Turgay Ulu: Eğer sokak eylemleri olmasaydı askerler yine de Ömer el-Beşir rejimine karşı darbe yapar mıydı? Darbe yapan askerlerle Beşir rejimi arasında önemli bir fark var mı?
Adam Bahar: Öncelikle halk sokağa çıkmasaydı hiçbir şey yapmazlardı. Yapsalardı 30 yıldır yaparlardı zaten. İnsanların her gün sokakta olmasının baskısıyla yaptılar. Ondan dolayı da halk askeri üssün önünde oturma eylemi yaptı. Sudan’daki eski devrimlerle de doğrudan ilgili bu durum. Sokağa çıkılıyor, ordu halkın tarafını tutuyor, destekliyor ve diktatörleri aşağı indiriyor. Sudan’da bu hali hazırda iki kez meydana gelmişti.
Şimdikinin farkı ise halkın kaderini kendisinin belirlemesi. Her gün sokağa çıkıyorlar; muhalif partiler Sudan’ın her yerinde çeşitli etkinlikler-tartışmalar düzenliyor ve düzenlemek için hiç kimseye bir şey sormuyorlar. Avrupa’daki durumdan da daha iyi aslında, Avrupa’da polisi arayıp eylem izni alman gerekiyor. Sudan’da insanlar polise söylemeden eylem yapıyorlar.
Anayasada da eylem yapma hakkı korunacak. Polis insanları nedensiz bir şekilde durduramayacak. Eskiden Sudan’da istihbarat teşkilatı sınırsız bir yetkiye sahipti. Başkandan aldığı sınırsız yetkiyle tutuklayabilir, öldürebilirdi. Bundan sonra yalnızca istihbarat toplayıp yasalar çerçevesinde polise bilgi verecek.
Turgay Ulu: Arap Baharıyla birlikte Tunus, Mısır gibi ülkelerde devrimler oldu. Fakat bu devrimler devletlerin içerisindeki ya da uluslararası güçler tarafından çalındı. Sudan’da devrimi yapan insanlar devrimin çalınmaması için ne yapıyorlar? Ya da Sudan devrimi de çalınabilir mi?
Adam Bahar: Öyle düşünmüyorum. Çünkü anayasaya baktığımızda eski rejimin artık var olmayacağını görüyoruz. Arap ülkelerinde gerçekleşen diğer tüm devrimlerde başkanlar değişiyor ama anayasa aynı kalıyordu. Bu da diktatörler için çalışanların, halen yeni diktatörler yaratma gücünün olduğu anlamına gelir. Sudan’da halk bütün anayasanın değişmesi gerektiğini öğrendi. Bundan dolayı da yalnızca devrimi yapan insanların olduğu bir meclis olacak.
Ordunun ya da diktatörlerin yeniden gelmesinin tek yolu yeniden darbe yapmaları. Fakat halk bunu kabul etmez ve yeniden sokaklara iner. Mısır’da halk devrim yaptığında Hüsnü Mübarek’i indirdi ama rejim kaldı. Tam olarak şu an Cezayir’de olanlar, Cezayir’in başkanı düştü ama anayasa da hükümet de aynı kaldı.
Turgay Ulu: Değişim ve Özgürlük Güçleri (DÖG) içerisinde Sudan Komünist Partisi, Mahmud Muhammed Taha geleneğinden gelen anti-kapitalist müslümanlar gibi farklı gruplar var. DÖG’ün içerisinde hangi gruplar var ve güçlerinin oranları nedir?
Adam Bahar: Komünist Parti ya da Cumhuriyetçi Parti (anti-kapitalist müslümanlar), Hareket Hak gibi gerçekten sol, anti-kapitalist gruplar var. Onlar da koalisyonun parçası. Öteki tarafta ise Birlik Partisi ve Ümmet Partisi gibi geleneksel partiler var.
Anayasada hiçbir şekilde ırk, din, cinsiyet ayrımcılığı kabul edilmeyecek. Herkes bu noktada ortaklaştı. Şu anda Sudan’da sol ideoloji toplumda daha çok karşılık buluyor. Çünkü Ömer el-Beşir yönetimi 30 yıldır her şeyi İslam ve şeriat adına yaptı. Bundan dolayı insanlar sokağa indiklerinde ilk talepleri dinin siyasetin bir parçası olmaması olacak. Din cami ve kiliseler içinde kalmalı ve kesin bir ayrım olmalı.
Bu arada Sudan’ın bir Afrika ülkesi olduğunu ve yapıların çok sağlam olmadığını da unutmamamız gerek. Artık kapitalizmi istemeyen büyük hareketler olduğu kadar büyük bir grup da kapitalistçe düşünüp ülkeyi kalkındırmamız gerektiğini, güzel binalar inşa etmemiz gerektiğini söylüyor. Bir sonraki adım Sudan’da kapitalizmin güç elde etmesini engellemek. Bu bizim sonraki kavgamız.
Örneğin ben 2002’den bu yana farklı grupların içerisinde siyaset yapıyorum, Almanya’da ise 2012’den beri. Fakat biz bir nevi kapitalist bir grubuz, Sudan’ın Avrupa gibi Almanya gibi olması gerektiğini düşünüyoruz. İçimizden birçok kişi ise bu durumu reddediyor. Kapitalizme karşı mücadele edeceğiz çünkü kapitalizmin insanlara neler yaptığını görüyoruz. Sudan’da güçlü bir kapitalizm istemiyoruz.
