1 Mayıs’ta sistematik kötülüğe karşı umudu haykıralım!



Artık bir yerden başlamalı dostlar, dayanışmayı büyütmeli mesela, bu sessizliğe ses olmalı, modern denilen dünyanın barbarlığı içinde yok olmamak için bir an önce harekete geçmeli diyor ve içimi umutla dolduran o güzel marşı söylüyorum……


Kızçe

Uzun zamandır kokuyor bu ülke hem de çok uzun zamandır. Öyle burunlarımızı tıkamakla da geçeceğe benzemiyor bu koku. Zira biz burunlarımızı tıkamakla meşgulken sistem nefret söylemlerini yayarak ötekileştirmeye devam ediyor. Her gün itinayla saldırıyor hayatlarımıza. Her sabah yeni bir pisliğe uyanıyoruz. Yok canım bu kadarı da olmaz diyoruz. Bu kadarı da olmaz! Sonra bir bakmışız daha büyükleri çıkıyor karşımıza. Kısacası biz bir araya gelmedikçe ve güçlü bir ses yükseltmedikçe de bu değirmen böyle dönüp duruyor ve kötülüğün sınırları büyüdükçe büyüyor. Sistemin hayatlarımıza empoze ettiği kötülüğün bir sınırı yok ve en önemlisi de biz dur demedikçe durmayacak.

Evet iktidarın sistematik kötülüğünün bir sınırının olmadığını son yıllarda yaşadıklarımız ve gördüklerimiz öğretti bize. Ben bu kötülüğün sınırlarının tamamen ortadan kalktığını, bir köpeğin hem de küçücük bir köpeğin dört ayağının birden kesilmesiyle öğrendim. Resme bakamadım. Zihnimdeki ayaksız bir köpekte dondu zaman. Yine sistemin kötülüğünün sınırlarının olmadığını Suriyeli bir aile Edirne’de çalılıkların arasında donmuş bir şekilde bulunduğunda öğrendim. Bir anne “Oğlum yüzme bilmez ki” dediğinde, bir kadın bir dolmuşta tecavüze uğrayıp yakıldığında öğrendim. Henüz on dört yaşında bir çocuk gaz fişeğiyle başından vurulduğunda, sonra oğlu hastanede can çekişirken bir anne yuhalatıldığında öğrendim. Bir ördeğe tecavüz edildiğini duydum. Bir çocuğun serviste unutulup boğulduğuna, bir cemaat yurdunda çocukların tecavüze uğradığına şahit oldum. Bir hapishanede sırf Kürt olduğu için dövülerek öldürülen gencin başına gelenleri okudum. Bodrumlarda insanların kimyasallarla kömürleştirildiğini işitti bu kulaklar. Kanserle mücadele eden bir genç kadının eline sadaka misali üç beş kuruş tutuşturulduğuna şahit oldu bu gözler. Sonra o güzel ses değdi ruhuma; “Ben dilenci değilim!

O zaman sisteme olan öfkem büyüdükçe büyüdü.

Belki de her şey çocuklara oyuncak götüren gençlerin katledilmesiyle başladı. Aslında belki de yüz beş yıl önce 24 Nisan’da yalınayak insanların sürgün yollarında ölmesiyle. Belki de Taksim’de çadırların yakılmasıyla, belki de 10 Ekim’de bir gar patlamasıyla. Bilmiyorum bu kötülük ne zaman esir aldı bizi. Fakat bildiğim bir şey var; biz sustukça, karşı durmadıkça kötülük bir çığ gibi büyüyor, daha da cesaretleniyor.

Özellikle bu korona günlerinde bu durum daha da belirginleşiyor. Herkese “Evde kal” diyen devlet, insanların nasıl evde kalacağıyla ilgilenmiyor. Evde kalamayan emekçiler her sabah daha güneş doğmadan iş yollarına düşüyor. Hiçbir önlem alınmayan ulaşım araçlarıyla işlerine gitmeye çalışıyor.

İşte sistemin kokuşmuşluğu tam da burada daha da gün yüzüne çıkıyor. İşçiler hiçbir önlem alınmayan şantiyelerde, fabrikalarda, madenlerde, ofislerde ve marketlerde uzun saatler boyu çalıştırılıyor. “Sosyal mesafeyi koruyun” diye sokaklarda avazı çıktığı kadar bağıran vali, emekçilerin yemekhanelerde tıkış tıkış sağlıksız koşullarda yemek yediğini görmüyor, aslında görmek işine gelmiyor. Şantiyeler, fabrikalar, madenler ve marketlerdeki çalışma koşulları 1848’lerin Londra’sındaki işçi banliyölerini hatırlatıyor insana.

İnsanlar “geçinemiyoruz, açız” dedikçe iktidar kokuşmuş düzenini örtbas etmek için yeni formüller buluyor. “Açım” diyen halktan üstüne bir de para istiyor. Ama asla ücretli izinden, devletin vermesi gereken sosyal yardımlardan, ödenmesi gereken faturalardan ve kiralardan bahsetmiyor. Sermayeye bin veren devlet, iş halka gelince aslan kesiliyor.

Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. İşte bu ağır gündemle karşılıyoruz 1 Mayıs’ı.

Artık bir yerden başlamalı dostlar, dayanışmayı büyütmeli mesela, bu sessizliğe ses olmalı, modern denilen dünyanın barbarlığı içinde yok olmamak için bir an önce harekete geçmeli diyor ve içimi umutla dolduran o güzel marşı söylüyorum……

                                          Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır.

 

                                           Ancak bu böyle gitmez, sömürü devem etmez.

 

                                           Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde

 

                                           1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı

 

                                            Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı