Patronla ahbaplık ve gerekirse mafyatik yöntemlerle ‘sendikacılık’!



Mevcut sendikaların çürümüş karakteri; en “ileri” gibi görünenlerin bile sergiledikleri düşkünlükler, mafyatik yöntemler ve patron yalakalığıyla mide bulandırıcı bir düzeye gelmiştir!


Mevcut sendikaların geldikleri düzey çürümenin en uç biçimlerle yüzeye vurmasını ifade ediyor. Mafyatik yöntemler pervasızca kullanılabiliyor, sendikal örgütlenmede rakip olarak görülen güçlerin sosyal medyada yaptıkları muhalif paylaşımlar savcılığa ihbar edilebiliyor, işçi direnişleri en saldırgan üsluplarla hedefe çakılabiliyor! Üye sayısı, dolayısıyla aidat meblağının büyütülmesi her şey haline getirilip, bunun uğruna patron konumundakilerle kol kola girilerek, geliştirilen ahbaplığın korunması temel amaca dönüşebiliyor. Sendika yöneticileri, üyelerinin mafyalaşmış belediye yönetiminin adamları tarafından fiziki saldırıya uğramasından hemen sonra, belediye yönetimine yağcılığı ilk iş olarak belirleyebiliyor. Onun makamına çıkarak birlikte fotoğraf vermek ve bu belediyeciliğin işçiye dönük saldırganlığının yarattığı yıpranmayı onarmak asli işleri olabiliyor.

DİSK Genel Başkanı (ki mevcut sendikalar içinde en ileri olanı diye bilinir!), işçi ve emekçilere esnek-güvencesiz çalışmayı dayatan, sınıfsal konumunun gereği olarak sömürünün derinleştirilmesi için elinden geleni ardına koymayan TİSK gibi bir patron örgütünün düzenlediği Ortak Paylaşım Forumu gibi bir organizasyona katılıp, “Sosyal tarafları ve hükümet yetkililerini bir araya getiren bu toplantının yararlı olacağını düşünüyor, çalışma hayatında müzakere ve diyalog kanallarının giderek zayıflatıldığı bir ortamda bu toplantıya emek veren herkese teşekkür ediyorum” diyebiliyor.

Gelinen noktada, CHP’li belediyelerle ahbaplıklar üzerinden üye sayılarını arttırmaya, mevcut sendikal örgütlülükleri dağıtarak her şeyi yeni baştan kurmaya çalışan bu sendikacılık anlayışı, mafyatik yöntemleri kullanmakta beis görmeyecek bir çürümeyi temsil etmektedir.

Sırf keseyi doldurmak, konumunu sağlamlaştırmak için CHP’li belediyelere yağ çekme düşkünlüğünü pişkince sergileyen bu sendikacılık, işleri ve hakları için direnen işçilere sosyal medya üzerinden saldırı üstüne saldırı düzenlemeyi, işçileri hedef göstermeyi marifet sayabilmektedirler. Maltepe Belediyesi işçilerinin direnişleri karşısındaki nereden tutsanız midenizin bulanacağı tutumlar bunun tipik ifadesidir.

Yerel yönetimler ve sendikalar geçmişten beri çarpık bir ilişki içinde olmuştur. Bu yönetimler kime geçmişse ona yakın sendikalar buralara çöreklenmiş, işçi kıyımları sendikaların da işin içinde olduğu yeni işçi alımlarına eklenmiştir.

AKP’nin birçok belediyeyi aldığı dönemlerde oralarda CHP üzerinden örgütlülük oluşturmuş Belediye-İş ya da Genel-İş çıtını çıkaramamış, binlerce işçi kıyıma uğrarken adeta seyirci kalmıştır. Hizmet-İş buralarda engelsizce örgütlenirken, bu sefer de Belediye-İş ve Genel-İş tutarlı bir sendikacılık çizgisiyle değil, belediye yönetimleriyle kurdukları “ahbaplıklar” üzerinden parsa kapma yarışlarına girmiştir. Geçmişten beri bu böyle süregelirken, kimi zaman o ahbaplıklar hürmetine zaten örgütlenilmiş olunan bir belediyede bir bakmışsınız ya Genel-İş ya da Belediye-iş alttan alta örgütlenme çalışması başlatmış, mevcut örgütlenmeyi dağıtırken, faaliyette de belediye yönetimleriyle sınıfsal bir temelde karşı karşıya gelmemeyi esas alan bir çizgi izlemişlerdir!

Bu yaklaşım son olarak Dikili Belediyesi’ndeki örgütlenme üzerinden mafyatik yöntemlerle yüzeye vurmuştur. Belediye-İş yöneticileri Genel-İş’in örgütlü olduğu bu belediyede örgütlenmeye girişmişlerdir. Genel-İş, bu örgütlenmenin tehdit ve sindirmelerle gerçekleştirildiğini iddia ederken, Belediye-İş de sanki örgütsüz bir alanda örgütleniyormuş gibi “bizim orada üyelerimiz var, kimseye baskı yapmıyoruz” diyerek mevcut garabeti açıklamaya çalışmıştır. Sonuç olarak yıllardır örgütlemeye yanaşmadıkları taşeron işçilerin örgütlenmesi şimdilerde nispeten kolaylaşmış ve aidat kapısı haline gelmişken her iki sendika da ayrıntısını bilmediğimiz iddialarla karşı karşıya gelmiştir.

Sınıf çıkarları dışında her türlü kötülüğü ifade eden bu yaklaşımlar dün Dikili’de; Belediye-İş yöneticilerinin Genel-İş yönetici ve üyelerine bıçak ve silahın da olduğu bir saldırı gerçekleştirmesiyle bir kez daha yüzeye vurmuştur.

Arka planda nelerin döndüğünü bilmediğimiz, kimin hangi hesaplarla hangi planlar kurduğunu anlamamızın güç olduğu bu rant savaşı, işçi sınıfının bugün nasıl bir örgütlülük düzeyine sahip olduğunu olduğu kadar, mevcut sendikaların ulaştıkları çürüme düzeyine de ayna tutan çarpıcı bir gelişme olmuştur.

Ortaya çıkan tablo açık ve nettir: Mevcut sendikaların sınıfın çıkarıyla ilgili bir derdi kalmamıştır! Kendi hesap ve çıkarlarını merkeze koyan bu yaklaşımlarıyla zaten örgütsüz olan sınıfın daha bir örgütsüzleşip, silahsızlanması dışında bir anlam taşımamaya başlamışlardır. İşçi sınıfı oldukça zorlu süreçler içinden kendi öz sendikalarını yaratmak dışında bir seçeneğe sahip değildir.