Daha önce defalarca raflardan indirilen kıdem tazminatının fona devredilmesi saldırısı bu sefer yepyeni (!) bir formülle gündeme getirildi. Bu formülde kıdem tazminatı tek bir fon altında değil iki ayrı fona bölünerek yağmalanacak! Bu formüller de “işçinin yararına düşünen, onun yerine tasarruf yapıp, emekliliğinde ve yaşlılığında kullanabileceği bir parayı koruyan devlet” hayırsever devlet profiliyle sunuluyor!
Tartışmalar daha çok (özellikle Türk-İş ve CHP cephesinden) Türkiye’de işçi ve emekçilerden yapılan kesintilerle oluşan fonların yağmalanması geleneğinin baki olması ve işçinin ömür boyu çalıştıktan sonra eline geçen tek toplu paranın kıdem tazminatı olduğu noktasından yürüse de işin diğer boyutları da görmezden gelinemiyor. Bunlar; kıdem tazminatı hakkının patronlar üzerinde yarattığı basınçla işçiye kısmi iş güvencesi sağlamasının yanısıra örgütlenme hakkı açısından da kritik bir önem taşıması noktasından gelen itirazlar.
AKP’li devlet bu itirazlara da patronları frenleyeceği söylenen kimi “önlemlerle” yanıt veriyor. Mesela işçi işsiz kaldığında patronun işsizlik sigortası fonuna aktaracağı paranın miktarı yüzde 2’den 4’e çıkarılacak diyor ya da işsiz kalan işçinin kıdem tazminatının bir kısmı ödenecekken diğer kısmı anında fona aktarılacak gibi bir balon şişiriyor.
İşçinin 1 aylık brüt ücretine denk gelen oranda da bir değişiklik olmayacağı, fon ikiye bölünse de “Kıdem tazminatında 1 senelik çalışmanın karşılığında 30 gün kıdem alma… Yüzde 8,33 korunmakla kalmıyor, aslında üstüne çıkıyoruz” gibi bir yanıt veriyor. Bu arada devletin de fona yüzde 1 oranında katkı yapacağı güzellemesiyle tabloyu tamamlıyor.
Üstüne bir de utanmadan bu düzenlemenin 2022’de hayata geçirileceğini, mevcut çalışanları kapsamayacağını, geriye dönük hak kaybının olmayacağını vurgulayarak, “Sizi değil çocuklarınızı ya da yeni işe başlayacakları kapsıyor!” diyebiliyorlar. İşçi sınıfına “sen kendini düşün gerisini boşver” mesajının bu kabalıkta verilmesini, bu denli kritik bir mevzunun bile tüccar hesaplamasıyla masaya sürülmesi olsa olsa AKP tiynetindeki cambazlara has bir yetenek olabilirdi zaten!
Ama tüm bunları söyledikleri noktada kıdemin gaspıyla esnek çalışma modelini aynı pakete koyarak bundan sonra işçi sınıfının önemli bir kesimi açısından (25 yaş altı ve 50 yaş üstü için) kıdemin zaten hayal olacağını gizleyemiyorlar!
Emeklilik sistemini delik değişik edenler “emeklilik günlerinizi düşünüyoruz” diye buyuruyor!
İşçi sınıfının zorlu mücadelelerle kabul ettirdiği emeklilik sisteminin delik deşik edilerek, yıllarca çalışan emekçilerin ev kirasına bile yetmeyecek bir maaşa mahkum edildiği bir ülke burası. Bu sürecin baş mimarlarından olan AKP’li devletin temsilcileri emekliyi sefalete mahkum eden saldırıları kendileri yapmamış gibi şimdi kalkıp işçi sınıfının 85 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatı hakkını “çifte emeklilik bahşediyoruz” gibi bir ambalajla pazarlamaya çalışıyorlar. Daha yakın zamanda emeklileri “çalıştıkları sürede ödedikleri primleri emekli olduktan sonraki 6 yıl içinde alıyorlar” diyerek yük olarak gördüklerini açıkça ortaya koymamışlar gibi karşımıza emeklileri çok düşündükleri pozları takınarak çıkıyorlar. Bunu yaparken bile “emeklilikte birkaç yüz lira daha fazla almak istiyorsanız tazminat hakkınızı gözden çıkarmak zorundasınız” demiş olduklarını gizleme gereği duymuyorlar.
Şef değnekleri gibi hareket eden havuz medyasından tutalım, bakanlarına, bürokratlarına kadar hepsi bir ağızdan işçi sınıfının aklıyla dalga geçercesine bu “müjdeyi” veriyorlar! “Yakınmayın emeklilikte birkaç yüz lira daha almak istiyorsanız bu fonu emrimize verin” diyorlar.
“Bireysel Emeklilik Sigortası tutmadı, şimdi de kıdem tazminatınızın bir bölümünü emekli olduğunuzda ek aylık olarak alabileceğiniz Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ne (TES) aktarıyoruz” diye buyuruyorlar. “Tazminatınızın geri kalanı kıdem tazminatı fonunda kalsın, onu da ancak ölmeden önce anlamına gelen 75 yaşında alırsınız” diyorlar.
