Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, patronlar ve siyasi temsilcilerinin ağırlıkta olduğu, işçilerin sadece Türk-İş üzerinden temsil edildiği ve bu eşitsiz bileşim içinde kararların oy çokluğuyla verileceği Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ilk toplantısının 4 Aralık’ta yapacağını açıkladı. Krizin, pandemi koşullarıyla birleşerek derinleştiği, işsizliğin-hayat pahalılığının alıp başını gittiği bu koşullarda 2021’in asgari ücretinin hangi ölçütlerle belirleneceğini kestirmek zor değil. Yine rakamlara takla attırılarak belirlenen “hedeflenen enflasyon oranı” ve TÜİK’in hiçbir güvenirliği olmayan verileri gözümüzün içine bakıla bakıla ölçüt olacak. Yine dört kişilik bir ailenin asgari geçim sınırı değil, sadece tek bir işçinin geçim maliyetleri dikkate alınacak ve onda bile belirlenen rakam geçinmeye yetmeyecek.
Kısacası “acı reçetelerden” bahsedilen, patronların ve devletlerinin pandemiyi de bahane ederek sömürüyü derinleştirmekte kararlı oldukları bu koşullarda ve tepkisizlik durumunda asgari ücrete 2020’de olduğu gibi taş çatlasa günde 10 TL’ye denk düşen bir zam yapılacak.
Türkiye’de giderek ortalama ücrete dönüşen, en az 10 milyon işçi ve ailesini doğrudan etkilerken, aslında tüm ücretler, toplu sözleşmeler için de kriter haline getirilerek sınıfın bütünün gelirini belirleyen asgari ücreti belirleyecek komisyon 15 üyeden oluşuyor. Bu 15 kişiden ikisi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından, biri TÜİK’ten, birer kişi Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı’ndan, beşi bünyesinde en çok işçiyi bulunduran Türk-İş’in değişik işkollarından temsilcilerinden, beşi de bünyesinde en çok patronu barındıran TİSK’ten temsilcilerden oluşuyor. Kısacası işçi sınıfını temsil ettiği bile tartışmalı olan Türk-İş, patronlar tarafının 10 temsilcisine karşı beş temsilciyle komisyonda yer alıyor. Bu komisyonda kararlar ise oy çokluğuyla alınıyor.
Asgari ücretin belirlenmesindeki temel kriterler Merkez Bankası’nın açıklayacağı hedeflenen enflasyon rakamları ve TÜİK’in nasıl hesapladığı sayısız kere teşhir olan enflasyon verileri olacak. Çarşı pazardaki gerçek enflasyon yüzde bilmem kaçlara dayanırken, bu iki kurumun gerçek enflasyonun yarısının bile altında görünen verileri milyonlarca işçi ve emekçinin geçim ücreti haline gelen asgari ücrete yapılacak zammın temel kriteri olacak.
Üstelik asgari ücret maliyetinin yarısı yine vergi kesintilerine gidecek, keza asgari ücretin vergi dışında bırakılması gibi bir seçenek yok, bunun olması bile ciddi işçi direnişlerine bağlı.
Asgari ücrete Gayri Safi Milli Hasıla oranları dikkate alınarak zam yapılması da başka bir uzak ihtimal. Bu yapılmış olsa, patronların katlanan karları ile asgari ücret arasındaki büyük uçurum açık şekilde görülecektir. Patronlar tarafından ödenmeyen AGİ’lerin de hesaplamaya dahil edildiği, vergi kesintilerindeki ısrarın sürdüğü bu koşullarda 2021 yılı için belirlenecek asgari ücrete de tıpkı memur emeklileri için havuz medyanın propaganda ettiği “çifte kazanç” formülünde olduğu gibi yüzde 3 zam artı düşüğün de düşüğü tutulacak enflasyon farkı! Bu da taş çatlasa geçen yıl olduğu gibi günlük 10 TL civarında bir meblağa tekabül edecek. 2020’de brüt 2 bin 943 lira, net 2 bin 324 lira olan asgari ücretin 2021’de en fazla 2 bin 600 küsür liraya denk düşecek. Havuz medyası şimdiden bunun propagandasını yapmaya başladı bile. O 2 bin 600 TL’nin tek bir işçinin geçim maliyetlerini karşılamaya bile yetmeyeceğini gerçek hayatın verilerini bilen herkes açıkça görebilir.
En az 8 milyon işçinin asgari ücret bile alamadığı, 10 milyona yakınının asgari ücretle çalıştığı, bir ailenin sadece mutfak masraflarını karşılamaya bile yetmeyen asgari ücrete yapılacak sembolik zammın bile lütuf gibi sunulacağı bir tiyatro daha sahnelenecek.
Asgari ücret toplu pazarlık konusu edilmedikçe, tüm tarafların eşit oranda katılımıyla yapılacak görüşmelerde tıkanma yaşandığında grev silahı devreye girmedikçe gözümüzün içine baka baka “neyinize yetmiyor” demeyi sürdürecekler.
Yakın süreçte asgari ücretin fiilen grev konusu olduğu örnekler var dünyada. Mesela 2018’de Batı Afrika ülkelerinden Nijerya’da bazı işçi sendikaları, hükümete sundukları asgari ücret oranının kabul edilmemesi nedeniyle ülke genelinde greve gitmişti. Grev hukuken yasak olsa da fiilen süresiz grev başlatılabilmişti. Türkiye’de mevcut sendikaların hali düşünüldüğünde bu seçenek oldukça uzak görünüyor. Ama ortalama ücret haline gelen ve aslında ortalama geçim ücretine dönüşmesi zorunlu olan asgari ücret belirlenme sürecinin grev silahının da kullandığı bir toplu pazarlık biçiminde işlemesi bugün işçi sınıfı açısından yaşamsal önemdedir.
Asgari Ücret Komisyonu 4 Aralık’tan itibaren sembolik olmanın ötesine geçmeyecek 4 ayrı toplantı gerçekleştirecek. Belirlemenin bu toplantılarda değil, üretim alanlarında konulacak tutumlara, sokaklara taşınacak öfkeye bakılarak yapılacağını herkes biliyor.
Çin’de ya da dünyanın diğer ucuz işgücü merkezlerindeki asgari ücretle eşitlenen Türkiye’deki rakamların dört kişilik bir ailenin geçinebileceği düzeye çıkarılması zor değil. Patronlara sayısız hibe, teşvik sunulurken, şirketler milyarlar akıtılarak kurtarılırken, patronlar pandemi sürecinde bile karlarına kar katmaya devam ederken işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullandığı bir süreç olarak örgütlenmek zorundadır. Bir aylık ajitasyon-propaganda süreci olarak değil, gerekirse şalterin indirileceği kapsamlı bir örgütlenme sürecinin konusu edilmelidir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!