Son bir haftadır kadın cinayetleri ve teşebbüsleri konusunda yaşanan gelişmeler sorunu bambaşka bir düzleme oturttu. Bu düzlem, bundan sonra kadın cinayetlerinin zincirinden boşanması ve hiçbir kadının can güvenliğinin kalmadığı anlamına gelen kritik bir eşiği ifade ediyor. Mahkeme başkanlarından polise ve avukata (medyayı saymıyoruz bile!) kadar uzanan ve her biri can güvenliğiyle doğrudan ilgili olan kurumların yapıp ettikleri bunun somut ifadesidir.
“SENİ ÖLDÜRMEK İSTEDİYSE BIÇAK NEDEN DERİNE GİRMEDİ”
Boşanmak isteyen eşini tam beş yerinden bıçaklayarak yaraladığı için tutuklu yargılanan Ümit Ö. Geçtiğimiz gün çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Fatma Ö. mahkemede “Sarılmak istedi. İtince cebinden çıkardığı bıçakla saldırdı. Beş yerimden bıçaklandım. Karın bölgeme vurduğu için öldürmek için yaptığını düşünüyorum ve kendisinden şikayetçiyim” dedi. Mahkeme başkanı Fatma Ö.’ye, “Seni öldürmek istediyse bıçak neden derine girmedi” gibi bir soru sorabildi! Kadın bu soruya karşı bile kendisini savunmak durumunda kalarak, “Karşı koymaya çalıştım. Bıçağı tutmak isterken ellerim de kesildi” diye yanıt verdi.
Sanık Ümit Ö.’nün tutuksuz yargılanma talebinde bulunduğu duruşma sonunda mahkeme heyeti, onu tahliye ederek duruşmayı erteledi.
AKADEMİSYEN CEREN DAMAR ŞENEL’İN KATİLİ MAĞDURMUŞ!
Aynı günlerde kopya çekmesine engellediği öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından odasında silahla vurulduktan sonra sayısız yerinden bıçaklanarak katledilen akademisyen Ceren Damar Şenel hem katilin avukatı hem de bu avukat tarafından hazırlandığı besbelli senaryoyu pervasızca sahneleyen katili tarafından kendi ölümünden sorumlu tutuldu! Bu senaryo öylesine pişkince ve ahlaksızcaydı ki, kadın cinayetleri konusunda en duyarsız kesimler bile afallayıp kaldı! Hikmet ve AKP’den milletvekili adaylığı olmanın yanısıra “Prof. Dr.” titri de taşıyan avukatı Vahit Bıçak, katilin Ceren Damar’ın cinsel saldırısına uğradığı için meşru müdafaa hakkını kullandığını söyleyebildiler!
İlk ifadesinde Ceren Damar’ı kendisini 2 defa kopya çekerken yakaladığı ve tüm ısrarlarına rağmen tutanak tutmaktan vazgeçmediği için öfkelenerek öldürdüğünü söyleyen aynı katil, bu sefer Anayasa’nın bilmem hangi maddesindeki boşluğu cımbızla ayıklayıp, en hafif ifadeyle ahlaksız ve vicdansız bir kurguyla içeriklendiren avukatının hazırladığı senaryoyu oldukça tutarsız bir şekilde duble etti.
Türk yargı sisteminin bir kadının bir erkeğe cinsel tacizde bulunduğu iddiası karşısında tüm yelkenleri suya indirip bol bol “iyi hal indirimi” vereceğini öngören Hikmet ve avukatı savunmayı Hikmet’in Ceren Damar’ın cinsel saldırısına uğraması üzerinden kurabildiler! Aynı katilin ilk ifadesinde danışman hocası olan Ceren Damar’ın kendisiyle ilgilenmediği hatta sorunlarıyla ilgilenmediğini, kendisine ters davrandığını söylediğini de belirtelim!
Hikmet’in Prof. Dr. Titri taşıyan avukatı Vahit Bıçak’tan kadın cinayeti çağrısı!
Fakat kendisine “hukukçuyum” diyen Hikmet’in avukatı Vahit Bıçak (Prof. Dr!) mahkemede sergilediği bu ahlaksızlık ve vicdansızlıkla sınırlı kalmadı. İşi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla cinayet işleyin çağrısına vardırdı. Mahkemede kurduğu “Müvekkilim cinsel saldırı suçunun mağduru olmuştur” senaryosunu burada yaptığı paylaşımlarla kadın cinayetlerini teşvik edecek bir çağrıya dönüştürdü.
