Mamak Platformu’ndan Kriz ve Savaş paneli



Mamak Platformu, ekonomist Alp Alınörs ve HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün katılımıyla “Savaş ve Ekonomik Kriz” başlıklı panel düzenledi


Mamak Platformu, Demokratik Alevi Derneği Mamak Şubesi’nde araştırmacı yazar Alp Altınörs ve HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün katılımıyla “Savaş ve Ekonomik Kriz” konulu panel gerçekleştirdi. Zarife Çamalan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Altınörs ve Bülbül’ün sunumlarından sonra Çamalan, Mamak Platformu adına kısa bir sunum gerçekleştirdi.

Panelde ilk olarak konuşan Ekonomist Alp Altınörs, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin en büyük nedenlerinden birinin savaşa harcanan bütçe olduğunu ifade etti. Altınörs, yıkılmış bir ekonomiden bahsetmenin ve ekonomik kriz demenin dahi suç haline geldiği dönemde krizin dile getirilmemesi için yapılan açıklamalara da değinerek, “Amaç milletin krizi dillendirmemesi. Aslında herkes çok iyi biliyor ki, bu krizin asıl sebebi AKP’nin ayakta kalması için savaşa sarılmasıdır. Savaş masrafları yoksulların cebinden çıkıyor. Yani kıt kaynaklarımız savaşa harcanıyor. Dolayısı ile Bahçeli’nin söylediği sözleri doğru. Ya ekmek ya barış. Türkiye halkları ekmek istiyorsa barış lazım. Ekmek için barış. Savaşa dur demek lazım” vurgusuyla konuşmasını tamamladı.

HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül konuşmasında; Türkiye’deki devlet sisteminin felç olduğunu söyledi. Bülbül, “Bu topraklarda yaşayan halklar hiçe sayıldı.  Burada Mezopotamya, Lidya, Kapadokya, yani hepsini ismine Anadolu diye bir kavram uyduruldu. Buranın tarihi de silindi. Bu tekçi, inkârcı, gerici zihniyeti silmeye çalışmak, bunu devam ettirmek, çok ‘pahalı’ bir iştir. Eşit yurttaşlık isteyen Alevi’nin susturulması, dilini, kültürünü yasamak isteyen Kürt’ün susturulmasi ve ezilen inanç gruplarına ve işçi sınıfını ezmek için bastırılması, susturulması ve düşmanlar yaratarak içeride ırkçılığın beslenmesi için çok ağır ekonomik masraflara ihtiyaç var.  Bunu da savaşın bütçeye yansıması ile görüyoruz” dedi. Bülbül konuşmasının devamında, “Türkiye’deki hükümet  Hemen herkesi tehdit olarak gören psikopatolojik bir ruh haline sahiptir.  Bunun tedavisi mümkün değildir. Biz Alevilerin bakış açısıyla da demokrat, sosyalist bakış açısıyla da baksak bunun tedavisi mümkün değildir. Ancak bunun ortadan kaldırılması, bunun mücadele ile bastırılması, bunun yok edilmesi lazım. Yoksa bunlara her türlü olanak sağlanmıştır.  O halde yapılması gereken şey, toplumsal muhalefeti teşvik eden tüm anlayışlarda buluşmaktır” diye vurguladı.

Konuşmacıların ardından panelin moderatörlüğünü yapan Zarife Çamalan Mamak Platformu adına kısa bir konuşma gerçekleştirdi.

Ekonomik kriz ve savaş politikalarının iç içe geçtiğini; baskıların had safhaya çıktığını,  savaş demenin, kriz demenin, açız demenin suç sayıldığı,  sokağın yasaklandığı bu koşullarda emekçilerin çaresizliğe itildiğini belirten Çamalan, “’Biz ne yapmalıyız?’ sorusunu hep birlikte  tartışıp cevap da bulmalıyız” diyerek devrimci-demokratların, işçi sınıfının öncülerinin üstlerine düşeni gerektiği gibi yapmasının elzem bur görev olduğunu vurguladı.

Çamalan bu bağlamda şunları ifade etti:

1- işçi ve emekçilerin özelde de devrimci-ilerici dinamiklerin sayısız yöntemle bastırılmaya, susturulmaya çalışıldığı bu koşullarda neler yapabileceğimiz üzerine somut tartışma ve mücadele eksenini oluşturmamız gerekir.

 

2-Baskı ve zorbalıkla bastırılan dinamiklerin yerinin neden doldurulamadığı ve mevcut direnişlerin, var olan toplumsal öfke ve direnme potansiyelinin neden sistematik ve sürekliliği olan bir mücadele hattına dönüştürülemediği başka bir can alıcı sorudur. Bu noktada biz asıl olarak hangi konularda nasıl bir ortaklıkla hareket etmeliyiz sorusunu yanıtlamalıyız.

 

3-Bugün işçi sınıfı ve emekçilerin geniş kesimleri Burjuvazinin ideolojik etkisi altında olsa da ekonomik krizin giderek boğazları sıkan etkisiyle bazı gerçeklere de gözlerini kapatmadıkları bir noktada duruyorlar. Sınıfın çeşitli bölükleri irili ufaklı direnişlerle kendi yolunu açmaya çalışıyor. Bir başına kalmış da olsalar bu ısrarlarını sürdürüyorlar. Öncü güçlerin yapması gereken ilk iş bu dinamikleri güçlendirmektir. Emeğini, desteğini, gücünü buna seferber etmektir.

 

 4-Öncü güçlerin sendikalarda da azımsamayacak güçleri vardır. Fakat bu gücü sınıfı içerden dönüştürecek bir manivela olarak kullanamamaktadırlar. Yapılan en ileri şey sınıfa dışardan seslenen bildiri dağıtımları, ajitasyon ve propagandadır. Oysaki bu güçlerin kriz politikalarına karşı bir grevi içerden örgütlemeyi dinamik bir hedefe dönüştürmesi gerekir, bunu zorlamak bugün açısından kaçınılmazdır.

 

Buradan direnişte olan; Cargill, Ataşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Aydın Efeler Belediyesi,  Koton işçilerine,  Saica Pack, Valfsan,  Çetaş Birlik Cam, Düzce Cam,  inşaat işçileri ve hatırlayamadığım direnişteki işçileri platform adına selamlıyorum.

 

5-Günümüzde şovenizmin aşılması, rejimin ideolojik hegemonyasının çözülmesi sınıfın içindeki kaynamaların örgütlenmesi için gözü pek bir mücadele ekseniyle hareket edilmesiyle mümkün olabilir.

 

6-Yine dağın-taşın enerji patronlarına, mütahhitlere peşkeş çekildiği bu koşullarda öncü güçler halktaki tepkiyi örgütlemek için güçlerini birleştirmeli ve nerde küçük bir kıvılcım varsa onu büyütmeyi esas almalıdır.

 

7-Kadın ve gençlik dinamiğiyle çok da içerden ve mücadele ekseninin organik parçası olarak ilişkilenmek de yine aynı ittifak ve mücadele programının hedeflerinden olmalıdır.

 

8-Dünyanın her bir köşesinden yükselen halk isyanlarının yarattığı rüzgarı emekçilerin gündemine taşımak, moral ve güç verecek, perspektif sunacak her gelişmeyi bunun fırsatına dönüştürerek bizlere çaresizliği dayatanlara karşı çarenin İşçilerin, emekçilerin ve halkların kendi ellerinde olduğunu anlatmaya çalışmaktır.

 

Şili, Ekvator, Arjantin, Haiti, Tunus, Cezayir, Sudan, Suriye, Lübnan, İran, Afganistan, Pakistan ve direnen diğer halkları da selamlıyoruz. Fransa’da devam eden grevi ve grevdeki emekçileri de selamlıyoruz.

Panel daha sonra soru-cevaplarla devam etti