelerinden de anlaşılıyor. Hatırlanırsa geçen yıllar epey bir sürüncemede bırakıp son anda “İzin verilmedi yapacak bir şey yok” diyorlardı. Bu yıl daha Nisan ayında başvuru yaptılar ve reddedileceğini bilmenin rahatlığıyla hareket edip toplantılar organize ettiler. “Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğunu biliyoruz ama…” cümlelerini her yıl olduğundan daha rahat kurdular. Deyim yerindeyse Taksim yükünden hızla kurtulup adeta “özgürleştiler.” Dolayısıyla onların sınıfın gündeminden, ihtiyaçlarından özgürleştiklerini, yabancılaşmalarının düzeyinin geçen yılla bile kıyaslanmayacak ölçüde derinleştiğini görmek gerekiyor. Bu gerçek, yeni bir mücadele hattının oluşturulması için çaba harcayan, mevcut halden rahatsızlık duyan tüm dinamiklerin birlikte hareket ederek 1 Mayıs’ı kurtarması gerektiğinin çarpıcı bir ifadesidir. Onlardan kurtarılmış bir 1 Mayıs zorunludur, görevdir, ihtiyaçtır.
Yanı sıra önümüzde giderek zorlaşacak, siyasal-ekonomik yıkımı daha da derinleştirecek bir süreç uzanıyor. NATO toplantısı, Türkiye’nin daha ileri bir NATO üssüne dönüştürülmesi için yapılan anlaşmalar, İran’a karşı savaş ve emperyalistler arasındaki rekabetin bir bölgesel savaşa ve oradan da dünya savaşına açılacak ağır boyutları söz konusu. Bu tabloda sistemin ekonomik-siyasi zorunun tırmanacağını öngörmek zor değil. Politik özgürlüklere yönelik saldırıların cisimleşmiş ifadesi olan Taksim yasağına karşı net bir tutum almak, bu zorlu süreçte daha militan bir mücadele hattının yaratılması açısından da önemli bir yerde duruyor.
Biz Taksim Meydanı’nın yeniden yasaklandığı 2013 yılından itibaren aslında bu yaklaşımla hareket ediyoruz. Mevcut konfederasyonlar dışında yeni bir mücadele hattı örmeye çalışan tüm güçlerle bu çizgide ortaklaşmaya çalışıyoruz. Bu yıl da bunun için çabaladık. Muhtemelen önümüzdeki yıl da böyle yapacağız. Bu açıdan da içinde çok sayıda devrimci kurumun ve mücadeleci sendikanın olduğu 2026 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi’nin bir parçası olduk. Faaliyet alanlarımızda Taksim’de olunması gerektiğini politik gerekçeleriyle anlatmaya çalışıyoruz. Taksim diyen başka grup ve bileşimlerle birlikte hareket etmenin öneminin altını çiziyoruz.
Kendi açımızdan da alanlarımızda ajitasyon-propagandayla iç içe geçen bir çalışma yürütüyoruz.
Tarihsel ve sınıfsal özüne uygun bir 1 Mayıs için sendikalara, emek meslek örgütlerine, siyasal parti ve kurumlara düşen görevler nelerdir?
Yunus Özgür: Sendikalara, emek ve meslek örgütlerine, siyasi parti ve kurumlara bu süreçte düşen en önemli görev işçi ve emekçilerde birikmiş öfkeyi sınıfsal bir tutumla birleşik bir kanalda toplamaktır diye düşünüyoruz. İşçi sınıfından emekçi köylülüğe, kadınlardan geleceği çalınan gençliğe, Kürt halkı başta olmak üzere ezilen-yok sayılan halklar ve kesimlere, kısacası tüm toplumsal direnme dinamiklerine uzanan ve ayrı kanallardan akan direniş dinamiklerini ortak bir nehirde buluşturmak, bu çağın en önemli görevidir diye düşünüyoruz. Bunun için de net bir sınıfsal tutum almak gerekir. 1 Mayıs da sistemin makbul sınırları dışında sınıf tutumunu ifade eden “yeni” bir direniş hattını örmenin önemli bir momenti olacaktır.
Son söz olarak neler demek istersiniz?
Yunus Özgür: Son söz olarak işçi ve emekçilerin kurtuluş mücadelesine öncülük eden-etme iddiasında olan tüm güçlerin bu yakıcı-yıkıcı tarihsel koşulların ruhuna uygun bir şekilde birleşik, militan bir mücadele hattının yaratılması için azami çaba içinde olmaları en önemli çağrımızdır. Dünyanın Trump’lar dünyası olmaması için tüm güçlerimizi birleştirerek 1 Mayıs alanlarını birlikte örgütlemeliyiz. Bunu dün mücadele mirasını devraldığımız kuşaklar yaptı bugün biz de yapabiliriz. Sendikal cephede direnişçi bir odak yaratmak sanıldığı kadar güç değil. Politik ortaklaşma noktaları ve sınıfın çıkarlarını her şeyin üstünde tutma yaklaşımlarının çakışmasıdır önemli olan.
Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!