Kadın katillerine ve çocuk istismarcılarına verilen cezalarda ardı ardına indirimler yapılmaya devam ediyor. Bugün de 23 kere şikayette bulunduğu eski eşi Yalçın Özalpay tarafından katledilen Ayşe Tuba Arslan’ın davası vardı. 11 Ekim 2019 tarihinde Eskişehir’de katledilen Arslan’ın davasının istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi katilin cezasında “haksız tahrik indirimine” gitti.
Mahkeme, savcının mütalaası doğrultusunda karar vererek, Yalçın Özalpay’ın Ayşe Tuba Arslan’ı kesici aletle 15 kez yaralayarak katletmesine rağmen, “canavarsa hisle” işlenmediği kanaatine vararak fail hakkında “haksız tahrik indirimi” uyguladı. Ayşe Tuba Arslan’ın ailesinin avukatlarının aktarımına göre bu indirimle ilk derece mahkemesinin Yalçın Özalpay’a verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 24 yıla indi ve infaz yasasıyla birlikte cezaevinde çok daha az bir süre kalacak.
Tuba Erkol’un davasında da aynı yaklaşım!
Aynı yaklaşım Konya’da eşi Tuba Erkol’u çocuklarının gözü önünde 46 kere bıçaklayarak katleden Bekir Erkol için de gösterilmişti. O da 20 Haziran’da görülen duruşmada “canavarca hisle öldürdüğüne dair delil yok” denilerek iyi hal gösterdiğine hükmedilerek indirim almıştı.
Duygu Delen’in katilinin ev hapsi koşuluyla tahliye edilip, tepkiler üzerine yeniden tutuklandığını da eklemek lazım.
Çocuk istismarcısı tarikat şeyhi Meclis’teki 4. Yargı Paketi daha çıkmadan ona sığındı!
Yine Sakarya Akyazı’daki dergahta 12 yaşındaki kız çocuğuna sistematik olarak cinsel istismarda bulunan Fatih Nurullah takma adlı tarikat şeyhi Eyüp Fatih Şağban’a sadece 10 yıl 5 ay ceza verildi! Şağban dün görülen duruşmada “Az bir ceza dahi verseniz benim idam fermanım olacağını belirtmek istiyorum. Meclis’te bulunan yasa teklifinde artık somut delillere dayanmak suretiyle tutuklama mümkün olacaktır. Bu nedenle de ben tahliyemi talep ediyorum” diyerek çocuk istismarcılarının affını da içeren Meclis’teki 4. Yargı Paketi’ne sığınmıştı.
Kadınları bekleyen gelecek!
Örnekler çoğaltılabilir. Bunlar, kadınların onlarca yıllık mücadelelerinin kazanımı olarak resmileştirdikleri ve şiddetin-cinayetin esas nedenini cinsler arası eşitsizliğe dayandırıp bu konularda devletlere sorumluluklar yükleyen İstanbul Sözleşmesi’nin bağlayıcılığının 1 Temmuz’dan itibaren kalmayacağı koşullarda ardı ardına yaşanan 3 gelişme.
Bu koşullarda defalarca koruma talebiyle başvuru yapan kadınlara “fiziki zarar olmadıkça koruma veremeyiz” diyen savcıların, hakimlerin başka türlü davranmalarını beklemek zaten abes olur. İstanbul Sözleşmesi’nin bağlayıcılığının olduğu koşullarda buna uymayan resmi yetkililerin bundan sonra nasıl hareket edeceklerini öngörmemek mümkün değil.
Tayyip Erdoğan’ın uluslararası kamuoyuna pek demokrat, kadın haklarına duyarlı mesajı vermek için kadın örgütleriyle fotoğraf vermeye çalıştığı, neyse ki sadece kendi organik örgütlerinin katıldığı, ama onların bile “İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kötü oldu” dedikleri koşullarda kadınlar için bundan sonrasının nasıl seyredeceğini gösteren çarpıcı gelişmeler bunlar.
Sistem kadınların öz örgütlenmelerini yaratmasını zorunlu kılıyor!
Kadınların artık devletin kurumlarından koruma, katillere-şiddet faillerine-çocuk istismarcılarına ceza beklemeleri tümden imkansız hale gelmiş durumda. Devlet ve sistem düşmanı ilan edilerek kadın katillerinin, şiddet faillerinin önüne atılacakları bu koşulların, sistemin dışında yaratılacak öz örgütlenmeleri zorunlu kıldığını, sistemi belirli tarihsel kazanımları yeniden tanımaya zorlayacak olanın da bu olduğunu apaçık gösteriyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!