Vahit Bıçak’ın mesajları şöyle:
Sevgili lise ve üniversite öğrencisi gençler, üzerinizde otorite kullanma yetkisine sahip olan öğretmen, öğretim üyesi, okutman, araştırma görevlisi vs yüksek not verme veya başka vaadlerle cinsel taleplerde bulunursa sakın sessiz kalmayın. TCK 102/3(b) ye göre 12+6=18 yıl …
TCK md. 102/3(b) ye göre 12+6=18 yıl hapis cezası öngörülmüştür, bu ırz düşmanlarına. Otorite kullananın kadın ya da erkek olması arasında fark gözetilmemistir. Öğrenci de kadın olabileceği gibi erkek de olabilir. Bir çığlık atın yeter, yanınızdayız. #cinselistismar #mobbing
Kanunlarımız ırza karşı meşru müdafaaya izin vermektedir(TCK md 35/2) Cinsel saldırı suçunun mağduru, baskılardan bunalmış, başka çıkış yolu bulamamış ise son çare olarak saldırganı öldür.
Hikmet telfonuyla el konulduktan sonra defalarca konuşmuş!
Bir özel harekatçı baba ve polis annenin oğlu olan Hasan İsmail Hikmet her yerden kollanıyordu belli ki. Nitekim bugün çıkan haberlere göre de ilk tutuklanma anında polis tarafından el konulan telefonuyla el konulma saatlerinden sonra defalarca görüşme yaptığı açığa çıktı.
NADİRA KADİROVA CİNAYETİNİN SAVCISINDAN TANIĞA “FUHUŞ” İTHAMI!
AKP’li vekil Şirin Ünal’ın evinde hasta bakıcı olarak çalışan Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı Nadira Kadirova’nın her açıdan şüpheli ölümünün ardından yaşananlarsa kadın cinayetleri için yapılmış bir başka aleni çağrı anlamına geliyor. Kadirova’nın bir asker eskisi olan Ünal’ın evinde onun silahıyla intihar ettiği söylenmişti. Fakat hemen ardından hem arkadaşları hem de ailesi tarafından dile getirilenler bunun bir intihar mı cinayet mi olduğu konusundaki soruları çoğalttı. Nadira ölmeden önce arkadaşı Leyla Niyazova’yla yaptığı telefon görüşmesinde Ünal’ın cinsel tacizine uğradığını, “konuşursam yer yerinden oynar” dediğini, evde genel anlamda baskı gördüğünü söylemişti. Ağabeyi ve ailesi Nadira’nın intihar edecek bir olmadığını, silah kullanmayı bile bilmediğini, polis tutanağına silahla ilgili giren bilginin çelişkiler anlaşılınca hızla değiştirildiğini, kendisini göğsünden vuran bir insanın yarasının olduğu bölgede barut izinin olması gerektiğini, fakat böyle bir izin olmadığını, ayağında da bir yaranın bulunduğunu belirttiler.
Nerden bakarsak bakalım (intihar da olsa!) Nadira katledilmişti; fakat bunun nasıl gerçekleştiği kolayca netleştirilebilecekken aradan geçen günlere rağmen ne Nadira’nın telefon kayıtları ne evdeki diğer çalışana bıraktığı not ve günlükleri ne Nadira’nın ailesinin sözünü ettiği evdeki sesleri de kaydetme özelliği bulunan kulaklığı ne evdeki sayısız kameranın kaydına ilişkin herhangi bir bilgi ne de arkadaşlarının anlatımları dikkate alınarak yürütülen herhangi bir soruşturmaya dair anlamlı bir bilgi verilmedi.
Sayısız şüphenin bulunduğu böylesi bir ölümle ilgili ev sahibinin siyasi kimliği de dikkate alınarak hızla açıklama yapması gereken hiçbir adres şimdiye kadar böyle bir açıklama yapmadı!
Bugün öğrendik ki bu ülkede cevval savcılar varmış! Ve o savcılardan biri Nadira’nın Ünal’ın cinsel tacizine uğradığını anlattığı arkadaşı Leyla Niyazova’ya “Siz Nadira Kadirova’yı fuhuşa mı götürüp getiriyormuşsunuz” diye sorarak ölen Kadirova ile tanığı fuhuş yapmakla suçlamış. Bununla da kalmamış bir dedektif gibi tanığın hangi gazetecilere konuştuğunu da sormuş!
Diğer tanıkların ise polis tarafından yönlendirilerek ifadelerini değiştirdikleriyse başka bir gelişme.
Belli ki Nadira cinayetinde de senaryo “fuhuş yapan kadın” klişesi üzerine oturtulacak ve Ünal tacizci ve katil değil mağdur adam ilan edilecek!
Özsavunma haktır!
Ardı ardına yaşanan bu 3 gelişme kadın cinayetlerindeki siyasi-hukuki tutumu olduğu kadar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin de tartışıldığı bundan sonra olacakları da haber veren sarsıcı nitelikler taşımaktadır. Bu niteliğin öne çıkan yönüyse kadın cinayetlerinin, tacizin, tecavüzün, şiddetin hız kesmeden süreceği dahası artık hiçbir kadının can güvenliğinin olmadığıdır! Ama en önemlisiyse hukukun-siyasetin böylesine pervasızlaştığı bu koşullarda kadınları koruyacak yegane gücün öz savunma ve toplumsal duyarlılık çemberidir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!