İstanbul Tabip Odası: Ölümleri durdurmak için kapanma şart



İstanbul Tabip Odası, Türkiye’de kontrolden çıkan koronavirüs pandemisine ilişkin gelinen noktayı, İstanbul’da sağlık hizmetlerinin durumunu, yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini paylaşmak üzere basın toplantısı düzenledi.


İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu ve İTO Kovid-19 İzleme Kurulu, salgının Kasım ayında İstanbul’da ulaştığı boyutları inceleyen “Korona Günlerinde İstanbul Sağlık Kasım 2020 Raporu“nu açıkladı. Çağaloğlu’nda bulunan İTO Şube Binasında gerçekleşen açıklamaya İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Murat Ekmez, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Recep Koç ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu katıldı.

Ölümleri durdurmak için yarım kapanmanın yetmeyeceği, tam kapanmanın şart olduğunun altı çizilen açıklamada, Erdoğan’ın dün açıkladığı önlemlerin salgının kontrol altına alınması için yeterli olmadığı belirtilerek, iki ila dört hafta boyunca temel zorunlu, acil mal ve hizmetler dışındaki bütün alanlarda üretimin durdurulmasını istendi, bu süreçte emekçilerin geçim kaygısının yapılacak desteklerle giderilmesi gerektiği vurgulandı.

Alınan önlemlerin de salgının aslında bir çalışan hastalığı olduğunu gösterdiğini, öyle olmasa sokağa çıkma yasağının sadece hafta sonlarına alınmayacağı, çalışanların aileleri ve toplumsal ilişkileriyle birlikte ele alınmadığının görüldüğü vurgulandı. Kasım ayındaki vaka sayısının Nisan ayındaki sayıyı aştığı kaydedilen açıklamalarda, Türkiye’nin dünyada 3’üncü, Avrupa’da birinci sıraya oturduğu, fakat test sayısında 63. sırada kaldığı belirtilerek, yaygın test, şeffaf bilgi paylaşımı, verilere ilişkin ayrıntıların açıklanması istendi.

Basın toplantısında İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip, “Korona Günlerinde İstanbul Sağlık Kasım 2020 Raporu“nu özetledi. 30 Kasım 2020 saat 15.37 itibariyle dünyada vaka sayısının 62 milyon 363 bin 527, ölüm sayısının ise 1 milyon 456 bin 687’ye ulaştığına dikkat çeken Saip, “Aynı tarih itibariyle günlük yeni olgu sayısı ise 496 bin 892’dir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Türkiye son 7 günde vaka sayısının en fazla artan ülkeler arasına girmiştir” dedi.

‘Türkiye Avrupa birincisi’
Türkiye’nin günlük yeni vaka açısından Avrupa’da birinci, Amerika ve Hindistan’dan sonra dünya üçüncüsü olduğunu belirten Saip, “Türkiye’de salgın yönetimindeki en büyük sorunlardan biri verilerin şeffaf paylaşılmamasıdır. Sağlık Bakanlığı ne yazık ki Covid’19’a ilişkin yaş, cinsiyet, bölge, sağlık çalışanı oranlarının açıklanmadığı, şeffaf olmayan bir yönetim şekli benimsemiştir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı verileri PCR testi pozitif olan olgulara aittir. Dünyada ve ülkemizde  PCR pozitifliği oranının yüzde 25-60 oranlarında olduğu düşünülürse bu sayıların gerçek rakamları yansıtmadığı çok açıktır” diye konuştu.

‘Kasım ayında salgın patlama düzeyine geldi’
1-17 Kasım tarihleri arasında ülke genelinde uygulamaya konulan palyatif önlemlerin İstanbul için yeterli olmadığının net bir şekilde görüldüğüne dikkat çeken Saip, şöyle devam etti:

Açıklanan Covid-19 salgın verilerine göre Türkiye’de salgın yönetilememektedir. Türkiye salgın yönetimi bakımından sınıfta kalmıştır. Halen ülkemizde uygulanan kozmetik önlemler veya palyatif genelgelerdir. Bu önlemlerle, Eylül’de yükselişe geçen salgın Kasım ayında patlama düzeyine gelip hızla yayılmış, geçen bu sürede hastanede tedavisi gerekenlerin sayısı ve ölümler katlanarak  artmış ve yeni hastalar ile iyileşen hasta sayıları arasındaki makas açılmıştır. Daha kötüsü Kasım sonu itibariyle hastanelerde kritik hastalar ve yoğun bakım hastaları için yer bulunamamakta ve ameliyathaneler dahi yoğun bakım için kullanıma açılmaktadır.

 

Öte yandan pandeminin halk üzerindeki bütün yüküne karşın gerçekler halen saklanmaya çalışılmakta, açıklanan rakamlardaki vefat sayıları ile gerçek Covid-19 nedeniyle ölen insanların sayılarındaki fark her geçen gün açılmaktadır (örneğin; İBB Mezarlıklar Müdürlüğü 27 Kasım’da İstanbul’da bulaşıcı hastalıklardan ölen insan sayısını 179 olarak verilirken, o gün tüm ülkedeki ölüm sayısı 177 olarak açıklanmıştır.)

 

‘Yapılması gereken acil kapanmadır’

 

Daha önce de pek çok kez ifade ettiğimiz gibi; Turkuaz tabloda açıklanan pozitif olguların alt kırılımları, bulundukları bölgeler (il/ilçe/köy/mahalle) gerçek rakamlarıyla kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Bununla birlikte 25 Kasım’da açıklanan resmi olgu sayıları vesilesi ile her gün en az 30 bin civarında insanın hastalığa yakalandığı görülmüştür. Ancak bu yoğun hasta sayısına karşın, ayaktan takip edilen, komorbiditeleri olan, komplike hastalar ağır hastalık tabloları ile hastane arayışı içine girmektedirler. Açıklanan hastane ve yoğun bakım doluluk oranları gerçek hayat deneyim ve pratikleri ile uyuşmamaktadır.Artık gerçekler saklanamayacak durumdadır. Bu durumda yapılması gereken ‘acil kapanma’dır.

