Çiçek Özgen
AKP-MHP-Ergenekon faşist kaolisyonunun kendinden olmayanları -dahası iradesini sorgulayacak en ufak bir girişimde bulunanları- “terörist” ilan etme saplantısı olduğunu zaten biliyoruz. Dolara yatırım yapanlar, Anayasa referandumunda “hayır” oyu verenler, gazeteciler, grev yapan işçiler, sanatçılar… Bu liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Bu listeye son olarak Boğaziçi öğrencileri de eklendi. “Terörist” lafını bir “kel” Süleyman kaptı Erdoğan’ın ağzından bir Erdoğan kaptı Süleyman’dan… Bir de baktık ki, koskoca bir ülke “terörist” olma sürecinde emin adımlarla yol alıyor…
Boğaziçi eylemlerine katılan öğrencilerin tüm saldırı ve baskılara rağmen protestolarına devam etmesi, kolluk güçlerinin ne komutlarının ne coplarının tesir etmemesi yanında bir de toplumun birçok kesiminde öğrencilere desteğin giderek artması, karşı tarafta korkuları da iyice keskinleştirmiş durumda. Kontra-Süleyman’ın günlerdir ekranlarda ateşli konuşmaları Erdoğan’ı kesmemiş olacak ki, çıtayı bir tık daha yükseltmek, etkiyi artırmak için arz-ı endam eyledi bilindik safsatalarıyla…
Erdoğan, tarihsel “Gezi korkusu”yla soslanmış bu konuşmada, kayyum rektörü kabul etmeyen öğrencilere savaş ilan edilmekle kalmadı, genç tanımına da yeni bir “tarif” getirdi: “gerçek manada milli ve manevi değerlere sahip” olmak gerekiyordu genç olmak için… Aksi halde isteseniz de istemeseniz de “terörist” oluyordunuz.
“Milli ve manevi değerlere sahip” olanlarla kastedilenlerin sormayan/sorgulamayan, biat eden, ‘dinci-kinci’ neslin bireyleri olduğunu söylemeye gerek yok. Bunun dışında kalanlar ise her zamanki gibi “terörist, örgüt üyesi, başı ezilmesi gereken hainler”…
Erdoğan’ın zıvanadan çıkmış bir halde dile getirdiği “Bu ülke teröristlerin hakim olduğu bir ülke olmayacak!” ve “Artık bu ülkede bir Gezi’ye daha izin vermeyeceğiz! Gerekeni yapıyoruz!” sözleri büyük bir korkunun ifadesi. Aynı zamanda topyekün bir saldırı hazırlığının, daha keskin ve gözü kara bir saldırı dalgasının hazırlanmakta olduğunun göstergesi.
Faşist Erdoğan’a, soysuz Soylu’ya, değersiz sözde sözcü Altun’a göre, burjuvazinin bütün yeminli uşaklarına göre “yılanın başı küçükken ezilmeli, ezilmiyorsa terörist olarak damgalanmalı hala işe yaramıyorsa hapishaneler zaten bunlar için yapıldı. O da olmazsa çatılara yerleştirilen keskin nişancılar ne güne duruyor… Geriye kalanlar ise yaratılan bu korku ikliminde cezalandırma cenderesinde istenen kıvama gelirler nasıl olsa!
En küçük bir hak arayışının bile savaş çığırtkanlığıyla karşılanmasının amacı da bu işte, mesaj net: Ya rejimin iradesi karşısında başını aşağı eğeceksin ya da devlet tüm mekanizmalarıyla tepene çökecek!
Keskin ve net bir yol ayrımı çiziliyor yani. Yapılan hesap belli. Ancak hesap çarşıya uymamakta direniyor. Hiçbir tehdit ve zulüm korkularının eninde sonunda gerçekleşmesini engellemeyecek. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ve bunu onlar da biliyor.
O kadar polis, asker, kolluk gücü; yasaları, anayasaları, KHK’ları, kararnameleri, Olağanüst Hal kıskaçları, silahları, manipülasyonları, baskıları, işkenceleri, tutuklamaları… engelleyemiyorlar işte. İstedikleri gibi biçimlendiremediler bu toplumu, istedikleri kıvama getiremediler. Gezi kabusuyla yatıp kalkmaları bundan! Bu tehditler, bu saldırganlık, bu kuşatma bundan!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!