Zarife Çamalan
Hiçbir ayrım yapmadan, her direnişe her eyleme kendi hazırladığı dövizleriyle gelirdi alana. Hiçbir kurumun imzasını taşımadı. Ama Ankara eylemlerini hiç yalnız da bırakmazdı. Kendine göre devrimci bir anlayışı olan ve asıl olarak sistemin değişmesi gerektiğini düşünen, savunan, nerede haksızlığa karşı bir eylem, basın açıklaması olacağını ya da söz söyleneceğini duysa hemen kendi dövizlerini hazırlar ve gelirdi. Kimine göre siyasetler üstü bir davranıştı bu.
Peri‘yi nasıl anlatmalı bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey, o, devrim ve sosyalizm mücadelesine kendisini adamış bir denek taşıydı. Ve kendine biçtiği bu rolle hayatını dolu dolu mücadele içinde yaşadı ve bu uğurda yıldızlara gitti.
Onu ilk kez sağlıkçıların eyleminde görmüştüm. Savaşa karşı kitlesel bir eylemdi, Türkiyenin dört bir yanından dünya kadar insan gelmişti. O eylemde birçok fotoğrafını çekmiştim. Eylemden sonra Alınteri bürosuna gelerek fotoğrafları kendisine de gönderip göndermeyeceğimizi sormuştu. Ben de acele etmemesini daha sonra göndereceğimi söylemiştim. Ama Perihan abla hiçbir zaman akıllı telefon kullanmadı. Hep karşıydı. “Dinliyorlar” derdi. Hem de büyük israf olduğunu söyledi.
O, Ethem katledildikten sonra hiçbir duruşmayı, hiçbir anmayı yalnız bırakmadı. Ethem yoldaşın duruşmaları için Adliye önüne yaptığımız yürüyüşlerin hep en önündeydi. Perihan abla o yaşına rağmen gençlere ve bizlere bu haliyle örnek oldu, her zaman da olmaya devam edecek.
Uzun konuşurdu sohbetlerde, bu gençler tarafından biraz olumsuz bulunurdu. Bazen biz bile “Tamam Perihan abla,” dediğimizde anlardı; “Ne o yine sıkıldınız mı? Hoşunuza gitmedi mi?” der ve üzülürdü. Üzüldüğünü görünce “Yok öyle değil,” desek de onun yüreği burkulmuştu bir kere; ama asla küsmez, asla yalnız bırakmayı aklından geçirmezdi. “Ben geldim, sizi çok seviyorum, bu faşistlere karşı ben çocuklarımı yalnız bırakmam,” derdi.
Gençler hayret eder, “Bu yaşında hiçbir eylemi kaçırmıyor. Bu nasıl bir inanç hem de bu yaşta…” derlerdi.
Bir keresinde yine adliye önünde Ethem yoldaşın duruşması için bekliyoruz. Üzerinde “ETHEM YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR!” yazan o devasa pankartı tutuyoruz. En önde gençler ortada Perihan abla! Tepede güneş, sıcaktan canımız çıkmış. Gençler, “Zarife abla, Perihan anneye gölgeye geçmesini söylesen ayıp olur mu?” diye sordular. Ben de yanına gidip “Perihan abla çok güneş var. Başına güneş geçecek şöyle kenara gölgeye geçsen sağlığın için daha iyi olur,” demiştim. “Hayır, ben burada duracağım. O faşistlerin karşısında çocuklarımı yalnız bırakmam,” demişti. Yüreği o kadar kocamandı ki… küçücük bedenini gençlere siper ederdi.
Dedim ya, o hiçbir direnişi asla yalnız bırakmadı, bırakmadı. Onu tek başına Yüksel Direnişi’yle anlatmak haksızlık olur. Çünkü o Ankara’nın perisiydi. Kendisini devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış biri olarak Yüksel Direnişi’ni de hiç yalnız bırakmadı. Faşist devletin katil polisleri özellikle onunla çok uğraştılar. Hem sözlü tacizlerinin, dalga geçip aşağılamalarının hem şiddet uygulamalarının birebir hedefliydi. Polisler Perihan ablayı nerede görseler ya bıyık altından güler ya da sözle taciz ederlerdi: “Senin işin yok mu? Bu yaşta otur evinde,” derlerdi. O ise buna karşı çok dik ve devrimci tutumuyla karşılık verip alana gelirdi.

Bazen yüreğinin yaralandığını anlatırdı. Özellikle Yüksel’deki saldırılar sırasında onu gözaltı aracından indirip gözaltına almadıklarında, “Ben de sizin gibi savaşıyorum, mücadele ediyorum. Beni yaşlıyım diye ayırıyorlar; ben kaç yaşımda olursam olayım sağlığım elverdiği sürece alanlarda olmaya, mücadele etmeye devam edeceğim. Aklım başımda, faşizme karşı mücadele etmek bir onurdur,” diyordu.
Anlatacak o kadar çok şey var ki. Sanırım sayfalar yetmez Peri’yi anlatmaya. Ankara’nın Peri’si 2018 yılındaki polis saldırısının ardından hiç düzelemedi ve bu gece ölümsüzleşti.
Perihan abla, Ankara’nın Perisi yoldaşlara selam götür. Son bir sene boyunca hem sağlığının kötü olması hem pandemi koşulları yüzünden çok yalnız kaldın, özür dileriz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!