Oysaki kıdemi zaten hayal haine getirecekler!
Fakat bunu aynı zamanda esnek çalışmayı yaygınlaştırıp, işçilerin fiilen kıdem tazminatı alamayacakları başka bir formülle dillendiriyorlar. Buna göre 25 yaş altıyla 50 yaş üstü emekçiler belirli süreli iş sözleşmesiyle istihdam edilecek. Geçici istihdam biçimi olan bu sözleşmeye tabi olan işçilerin kıdem ya da ihbar tazminatı hakkının olamayacağını, patronun işine göre (mevsimlik, sipariş alıp almamak… gibi) 11 ay bile dolmadan çıkarılabileceği, bu durumda hiçbir itirazda da bulunamayacağını biliyoruz.
Kıdem tazminatının 2 ayrı fona devredilerek hem yağmaya açılması hem de bir kısmına 75 (Türkiye’de ölüm yaşı 78!), diğer kısmına da 60 yaşına kadar dokundurtulmaması, kısacası bundan sonra aslında bir kıdem tazminatı hakkının kalmaması işin bir yanını oluştururken diğer yanını da kıdem tazminatı hakkının bu esneklik formülüyle resmen gasbedilmesi oluşturuyor.
Nabız alıyorlar
Kıdem tazminatıyla ilgili bu saldırı formüllerinin esas dayandığı zemin çalışma rejiminin esnek ve kuralsız bir kölelik rejimine dönüştürülmesidir. Bu açıdan da saldırı ne tek başına işçinin eline geçecek toplu para ne de yaklaşık 65 milyara denk gelen kıdem tazminatı fonunun patronlar için yağmalanmaya açılması sınırlarında olarak ele alınamaz.
Nitekim CHP cenahı bir taraftan bu formüllere karşı çıktığını gösterirken diğer taraftan fonun yağmalanmaması (hazine garantisi vs. verilmesi) gibi formüllerin ucunu göstererek her zamanki uğursuz rolünü oynamaya hazırlanıyor. En büyük işçi konfederasyonu Türk-İş’e bağlı sendikalar refleks tutumlar geliştirip, bu saldırıyı daha geniş bir eksende ele aldıklarını gösteren açıklamalar yapsa da Genel Başkanları Ergün Atalay, Erdoğan’ın da huzuruna çıktıktan sonra bu saldırıyı “işçinin eline geçecek tek toplu para” sınırlarını çok da zorlamayan bir yaklaşımla ele almaya devam ediyor. Dahası halen devlet koridorlarında dolaşarak geri adım attırabileceğini düşündüğünü işçi sınıfına da düşündürtme pozisyonundan bir milim ileriye gitmiyor.
Hak-İş ve patronlar “zamanlama yanlış” diyerek fona devredilmesi konusunda aynı eksende buluşuyor.
DİSK ise saldırının yaratacağı sonuçlara daha bütünsel bir yaklaşımla vakıf olsa da “Üçlü Kurul toplansın” gibi bir yaklaşımla burjuvazi ve devleti açısından emek piyasasını esnekleştirmekte kritik bir sıçrama noktası anlamına gelen saldırının bu görüşmelerle geriletilebileceği bilinçli naifliğiyle açıklamalar yapabiliyor. Neden muhatap alınmadığının, o toplantılara neden davet edilmediğinin serzenişinde bulunurken durumun çok da farkında olmadığını ya da olmamış gibi göründüğünü bir kez daha ele veriyor.
Burjuvazi ve devleti kıdem tazminatının fona devredilerek yağmaya açılması ve tıpkı işsizlik sigortası gibi işçiden başka her yere ve adrese seferber edilmesi konusunda oldukça sabırsız. Esasında bu düzenlemeyi Meclis tatile gitmeden yapmak ve bu işi bitirmek istiyorlar. Şimdilerde 2022 deseler de gelişen tepkileri de izleyerek tıpkı ’99’da sosyal güvenlik sistemi için yaptıkları gibi hiç kimsenin beklemediği bir anda (onun için de Marmara Depremi anı seçilmişti) bu planı yasalaştırıp, yürürlüğe sokmak istiyorlar. İşçi sınıfının tabanındaki tepkilerin kimi sembolik eylemlerle dile gelmesinin ötesine geçilmemiş olması bu açıdan bir ölçüt olacaktır. Türk-İş ve DİSK “genel grev yaparız” deseler de sorunu halen devlet koridorlarında yapılacak görüşmeler sınırlarında ele aldıklarını ortaya koymalarıyla bu nabzı vermiş oluyorlar.
Bu noktada işçi sınıfının kendi göbeğini kesmek dışında bir seçeneği yok aslında. Mevcut sendika bürokrasisinin ayağını bastığı zemini sarsacak olan da budur!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!