43 maddelik teklifte yok yok: Avukatlara da ihbarcılık dayatılıyor!



Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun denilen 43 maddelik teklif, sadece dernek ve vakıfların İçişleri Bakanlığı’nca denetlenmesi ve yönetimlerinin görevden alınarak kayyım atanmasını ya da halkın dayanışma ağlarını hedeflemiyor; aynı zamanda savunma hakkını da ortadan kaldırıp, avukatlara ihbarcı olmalarını buyuruyor!


Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçerek haftaya Genel Kurul’a getirilmesi beklenen adına da Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun denilen 43 maddelik teklif, sadece İçişleri Bakanlığı’nın dernek ve vakıflara istediği zaman denetim adı altında baskın yapması ve yöneticilerinin görevden el çektirilerek yerine kayyım atanmasını içermiyor. Toplumsal dayanışmaya duyulan düşmanlıktan, siyasi kişiliklerin yolsuzluklarına dokunulmamasına kadar pek çok boyutuyla tartışılan teklifte avukatlara da ihbarcılık dayatıldığı, rejimin basit bir memuru-ajanı olmalarının istendiği öğrenildi.

Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesinde güvence altına alınan avukatın sır saklama yükümlülüğünü yok sayan ve ona rejimin basit bir eklentisi, dahası ihbarcısı olmasını dayatarak savunma hakkı denilen hakkı, avukat müvekkil ilişkisi konusundaki evrensel değerleri imha eden bu düzenlemede müvekkil aynı zamanda “müşteri” olarak tanımlanıyor.

Baroların yapısını değiştirip, çoklu baro sistemi dayatan, savunma hakkını pek çok açıdan ortadan kaldıran düzenlemenin ardından böyle bir düzenlemeye gidilmesi Yargı’nın savunma ayağının tümden yok edilmesi, onun da diğer ayakları gibi faşist rejimin tüm yönelimlerinin parçası haline gelmiş bir memurdan farksız kılınması anlamına geliyor. Barolar teklifteki bu maddeye karşı açıklamalar yaparak, tepki gösterdi.

43 maddelik teklifte amacı dışında her şey var!

Tartışılan 43 maddelik teklif, Türkiye’nin, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından 2019 tarihli raporunda karapara aklamanın, terörün finansmanının ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi konusunda “ciddi eksiklikler” tespit edilerek “Gri Listeye (stratejik yetersizliği olan bölgeler)” alınması üzerine hazırlanmıştı. Mevcut iktidar bu durumu, sözümona bu boşlukları doldurmak adına alelacele hazırladığı ve konunun esasıyla hiçbir alakası olmayan sayısız madde içeren bir saldırı paketinin fırsatına dönüştürdü. FATF’ın 12. maddesinde yer alan “Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler” başlıklı tavsiye kararıyla ilgili herhangi bir hüküm koymayıp kendi yolsuzluklarına dokunulmamasını garantileyen teklif, halkın örgütlenme-savunma-dayanışma haklarına pervasızca saldırabileceği sayısız maddeyle doldurdu.

İçişleri Bakanlığı’na dernek ve vakıf yöneticilerinin görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması gibi geniş yetkiler veren teklif, Baroların yapısını değiştirip çoklu baro sistemine geçişle Yargı’nın savunma ayağı üzerinde kurmaya çalıştığı denetim bir adım daha ileri götürüp, savunmanın rejimin jurnalcisi olmaya zorlanmasına vardırdı. Teklif, kitle imha silahlarının yayılması ve finansmanının önlenmesi kapsamında avukatlara, taşınmaz alım satımı, şirket, vakıf ve dernek kurulması, idaresi ve devredilmesi gibi işlerde “şüpheli işlemleri bildirim” yükümlüğü getiriyor.

FATF’ın 12. maddesindeki tavsiye, yolsuzlukların önlenmesi ve tespit edilmesi bakımından büyük önem taşıyan, yerli ve yabancı siyasi nüfuz sahibi kişilerle yakınları tarafından gerçekleştirilen işlemlere konu olan fonların ve malvarlığının mali kurumlarca yakından takip edilerek kaynağının tespiti için tedbir alınmasını içeriyor. Bu konuda sicili hayli kabarık olan AKP, mevcut teklife buna ilişkin herhangi bir madde koymazken, her zaman olduğu gibi bunu da rejiminin toplumsal örgütlenmeye dönük saldırganlığının fırsatına dönüştürdü.