27 yıldır demiryollarında çalışan, işe başladığı andan itibaren Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi olup, onun gelişmesine büyük katkılar sunan, mücadelesi nedeniyle 22 kere sürgün edilen ve son sürgün yeri olan Kırklareli’nde koronavirüse yakalanarak hayatını kaybeden Soner Önal’ın arkadaşı Harun Gökay’ın kaleme aldığı yazıyı yayınlıyoruz
Dün hangi whatsapp grubuna baksam ne zaman Face’a girsem hep senin fotoğrafın çıktı karşıma. Çok güzel şeyler yazıldı ardından, bilesin. İsmini ya da suretini gördüğüm her sohbeti reddettim. Neden sonra çalan telefonumu verdiğinde kardeşim, Edirne’den hareket memuru Yunus’un aradığını görünce açabildim sadece. Hanı kibar kibar konuşan Sivaslı bir çocuk vardı ya… Dedim Bayram kutlamak için arıyor her hal. Önce bayramımı kutladı Yunus, sonra kötü haberini verdi. Yine kaçamadım yani senden.
1990’da devrem Umut’un kardeşi olduğunu öğrendiğimde tanışmıştık ilk kez. İlk kez okuldan tanıdığım birinin kardeşini de okula kaydettirebildiğini öğreniyordum şaşkınlıkla. 16 yaşın ruh haliyle sevdiğimiz herkesi bu gri duvarlar ve tel örgülerden uzak tutabilme isteğimdi beni buna zorlayan, yanlış anlama…
Sonrasında Sivas’ta işbaşı ve sendikal mücadele. Senin adının altında olduğu her yazıyı çok dikkatle okudum emin ol. Senin abin benimse devrem Umut, Sivas’a gelip de kitaplığıma baktıktan sonra “Devrem… sen bunları okuyorsan eğer bu ülkede devrim olur” dediğinde, o olgunluğa ulaşmada senin yazılarının da olduğunu bilmiyordu büyük olasılıkla.
Sonrasında Haydarpaşa’da buluştuk nice Demiryolcu gibi. Çok iyi anlaştığımız söylenemezdi. Ancak bu çürümüş sisteme, yozlaşmış yönetime karşı çıkmamız için anlaşmamız da gerekmiyordu. Her birimiz bir ucundan tutup emekçilerin üzerindeki bu kara örtüyü kaldırıp yırtıp atmak istiyorduk. Defalarca karşı karşıya geldik. “Ya biz ya Soner ” raddesine bile geldik. Bizim sendikal anlayışımız sana yavan gelirdi, seninki bize marjinal.
Seni anlamak için mücadelenin en dibine girmek gerekirmiş… Sonra sonra mücadele ede ede anladık. İste şimdi geldik senin yokluğunu kabul etmeye.
Keşke o kürsüde suratımıza suratımıza bağırsan, ama biz de seni her telefonumuzda karşımızda bulsak. Açıp kazandığın onca davadan sonra TCDD’nin avukatlarının, maaşlarını hakketmek için daha fazla çalışmaları gerektiği aşikâr…
Peki biz ne yapacağız Soner?
Her umutsuzluğa düştüğümüzde bir iki paragraf yazısıyla kim kamçılayacak bizi, kim yeni yeni ufuklar açacak önümüzde, tüm yaşamını bu sendikaya adamış kaç kişi kalacak? En güvendiğimiz adamlar bir bir giderken? Seni uğurlamaya bile gelememenin derdini kimler yazıya dökecek?
Güle güle alt devrem… Yattığın yer incitmesin seni.
10 Ekim’de kaybettiğimiz her yoldaşa selam söyle, emanetiniz emanetimizdir. Demiryollarının her bir santimini kurtarmadan mücadeleden havlu atmak yok. Her tür eylemle, dayanışmayla, inatla bu kurumu ve çalışanlarını güneşli güzel günlere çıkaracak, mücadeleye devam edeceğiz.
Sizsiz nasıl olacaksa artık…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!