‘Bu 1 Mayıs’ta da işçiyle sendikalar arasındaki uçuruma üzülüyoruz’



Çankaya Belediyesi taşeron şirketi Canpaş’ta çalışan işçiyle 1 Mayıs’ı, beklentilerini, hayal kırıklıkları ve tüm bunların üstesinden nasıl gelineceğini konuştuk


1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

İşçi ve emekçilerin sermayeden taleplerini güçlü ve birlikte alanlarda, sokaklarda dile getirdiği bir gündür 1 Mayıs.

1 Mayıs işçilerin birliği, sağ-sol, dini inanç vs. ayrımı yapmadan mücadele etmesi, bir araya gelerek yüksek sesle alınamayan tüm haklarını hep bir ağızdan seslendirebilmesidir. Benim 1 Mayıs’tan beklentim tüm konfederasyonların bir araya gelerek alanlarda 1 Mayıs’ı kutlaması.

Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Sendikaların işçinin yanında olmamasının yokluğunu hissediyoruz. Herhangi bir bilgilendirme yapılmamasının üzüntüsünü hissediyoruz. İşçiyle sendikalar arasında uçurumların oluşmasını büyük bir üzüntüyle görüyoruz. İşverenlerle işçinin arasında ulaşılamaz mesafelerin oluşturulması ne işverenle ne de sendika ile işçinin hiçbir şekilde diyaloğunun olmaması sözkonusu. Biz umut ediyorduk ki Çankaya Yıldız’da Fen işleri Müdürlüğü’nde sendika tüm işçilerin katıldığı bir 1 Mayıs kutlaması organize etsin. Ama öyle yapmadılar. Çakma bir 1 Mayıs kutlaması yapıyor. Sadece delege ve temsilcileriyle… Ya hiç yapmayacaksın ya da sosyal mesafeyi koruyarak tüm işçilerle birlikte yapacaksın.

Bizim meydanlarımız var. Şantiyemiz var, Yıldız’da büyük alanlarımız var. Madem devlet sokağa çıkma yasağı ilan ediyor, sağlığımız için çıkmamamız da gerekiyor, ama 1 Mayıs’ta bir hak talebinde de bulunacağız, o zaman sendika bir organizasyon yapacak, bunu da üyesi olan tüm işçilerle birlikte yapması gerekiyor.

1 Mayıs anlayışına Genel-İş’in, DİSK’in uymadığını belirtmek istiyorum.

1 Mayıs’tan beklentilerimden biri KHK’ların kaldırılması, sendika baronlarının işçi üzerindeki baskılarının son bulması, işçilerin oluşturacağı komitelerle özgür toplu sözleşme, özgür toplu sözleşme yapılamıyorsa işçi komiteleriyle, işçiden yana olan sendikaların yan yana gelmesi ve haklarımızın alınması için yan yana mücadele edilmesi. Biz belediye işçilerinden örnek verecek olursak eğer… Geçen size bizim şube sekreterimiz olan, içimizden seçtiğimiz, ‘emekçiyim, Nakliyat-İş mücadele geleneğinden geliyorum’ diyen kişinin yalan yanlış bilgilerinin tam tersine şu an sendika eliyle tüm haklarımız -KHK’yla kadro verileceği söylenen taşeron işçiler- elimizden gitti ve buna rağmen sendika aidatı kesiliyor.

İşçilere bir sağlık taraması, bir test ya da sendikanın varlığını bize hissettirecek herhangi bir uygulama yaptırmamaları; göstermelik bir maske, bir eldivenle şantiyeye iki uyduruk dezenfektan koymakla dışarıya “biz sendika olarak işçinin sağlığını düşünüyoruz” imajı vermeleri, söylemleriyle pratiklerinin uyuşmadığının net göstergesidir. Çıkış saatlerimizin sabah 06:00 ile 12:00 olmasına rağmen size verdiği röportajda “saat 10:00 mesai bitim saati” diyebiliyor.

Bir yere gelene kadar işçinin yanındayım deyip bir yere geldikten sonra da bildiğiniz sarı sendikacılık yaparlar. Bizim şu an işveren ile hiçbir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz sendikal anlayışla bunu net olarak ifade etmek istiyorum.

Çankaya Belediye işçilerinin tümünün; belde, imar, kadrolu ve Canpaş işçileri şu an sadece uğraşısı bu sendikal yapı. O nedenle bu sendikal yapıların işçiden yana olması için taban örgütlenmesi içindeyiz, ama ne kadar başarılı oluruz bilmiyorum. Çünkü bizim önümüzü kesen çok değişik etkenler var. Hem siyaseten hem sendika baronlarının yapıp ettikleri açısından. Bazı işçilere belli vaatlerde bulunularak, susun denilerek işçilerin bir bölümü tetikçileştiriliyor.

Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

Şu an gerekli önlemlerin alınmamasından kaynaklı bu virüsle direkt karşı karşıyayız. Böyle küçük dokunuşlarla virüse karşı önlem alındığını düşünüyor arkadaşlarımız, ama şu an hiçbir tedbir hiçbir önlem gerçek anlamda alınmamış durumda. Şantiyede hala insanlar elbiselerini giyinip işe çıkıyorlar, hala toplu halde bir araca beş kişi biniyor, hala bizim tansalarımızda 30-40 kişinin içinde elbisesini değiştirip işe çıkılıyor.

Yani hiçbir önlem alınmadığı gibi mademki biz koronavirüs salgın döneminde de zorunlu kamu hizmeti yapıyoruz en azından işçinin değerinin bilinmesini isterdik. Hani yemek ve yol paramız kesildi biliyorsunuz, uyduruk gerekçelerle 1 Ocak’ta uygulanması gereken yemek ve yol zamları uygulanmadı. İşçi böyle bir özveriyle çalışıyor, siz gerekli önlemleri de alamıyorsunuz, biz kendi önlemlerimizi almaya çalışıyoruz ailemizi kendimizden korumak için. En azından bu işçilerin gönlü alınabilirdi. Beğenmediğimiz AKP’li belediyelerde koronavirüs nedeniyle sosyal yardımlar yapılıyor. Bizler elimizden gelen gayreti göstermemize rağmen ne işverenden ne sendikadan herhangi bir adım atılmıyor.

Bu beklentilerinizi sendikaya ve belediye yönetimine ilettiniz mi?

İnanın bir bölüm işçiye 8 mesai veriliyor, bir bölümüne 5 mesai veriliyor. Süpürgeciler mesai cezasına çarptırılıyor, park bahçe işçisine hiçbir şey verilmiyor ve asgari ücrete mahkum ediliyor. Sendikayı arayan her işçiye verilen cevap şu: “Biz size Türkiye’nin en iyi toplusözleşmesini yaptık, beğenmiyorsanız istifa edin” deniyor. Burada işçinin örgütlülüğünü, birliğini, beraberliğini koruyacak olan, işveren karşısında haklarını koruyacak olanlar, bir üye daha fazla yapmaya çalışacak olanlar kendilerini arayan, dert yanan işçiye beğenmiyorsanız istifa edin der mi?

Sendikal bürokrasi değişmediği sürece, İnşaat-İş, Bağımsız Maden-İş, Nakliyat-İş gibi irili ufaklı sendikaların dışında Türkiye işçi sınıfına şu an yön veren konfederasyonlar da İnşaat-İş’in, Nakliyat İş’in olduğu gibi yapılanmadığı sürece istediğimiz kadar genel grev talebinde bulunalım bunun bir karşılığı olmayacak. Bizim burada 3 bin 500 işçi grev kararı alınsın diye sendikaya baskı yapmasına rağmen yukarıdan sendika ağaları kesinlikle siz grev kararı alamazsınız deyip işçiyi işveren önüne yem olarak attılar.  O nedenle sendikal anlayış ve yapıların değişmesi gerekiyor.

Biliyorsun bu koronavirüs sürecinde konfederasyonlar sadece sözlü taleplerde bulundular, ancak ricacı oldular. Dolayısıyla virüsten kaynaklı olabilecek ve olduğunda gördüğümüz işçi ölümlerinde payları var mı sizce?

Bana göre ilk işçi ölümünden sonra tüm konfederasyonların işçileri eve çekmeleri gerekiyordu. Ama yapmadılar, bana göre en büyük pay konfederasyon başkanlarınındır, yönetimlerindir. Çünkü hala üç-beş kişiyle bir mikrofonun arkasına geçip demagojiden başka bir şey yapmıyorlar. Defalarca KHK’ler için basın açıklaması yapıldı, bu açıklamalara toplasanız otuz beş kişi zar zor katıldı, onlar da sendika yöneticileridir. Yani kitlesel olarak yapılmadığı sürece karşılığını bulmayacak. Virüs ölümlerinden konfederasyonlar, yöneticileri, başkanları sorumludur. Bu vebalin altında kalacaklar.

Son olarak; 30 Haziran’da KHK bitiyor işçiyi bekleyen asıl tehlike budur. KHK’yla sözümona kadroya geçen işçilerin önüne Cumhurbaşkanlığı’yla toplu sözleşme yapmak gibi bir şey konulabilir. KHK’yla geçiş yapan tüm işçiler 1 Temmuz’da kamu işçisi olma hayali kuruyor. Ama şu an sendikalarda hiçbir ses yok. Muhalefet partilerinde hiç ses yok. KHK unutuldu! Ama benim endişem şu ki; bu iktidar 30 Haziran’dan önce bu süreci 2023’lere kadar uzatacak bir plan, bir yasa tasarısı ya da toplu sözleşmeyi öne alabilir. Benim korkum KHK’yla geçenlerin böylesi bir tehlike ile karşılaşabilir olması ve eğer buna ses çıkarılmaz da göz yumulur ise işçinin yüzde 4’lere mahkum edilecek olması. Buna dikkat çekmek istiyorum.