İşten atılmak 3 ay ‘yasak’, günde 39 TL’ye ücretsiz izin serbest!



İşçi sınıfının salgın gibi olağanüstü bir dönemde ücretli izne çıkarılma hakkı gasbedilerek onun yerine üretimin sürmesini esas alan ve süremediği yerlerde de patronlara ücretsiz izin yetkisi tanıyan, işçiyi günde 39 TL’ye talime zorlayan işten atmayı sözümona yasaklayan ve fakat buna da süre koyan düzenleme getiriliyor!


Koronavirüs salgınının açılışını “patronlara kalkan” planıyla yapan, salgın karşısında “evde kalın” derken işçileri adeta hiç yerine koyan, “nasıl evde kalalım?” sorularına bilinçli bir şekilde sağır kesilen AKP’li devlet, kendi tabanında bile ciddi bir huzursuzluk yaratan bu tutumunu şimdi artistik bir hareketle “unutturacağını” sanıyor. “Artistik” dediysek öyle çok havalı bir hareket olmadığı gibi, işçiye dönük “seni en fazla dilenci yaparım” kibrini de saklayamayan bir hareket bu.

Yine bir torbayla Meclis’e getirilecek olan ve fakat ilk önce patronlara sunulan taslağa göre işten atmalar 3 ay süreyle yasaklanacak ancak bunun karşılığında kapanan ya da üretim kapasitesi kriz nedeniyle daralan işyerlerindeki işçiler ücretsiz izne çıkarılacak! 3 ay sonrası mı? Erdoğan uygun görürse bu süre daha da uzatılacak. Pandemi süreci bittikten sonrası mı? İşte kıyamet orda kopacak! Keza işten atmanın yasaklanması sadece belirlenmiş süre içinde geçerli olacak.

Ücretsiz izne çıkarılan işçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanması ya da işten çıkarılanların işsizlik ücreti alması değil de (ki bunlar daha külfetli!) sözümona tüm işçileri kollamak adına (keza herkes kısa çalışma ödeneği alamıyor!) patronlar işten atmayacak ama işçiler de işsizlik sigortası fonundan her gün için saça saça kullanabilecekleri (!) 39 lira 24 kuruşa rıza gösterecek!

Bu arada 15 Mart’tan sonra işten atılan ve işsizlik ödeneği alamayan işçilere de aynı ödeme yapılacak. İşçilerin eline aylık geçecek olan tutar ise 1170 lira yani asgari ücretin yarısı olacak.

Bunların hepsini geçtik, zorunlu olmayan işkollarında üretimin durdurulması ve işçilerin ücretli izne çıkarılmaları gibi bir talep de bir daha gündeme getirilmeyecek!

Meclis’e getirilecek torba yasanın 4. Maddesinde büyük bir “iyilikmiş” gibi sunulan düzenleme şöyle:

22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun geçici onuncu maddesi çerçevesinde ücretsiz izne ayrılan işçilere ve 15/3/2020 tarihinden sonra işten çıkarılmış olup, kanunun diğer hükümlerine göre işsizlik ödeneğinden istifade edemeyen işçilere, 4857 sayılı İş Kanununun geçici 10’uncu maddesi çerçevesinde belirlenen fesih yasağı süresince fondan her gün için 39.24 Türk lirası nakdi ücret desteği verilir… Bu madde kapsamında verilecek nakdi ücret desteğinden yararlanma süresini altı ay süreyle uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

Taslağın 5. maddesinde de işten atma, ücretsiz izne çıkar deniliyor:

Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle 25’inci maddenin birinci fıkrasının ikinci bendinde (ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller) gösterilen sebepler dışında işveren tarafından feshedilemez. Birinci fıkra çerçevesinde fesih yasağı uygulanan hallerde işveren işçiyi ücretsiz izne ayırabilir.

Sendikalar, hukukçular bu düzenlemenin işten atma yasağını sadece 6 ay en fazla 6 ayla sınırladığı, sonrasında ne olacağına dair bağlayıcı bir hüküm koymadığı yönleriyle tartışıyor. Kısacası tartışmalar daha çok hükümetin sunduğu minderde sürdürülüyor. Oysaki mesele işçilerin sağlığı için toplumsal ihtiyaçlar açısından zorunlu olamayan işletmelerin, işyerlerinin, şantiyelerin kapatılması ve işçilerin ücretli izne çıkarılmasıdır!

Yapılan düzenleme tam da bu zorunluluğun işçi sınıfı saflarında kitlesel bir eğilime dönüşmesinden duyulan korkuyla yapılmış bir göz bağamadır. Esas meselenin üretimin sürdürülmesi olduğunu açıkça ilan eden bu düzenlemeyle “yeter ki ucunda ölüm de olsa çalışılsın, üretim devam etsin, toplumsal tepkiler en azından bu ağır günlerde bir nebze de olsun törpülensin” denilmektedir.

Yapılan, Erdoğan’ın son konuşmasında “ölseniz de çalışacaksınız” anlamına gelen “Fabrikalar, hizmet sektörü, tarımsal üretim durmayacak” cümlelerine uygun bir düzenlemedir. İşten atmanın yasaklanması zorunlu olmayan işkolları dışındaki tüm işkollarında üretimin durması ve işçilerin ücretli izne çıkarılmasıyla birlikte bir anlamı olabilir. Bu olmadığı sürece üretimdeki daralma ya da kapanma nedeniyle işçi kıyımına giden patronlar yaptıkları kıyım yanlarına kar kalarak işine devam edecek, hatta devletten bir de bunun için para alacaktır. Üstüne bir de kendi esnek politikalarına göre daha sonra belki de atmak üzere işçiyi ücretsiz izne çıkararak, geride kalanların canına okuma pahasına üretimi sürdürme planlarını yürüteceklerdir.

Çalışmaktan kaçınma hakkının da gaspı anlamına gelecek bu düzenleme sıtma mı ölüm mü ikilemi dışında bir anlam taşımıyor! Hastalıkla burun buruna nefes alıp verdikleri işyerlerinde/işkollarında işsizlik ve açlık korkusuyla çalışmaya devam etmek zorunda kalan işçilerin bu salgında kitleler halinde ölmesine davetiye çıkarılmış olacaktır.

İşçi sınıfı bu sinsi sınıf tutumuna karşı zorunlu olmayan işkollarında üretimin durdurulması ve işçilerin ücretli izne çıkarılması talebini, çalışmaktan kaçınma hakkını ve gerekirse grev silahını sahiplenmekten vazgeçmemek zorundadır. Bu düzenlemelerle asıl olarak bu sınıf tutumunun üstüne toprak atılmak isteniyor, işçilerin her halükarda ölümü umursanmıyor!