Sosyalizm ve Geriye Dönüşler konusundaki podcast dizimizin 12. programının konusu “Sosyalizmin inşasında partinin önderliği hangi sınırlar içinde, nasıl anlaşılmalı? “ konusuydu.
Bu ana başlık bağlamında “Tarihsel deneyimlerde gelişme hangi yönde oldu? Bunun nedenleri neydi?” sorusuyla “Bütün eski sosyalist ülkelerde geriye dönüş süreçlerinde parti kadroları, proletarya ve emekçi yığınlar neden bu kadar edilgen kaldılar” sorusuna yanıt arayışı da konunun alt başlıklarını oluşturdu.
12. programın konuğu Nabi Kımran’dı.
Yazarımız H. Selim Açan’la konuğu arasında kimi temel noktalarda farklı görüşlerin dile getirildiği çok canlı ve dinamik bir sohbet yaşandı.
Programın başında önce öncü parti fikrinin hangi ihtiyaçtan doğduğu ve zorunlu olup olmadığı üzerinde duruldu. Konuşmacıların her ikisi de proleter devrimin örgütlenme sürecinde olduğu gibi sosyalizmin inşası sürecinde de partinin öncülüğünü reddeden anlayışların liberal ya da anarşist fanteziler olmaktan öte bir anlam ve geçerlilik taşımadığı noktasında hemfikirdiler.
Buna bağlı olarak 20. yüzyıldaki sosyalizmi inşa deneyimleri sırasında zamanla ortaya çıkan bürokratik bozulma ve yozlaşmayı doğuran nedenler konusu gündeme geldi. Bu noktada Nabi Kımran özellikle 1917 devrimini izleyen günlerde kitlelerle parti, kitlelerle devrimin öncüleri arasındaki ilişkinin nasıl dolaysız ve teklifsiz olduğuna dair örnekler vererek konuya girdi. Fakat koşulların farklılaşmasına paralel olarak, en başta da iç savaş süreci ve arkasından yaşanan sıkışmaların basıncıyla yetkilerin partide toplandığı merkeziyetçi tarz ve yöntemlerin öne çıktığını ve bunun giderek yerleştiğini dile getirdi. Bu gidişi, kitlelerin özneleşmesi, bütün eşitsizlikler gibi yöneten-yönetilen ayrımının ortadan kaldırılması yerine onun tersi yönde bir gidiş olarak tanımladı.
1920’lerin sonlarında kendi başımıza kalmış olsak da sosyalizmi kurabiliriz yönelimine girmenin yanında parti içindeki görüş ayrılıkları ve savaşımın sertleşmesine paralel olarak bürokratik merkeziyetçi tutum ve anlayışların büsbütün yerleştiğini vurgulayan Nabi Kımran, 1929 sonrası tarımda kolektifleştirme hareketi sırasında uygulanan şiddet ve keyfiliklerin emekçi kitlelerde büyük yaralar açarak onlarla rejim arasına bir kama gibi girdiğine işaret etti.
H. Selim Açan, konuğunun dile getirdiği kimi ilişkilendirmeler ve örneklere neden katılmadığını anlatmaya 1956 sonrasının anti komünist propagandasıyla ona kan taşıyan Troçkist tarih yazıcılığının bildiğimizi zannettiğimiz hatta kanaat sahibi, dahası taraf olduğumuz konularda bile aslında bilinçlerimize nasıl etki ettiğine, nasıl olumsuz tortular bıraktığına dikkat çekerek başladı.
Buna örnek olarak o döneme dair kimi eleştirileri olmakla birlikte sosyalizmin inşasına ve tarihine büyük katkıların yapıldığı bir dönem olarak devrimciliğe adım attığı günden bu yana savunup sahiplendiği Stalin yoldaş ve Stalin dönemi konusunda bile nasıl karanlıkta bırakıldığımızı örnek verdi. Stalin’in partide ve devletteki bürokratik yozlaşmayı görerek hem 1936’da hem de daha savaş bitmeden 1944’ten itibaren partiyle devlet işlerini birbirinden ayırmak ve hem partiyi hem de devlet yönetimini demokratikleştirmek için nasıl kavga verdiğini ama gücünün zirvesinde olduğunu zannettiğimiz her iki dönemde de parti bürokrasisi tarafından nasıl kuşatılıp etkisizleştirildiğine dair ikisi Rus (Yuriy Jukov ve Vladimir L. Bobrov) diğeri ABD’li (Grover Furr) üç tarihçinin 1990 sonrası açığa çıkan belgelere dayalı –Türkçeye de çevrilmiş- kitaplarını kaynak gösterdi.
Sohbetin ilerleyen bölümlerinde Nabi Kımran, bürokratik yozlaşmanın “neden değil türev olduğu” görüşünde olduğunu vurguladı. Bu bağlamda SB’ndeki yozlaşmanın da sosyalizmin inşasındaki aygıt merkezli tepeden inşa anlayışının çarpıklığının, sosyalizmi ekonomik kalkınma hamlesine indirgemenin ve nihayet sosyalizmin tek ülkede bile nihai zafere ulaşabileceğini hatta “devletli bir komünizmin” olabileceğini teorileştiren kaymaların toplam sonucu olarak görülmesi gerektiğini dile getirdi. Bu anlayışın “aygıta dayalı ulusal bir sosyalizm” anlamına geldiğini ve bürokratik yozlaşmanın bu yoldan çıkmanın kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etti. Bu noktada koşullar mazeretinin arkasına saklanılamayacağının da altını çizdi. Sosyalizmin politik, ideolojik ve kültürel sebeplerle çöktüğünü belirtti. Bu bağlamda sözünü “üstten kurulan üstten yıkıldı” vurgusuyla tamamladı.
Bu ilişkilendirme ve çıkarılan sonuçların çoğuna katılmadığının altını çizen H. Selim Açan ise bu yanılgıların temelinde sosyalizmin kuruluşunun sömürüye dayalı bir düzenin yerini bir başkasının aldığı tarihteki diğer toplumsal dönüşümlerden temel farkının unutulmasının yattığı görüşünü dile getirdi. Onun diğerlerinden farklı olarak iktidarın ele geçirilmesiyle tamamlanmayıp tersine iktidarın devrim yoluyla ele geçirilmesinin arkasından başlayan ve yukardan aşağıya doğru kurulan bir düzen olduğunu hatırlattı.
12. programımızın kaydını aşağıdaki dijital platform linklerinden dinleyebilirsiniz:
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!