Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Ve kaçmalarla uzarken
Göçmelerle tozarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit
Bir tutam kır çiçeği
Ölüm dediğiniz de ne ki
Gözümüzde hainler kadar küçük
Ve zafere inancımız
Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük
Hapishaneler… Yani iki karşıt sınıfın karşı karşıya geldiği ve iradenin çatıştığı yerler. Hapishaneler, işçilerin ve emekçilerin gelecek özleminin, eşit, özgür, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurma arayışının temsilcisi olan devrimci tutsaklar ile milyonlara yoksulluğu, sefaleti, işsizliği, savaşı ve her türlü baskı ve zulmü dayatan bu düzenin temsilcilerinin karşı karşıya geldiği bir alandır. Yüzyıllardır sistem -ne olursa olsun- baskı ve zorbalık düzeni hüküm sürdüğünden beri, hapishaneler de toplum üzerinde baskı ve tehdit aracı olarak kullanılmak istenmiş, ödenen bedeller, yaşanan katliamlar, işkenceler olsa da tarih zindanlarda ölümsüzleşenleri, isyan edenleri, baş eğmeyenleri yazmıştır. Ortaçağ karanlığından 21. yüzyıl zindanlarına kadar her türlü yöntem, biçim denenmişse de, dört duvarın şekli değişse de baskıcı zihniyetin özü aynı kalmış, ilericiler, özgürlüğü ve eşitliği savunanlar bu zindanlara mahkum edilmiş ancak kazananlar teslim alınamayanlar olmuştur. Yani devrimci irade, direnme ruhu kazanmıştır.
Bugün hala her türlü baskıya engellemeye karşı zindanlarda büyük bir irade savaşı verilmektedir.
Kanla yazılıyor hapishaneler tarihi. İşkenceler, katliamlarla… Ama diğer yanı direniş destanları bu tarihin… Her saldırı, devrimci iradeye, direnişe, teslim olmama kararlılığına çarpıp yerle bir oluyor. Taş duvar, demir kapı, kör pencere, hücre ve işkence motifli şiir şiir, türkü türkü, barikat barikat bestelenen direniş destanları yazılıyor.
Bu direniş örneklerinden biri, 21 Eylül 1995 akşamı Buca Hapishanesi‘nde yaşandı. Büyük bir vahşetle Buca zindanına saldıran düzenin kolluk güçleri, büyük bir direnişle karşılaştılar. Barikatlarını kuran tutsakların ellerindeki herşey savunma aracı oldu, bedenlerini de dahil ettiler savunma araçlarına, üç devrimci tutsak Turan Kılıç, Uğur Sarıaslan, Yusuf Bağ ölümsüzleşti direnişte, onlarca tutsak yaralandı. Devletin saldırısı, her zaman olduğu gibi yine devrimci irade ve kararlılıkla karşılaşmıştı ve yine türkü türkü, şiir şiir bir destan yazılmıştı geleceğe. Yusuflar’ın, Uğurlar’ın, Turanlar’ın Buca Zindanı’nda dalgalandırdıkları direniş bayrağı, bugün, daha da yükseklerde dalgalanıyor!
24 Eylül 1996, çok değil bir yıl sonrası Buca direnişinin. Bu defa yer Diyarbekir. ’80 cuntasının en vahşi yüzünün sergilendiği yer. İşkencenin her türlüsünün denendiği, insan iradesinin ise ne kadar güçlü olduğunun sınandığı yer aynı zamanda Diyarbekir. Yine kanlı bir katliam yaşandı Diyarbekir’de. Asker, gardiyan ve kolluk güçlerinin cop, kalas ve demir çubuklarla yaptıkları saldırı sonucu Nihat Çakmak, Rıdvan Bulut, Edip Dönekçi, Erkan Perişan, Hakkı Tekin, Ahmet Çelik, Mehmet Sabri Gümüş, Cemal Çam, Mehmet Batuye, Kadir Demir isimli yurtsever tutsaklar katledildi. Yirmi üç tutsak da ağır yaralandı. Yurtsever tutsakların katline sebep, yan koğuştan istenen plastik leğen ve verilen dostça bir selamdı.