Turgay Ulu: Devrime katılan ve devrimi sürükleyen insanların meslekleri neydi genelde? İşçi, köylü ya da işsiz miydiler? Yaşları neydi, hangi sınıflara mensuptular?
Adam Bahar: Devrimin başlangıcında genellikle gençler sokaktaydı. İlk 3-4 ay boyunca sokakları dolduranlar özellikle öğrenciler ve genç işçilerdi. İşçilerin içerisine doktorlarları da işsizleri de dahil ediyorum. İşsizler de kendilerini örgütlediler ve kendi bloklarını oluşturdular. Kadınların da kendi bloku vardı.
İşin ilginç kısmı tüm toplumun katılmasıydı devrime. Sokağa çıkmayanlar polis ve ordunun saldırdığı insanlara güvenli alanlar oluşturuyorlardı. Yaşlılar, kapılarının önünde duruyor, genç eylemcileri evlerine alıp saklıyorlardı.
Sudan’da artık yaşamayan insanlar ise, örneğin Avrupa’da yaşayanlar, eylemlerin başlangıcından itibaren hazırlanıyor, haber yayıyor, bilgilendirme etkinlikleri yapıyor, para topluyor, eylem yapıyor, emperyalist ülkelerin devrimin başarısız olması için yaptıklarını anlatıyordu.
Özellikle son 2 ayda herkes katılmaya başladı. Yaşlı insanlar da, siyasetle pek ilgilenmeyen insanlar da… Ama ilk aylar çoğunlukla kadınlar, gençler, doktorlardan işsizlere kadar bir grup olarak işçiler.
Turgay Ulu: Avrupa’daki muhalif ya da sol hareketlerin Sudan devrimine olan ilgisi nasıldı?
Adam Bahar: Ne yazık ki pek bir ilgi yoktu. Mesela Berlin’de devrimin sesini farklı gruplara, hatta sokağa taşımak için çok uğraştık. Neredeyse hiçbir grup tarafından desteklenmedik. 3-4 ay sonra ordu şiddet kullanmaya başlayınca farklı sol partiler konuya ışık tutmaya başladılar ama pek umduğumuz kadar olmadı.
Avrupa’nın, Sudan’daki durumun değişmemesinde çıkarı olduğunu da unutmamamız gerek. Beşir rejimi 2014’ten beri Avrupa’ya çalışıyordu. Hartum Süreci (Hartum, Sudan’ın başkenti) adı verilen Afrika ülkeleriyle Avrupa arasındaki bir anlaşma sonucunda Afrikalı mültecilerin Avrupa’ya gelişinin engellenmesi amaçlandı. Bu anlaşma nedeniyle Sudan’ın eski yönetimi Avrupa ülkelerinden sınırları kontrol etmek için büyük miktarlarda para ve eğitim aldı.
Her gün basın bülteni yazıyor ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Die Linke’ye (Sol Parti) kadar birçok partiye yolluyordum fakat onlardan hiçbir cevap alamadım. 2 ay sonra Rosa Lüksemburg Vakfı’ndan bir cevap aldık ve Sudan’la ilgili bir etkinlik yaptık.
2 ay önce, devrim bitmek üzereyken bir Sol Parti milletvekili ile konuştuk. Birlikte bir çalışma yürüttük ve Sol Parti milletvekili meclise Sudan devrimi ve Almanya’nın Sudan’ın eski yönetimine verdiği paralarla ilgili bir soru önergesi verdi. Bu kadar, fazlası değil.
Almanya Dışişleri Bakanlığı önünde oturma eylemi yaptık, bakanlığın içine girdik ve taleplerimizi sunduk. AB’nin önünde de Avrupa’da yaşayan tüm Sudanlıları çağırarak bir eylem yaptık. Orada da Hartum Süreci anlaşmasının sona erdirilmesi talebimizi ilettik. AB yönetimine baskımız sonuç verdi ve AB Sudan polisinin eğitimi için akıttığı parayı durdurdu.
Yeni hükümet ile de anlaşma yeniden ele alınacaktır. Almanya’da yaşayan Sudanlılar olarak bir sonraki adımımız bununla ilgili olacak. Çünkü geri göndermelerle karşı karşıya kalacağımızdan eminiz. Sudan’da şimdi demokrasi var, ondan dolayı gitmelisiniz gibi bir politika izlenecek. Hartum Süreci’ni de aktive etmeye çalışacaklar.
Ne yazık ki sol grup ya da sol partilerden enternasyonel bir dayanışma yok. Ben şahsen sol partilere değil de sol gruplara odaklanıyorum. Fakat sol gruplar pek ilgilenmiyorlar, şu ana kadar Sudan devrimiyle ilgili bir eylem çağrısı yapmadılar. Bu belki Sudan’un uzakta olmasıyla ilgili. Gerçekten şöyle düşündüm: Bunun ırkçılıkla bir ilgisi var mı? Afrikalı insanlara değmez mi? Solcuların kafasında onlar eşit değil mi? Çok uzakta olduğundan dolayı Afrika’daki bir devrimle ilişki kurulamaz mı?
Bana göre Sudan’da olanlar sol çevrelere politik olarak çok yakın. Otonom yapıların başlattığı, diktatörü aşağı indirmeyi başarmış, kadınların öncülük ettiği bir halk devrimi. Ben de neden destek olunmadığını sorguluyorum. Fakat şu ana dek bir sebep göremedim. Belki sol çevredeki aktivistlerin, Sudan devrimiyle neden ilgilenmediklerini bize söylemelerini beklememiz gerekiyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!