Murat Gülsoy
Roman, orta yaşlarda, kafası karışık ve mutsuz bir yazarın, bir gün sivil polisler tarafından gözaltına alınmasıyla başlıyor. Kitap boyunca Murat Gülsoy’un sanat anlayışını oluştururken beslendiği ve önemsediği Oğuz Atay, Tanpınar, Orhan Pamuk, Borges gibi yazarların isimleri sıkça telaffuz ediliyor. Kitabın yazar karakteri bir zamanlar yaşadığı “gerçek”liği hatırlayıp, bir “rüya”lar aleminde o gerçekliği yeniden anlamlandırıyor ve “yazar” olduğu için, bir kurmaca dünya içinde tüm bunları yeniden üretiyor. “Yazar”ın okuma evreni de kitaplar arası/ metinler arası zengin geçiş alanları sunmuş okura.
Tanpınar’a gerçek bir saygı duruşu var romanda. “Zaman”la problemi olan bir romanın Tanpınar’ı pas geçmesi elbette düşünülemezdi. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Yaz Yağmuru, Acıbadem’deki Köşk, Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Huzur, “Ne İçindeyim Zamanın” şiiri…
Murat Gülsoy kurmacayı gerçeğe dönüştürmekte becerikli. Ve kendinden önceki edebiyatçılara kitaplarında, özellikle de Baba, Oğul ve Kutsal Roman kitabında göndermeler, anmalar, anlam yüklemeleri çok iyi biliyor.
Kitap, temelde nasıl roman yazılır üzerine yarı deneme, yarı kurmaca bir metin tadı verdi bana. Mizahı tadında, dili güzel, zaman zaman ilginçleşen bir metin…
Defalarca belirttiği gibi yazarken yaşanan, yaşarken yazılan bir kitap bu. Ne içindeyim bu kitabın, ne de büsbütün dışında…
250 sayfalık bu sürükleyici romanı iki gün içinde bir solukta okudum. Son 50 sayfayı biraz sıkıcı ve donuk bulsam da kitabın geneliyle ilgili olumlu düşüncelere sahibim. Bir kere Murat Gülsoy dili çok ustaca kullanıyor. Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler sayfalara nasıl dönüşüyor hiç anlamadan bitiveriyor kitap. Yazarın bahsettiği hikayenin bir yere varacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü bütün roman bir meta kurmaca; hikayenin tamamı başka bir hikaye.
“İnsanlara beklediklerini vermekten vazgeçmeliyim. Nasılsam öyle davranmalıyım. Başkalarına göre davranmaya başladığım anda hayatla bağımın inceldiğini, yaşanan ânın derinliğinin kaybolup iki boyutlu bir hâl aldığını hissediyorum. O yüzeyin üzerinden kayıp giderken kendimden uzaklaşıyorum.”
Roman postmodern edebiyatın toplumsal hayat, tarihsel gerçekler ve gelecek duygusundan uzaklık başta olmak üzere tüm kısıtlarını/sakatlıklarını taşıyor elbette. Ancak bu özelliğine de uygun olarak eğlencelik, şaşırtıcı bir metin olduğunu rahatlıkla belirtebilirim.
Keyifli okumalar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!