Koç: İstanbul’da yüz bini aşkın pozitif hasta olduğunu tahmin ediyoruz
1. Basamak Hekimi Söz alan Dr. Recep Koç, İstanbul’a ilişkin izlenimleri ve yapılan anket sonuçlarına göre günlük pozitif vaka sayısının 9 binle 12 bin arasında değiştiğine dikkat çekti. Koç, “Bunların da 2-3 misli temaslı olduğunu varsayarsak, İstanbul’da 100 bini aşan bir pozitif hasta olduğunu tahmin etmekteyiz. Tahmin ediyoruz çünkü vakanın kesin rakamları yok elimizde” diye konuştu.

İki basamaklı bir sistem yürütüldüğünü söyleyen Koç ne aile hekimlerinin filyasyon ekibinden ne de İl Sağlık Müdürlüğü’nün aile hekimlerinin yaptığı işlemlerden haberinin olduğunu ifade etti.

Salgının bu boyutlara ulaşmasının birinci derecede sorumlusu başarı hikayesi çıkarmaya çalışan AKP iktidarıdır

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu adına basın açıklamasını Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu gerçekleştirdi. Türkiye’de sekiz aydır kontrol altına alınmayan Kovid-19 pandemisinin 2020 Kasım’ında daha da hızlandığını aktaran Ömeroğlu, “Ne yazık ki, Sağlık Bakanlığının açıkladığı ve gerçeğin ancak bir bölümünü yansıtan ölüm sayıları bile her geçen gün artmakta. Sağlık Bakanlığı 28 Temmuz’dan bu yana gizlediği vaka sayılarını 25 Kasım’da açıklamaya başladı ve Türkiye’nin yeni vaka sayılarında tüm Avrupa’da birinci, dünyada ise dördüncü sırada olduğu görüldü” diye konuştu.  Ömeroğlu, öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğünün de kayıtlarındaki bulaşıcı hastalıktan ölüm sayılarını paylaşmaya başladığını ve Kovid-19’a bağlı ölümlerin Sağlık Bakanlığının açıkladığı sayıların birkaç misliyle daha fazla olduğunu belirtti. Ömeroğlu, bugün Türkiye’de binlerce Kovid-19 hastasının hastaneye yatması gerektiği halde yatak bulamadığına ve bir yoğun bakım yatağının “boşalması” ve böylece sıranın kendisine gelmesini beklediğine dikkat çekti. Ömeroğlu, “Türkiye’de yaklaşık 35 bin insanın hayatını kaybettiği bu salgın sürecinin ‘birincil derecede sorumlu’su yetkisiz Bilim Kurulu değil, bu süreçten ‘başarı hikayesi’ çıkararak politik rant elde etmeye çalışan AKP iktidarıdır” dedi.

Mevcut duruma ilişkin gözlemler

İstanbul salgının başkenti konumunu korumaya devam etmekte ve durum her geçen gün daha da vahimleşmektedir” diyen Ömeroğlu Kasım ayında İstanbul’daki mevcut duruma ilişkin bilgiler ve gözlemlerini şu şekilde sıraladı:

Kovid-19 salgını İstanbul’da geçmiş aylardan daha büyük bir hızla devam etmektedir ve İstanbul’un sağlık altyapısı mevcut hasta yükünü taşıyamamaktadır.

 

Şu anda alınan önlemler çok yetersizdir ve bu haliyle sağlık kurumlarının bu yükü taşıması mümkün değildir.

 

İstanbul’da birçok hastanede hastalar acil servislerde yatış sırası beklerken can vermekte, hekimler ise hastalar arasında seçim yapmaya zorlanmaktadır.

 

Sağlık Bakanı’nın geçmişte yaptığı açıklamaların aksine İstanbul’da çok ciddi yoğun bakım yatak sıkıntısı yaşanmaktadır.

 

Özel hastane patronları bu salgın günlerinde dahi kendi kârlarının peşinde koşmakta; bu “Pandemi Piyasası”ndan pay kapmak için bir yandan SGK’dan ödeme alırken öte yandan can derdindeki vatandaşlardan para almaya devam etmektedir.

 

Kamu sağlık kurumları ihtiyaca cevap veremez ve özel hastane patronları para ödeyemeyen vatandaşları hastanelerine kabul etmezken kendisi de hastane patronu olan Sağlık Bakanı duruma seyirci kalmakta, özel hastane yataklarını kamusal kullanıma açmaktan ideolojik, politik saiklerle kaçınmaktadır.

 

İstanbul’daki sağlık kurumlarının düştüğü bu büyük yetmezlik durumu Kovid-19 dışı hastaları da etkilemekte; bir yandan hastanelerdeki yoğunluk, öte yandan salgın korkusu nedeniyle sağlık hizmeti alamamaktadır.

 

Bu süreçte hastanelerden sağlık hizmeti alamayan yurttaşlar aile sağlığı merkezlerine yönelmekte, iş yükü giderek daha fazla artmaktadır.

 

İlçe Sağlık Müdürlüklerine bağlı filyasyon ekipleri geceli gündüzlü çalışmalarına rağmen devasa sayılara ulaşan temaslı takiplerini yapmaya yetişememektedir.

 

Salgındaki büyük artış bu süreçte izin, istifa ve emeklilik hakları da ellerinden alınan hekimlere, sağlık çalışanlarına büyük bir iş yükü olarak yansımakta, çok sayıda sağlık çalışanı hastalanmakta, ölmektedir.