Egemenler kana doymadıklarını bir kez daha gösterdiler 26 Eylül 1999‘da. Bu defa Ankara Merkez Kapalı Hapishanesi‘ndeydiler namı diğer Ulucanlar… Deniz‘lerin idamına tanık olan Ulucanlar duvarları, bu kez de kurşunlara karşı çekilen halaylara tanık oluyordu.
Mustafa Suphiler’in, Denizler’in, Erdallar’ın, Mazlumlar’ın cellâtları bu kez tanklarını, toplarını ve katil sürülerini Ulucanlar Hapishanesi‘nde yatmakta olan devrimci tutsakların üzerine yolladı. Saldırının amacı açıktı. Dönemin Başbakanı tarafından açıkça ilan edildi, “hapishaneler denetim altına alınmadan toplumsal muhalefet denetim altına alınamazdı!” F tiplerine doğru ilerleyişin ilk adımlarıydı, özenle seçilmişti Ulucanlar.
Habip Gül, Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, İsmet Kavaklıoğlu, Önder Gençaslan, Halil Türker, Aziz Dönmez, Zafer Kırbıyık, Ahmet Savran. Ulucanlar’da direniş tarihine yeni bir sayfa olarak eklenirken, çürümüş devlet de katliamlardan ibaret kirli tarihine bir yenisini ekleyerek çöküşüne bir adım daha yaklaştı.
Tarihler 2000’i gösterdiğinde hapishanelerde bir destan daha yazıldı… İnsanlar bir daha aç kalmasınlar, işkence ve zulüm dursun, tutsaklar F tipi hücrelerde iki kat tutsaklık yaşamasın diye ölüm orucuna yatmıştı tutsaklar. Devlet bu direnişlere 19 Aralık katliamıyla yanıt verdi. Katliamda yirmi sekiz devrimci tutsak katledildi. Devam eden direnişte ise 122 devrimci tutsak ölümsüzleşti. Ve dünyanın en görkemli direniş destanı yazıldı bir kez daha…
Saldırıların, katliamların asıl amacı işçi-emekçileri ve ezilen halkları teslim almaktır. Bu yüzden devletin saldırıları artarak devam ediyor. Şu an hapishanelerde tecrit uygulamasına karşı direniş devam ederken onlarca hasta devrimci, yurtsever, komünist tutsak da ölüme yenilmeme mücadelesi veriyor.
Ellerinde kan ve ölüm taşıyanlar, silahlarına, polislerine, tanklarına, toplarına güvenenler, dün olduğu gibi bugün de karşılarında bükülmez bir kararlılık görmeye devam edecekler. Korktukça saldırganlaşacaklar, saldırganlaştıkça tükenecekler…
Ama karşılarında binleri, milyonları;
Karşılarında sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun inancını taşıyanları;
Karşılarında umudu, direnci ve gelecek güzel günleri yaratanları, kurşunlar karşısında direniş halaylarıyla omuz omuza, ölüme “hoş geldin sefa geldin” diyenleri bulacaklar.
Bir kez daha “kurşunlarınız, bombalarınız, silahlarınız bize vız gelir” sloganlarıyla ölümü yenenler karşısında devrimci iradenin teslim alınamayacağını görecekler.
Fabrikalarda işçiler, okulda gençler, tarlada yoksul köylüler sömürülmesin diye. Kürt halkı bin yıllık esaret zincirlerini kırabilsin diye. Eğilmektense ölmeyi tercih ederek, onurun ölümden daha güçlü olduğunu göstererek, direniş geleneğini bu topraklarda yeşerterek, devrim umudunu büyüterek nice destanlar yazıldı ve yazılmaya devam edecek.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!