Sürgün olmuş bir ailenin kızı… anasının Zere’si, babasının kara gözlüsü, yeğenlerinin Mete’si… Herkesin kendi içinde barındırdığı bu kadının öyküsünün yükü ile Murat ile buluşmamız neredeyse yarım yüzyıl öncesine dayanıyor.
Göçün savurduğu ailenin farklı yana düşmüş kuşaklarıydık. Katliamlardan, yokluktan, yok sayılmış bir coğrafyanın; Türkiye’nin diğer yanlarına dağılmış bir ailenin halası olan Zere’nin öyküsünün içindeydik.
Onu ‘seferberlik’ ile cümlelerine başlayan dedemin çocukken anlattığı hikayelerden duymuştum. “Saçları belindeydi halamın. Alişer dedem ona annesinden yadigar gümüş kuşağı takmıştı. Evin son kızıydı. Bütün köylerin önünden geçerken saygıyla eğildiği Alişer’in kızı, evinde çobanlık eden Erzincanlı bir genci sevmiş. Biz çocuktuk. Babam karşı çıktı. İnatçıydı. Öyle hatırlıyorum, ona kimse engel olmazdı. O da kaçtı. Önce bir üst köye ardından Erzincan’a gitmişler. Evde onun adını bile anmayı yasakladı” dediği halasının öyküsünü böyle anlatırdı dedem.
Yıllar sonra kendisi büyüyüp çoluk-çocuk sahibi olduğunda içinde kalan bu yaranın ardından gidip onu buluyor. Halanın bulunmasının ardından büyüklerin bir kısmı yıllar içerisinde bağlarını korumuş ama bir sonraki kuşakların birbirlerinden dahi haberi yoktu.

Murat Dil, 1996’da tutuklanıp TİKB (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) davasından 33 yıla mahkum edilmiş, kaldığı Sakarya Cezaevi’nde Hepatit tedavi edilmediği için karaciğer kanserine yakalanmıştı. Hastalığının ilk belirtileri Sakarya’da başlamıştı. 1999’da Gebze Cezaevi’ne nakledildikten sonra hastalığın ilerlemeye başladığını duyuyorduk. O aralar Annesi Zöhre Bad ile tanışmıştık. Hasta tutsaklara dönük uygulamalar o sıralarda da ağırlaşırken ÖMP (Özgürlükler İçin Mücadele Platformu), Murat örneğinden hareketle sağlık sorunu olan tutsaklar için 2000 yılının bahar aylarında bir kampanya başlattı.
O dönem Murat Dil nihayet Bayrampaşa Cezaevi Hastanesi’ne getirilmişti. Kampanya’nın talebi ‘hasta tutsakların cezalarının CMUK’un 399. maddesi gereğince ertelenerek tedavileri için serbest bırakılmalıydı.’
Avukatların tahliye başvuruları o güne kadar yanıt bulamazken ÖMP, basın ve kamuoyunu harekete geçirmek için Zöhre Bad’la birlikte kapıları çalmaya başlamıştı. Haftalık toplantılar yapılıyor, çalınacak kapılar listeleniyordu. Tabipler Odası, İHD, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İstanbul Barosu, milletvekilleri,Gazeteciler Cemiyeti, Cumhuriyet gazetesi binası, Hürriyet…. İsim, isim gazeteciler… Çalınan her kapıya gidilirken ÖMP’nin o dönemdeki başkanı Zöhre Bad’a eşlik ediyordu. ‘Bir an önce tahliye olsun…’ diye çoğalarak yolları arşınladık. Çalınacak her kapının önünde olmayı görev bilmiş Zöhre Bad, gazetecilerin ardı ardına sıralanan soruları karşısında, sadece oğlunun değil tüm hasta tutsakların serbest bırakılması talebini dile getiriyordu.
Anne Zöhre Bad Erzincanlıydı. Yıllar önce İstanbul’a göç etmiş ve 33 yıl önce İstanbul’da dünyaya gelmiş oğlu için gazetecilere yüreğine çöreklenmiş acısıyla, “Oğlum bari evimde, yanımda ölsün…” diyordu. Zöhre Bad’ın bunu sağlamak için başvurmadığı merci kalmamıştı. Bir annenin yakarışı ÖMP’nin yürütmüş olduğu kampanya ile birlikte Ankara’ya kadar uzandı. Savcıların kapıları aşındırıldı… Gitmedik kurum bırakmayan ÖMP bileşenlerinin emekçileri, sonunda o dönem bir duvarı yıkıp Murat’ın tahliyesini sağladı.
Galata Kulesi’nin dibinde bir hastane odası, beyaz çarşafların içerisinde kocaman kara gözler. Daha o ölüme gözlerini yummadan tutuklanacak olan hemşire bir yoldaşı bir an olsun başından ayrılmazken, doktorların en fazla bir ay ömür biçtiği Murat artık dışarıdaydı. Yaşamasına dair çok umut yoktu gerçi fakat o hasta yatağında cezaevinde tedavisi yapılmayan hastaların sembolü olmuştu.
ÖMP, kampanyaya katkı sunan tüm kurumları ziyarete devam ederken, kurumlar, gazeteciler, insani değerlerini gömmemiş olan aydınlar bu kez Murat’ın hastane odasında “sağlık sorunu olan tutsakların serbest bırakılması talebi”yle buluşuyordu. Murat sadece ilerici kamuoyunu birleştirmemiş, her biri bir yana dağılmış aile bireylerini de hastane bahçesine toplamıştı. Göç ve sürgünden yer değiştirmiş Zere’nin Erzincan’a uzanan belindeki kuşağının parçasıydı Murat.
Tahliyesinin üzerinden daha bir ay geçmemişti. Hastane bahçesi ve odası toplumsal sorunların tartışıldığı, çözüm için adım atanların odağı olmuşken Murat’ın annesinin doyamadığı gözleri sonsuzluğa kapandı. Kuşağıyla sevdasının ardından giden bir kadının ardılı Murat, o dönem başta annesi Zöhre, çoğunluğu kadınlar tarafından yürütülen bir kampanya sonucu özgürleştikten sonra son yolculuğuna giderken daha sonra gelecek kanlı bir katliamın önlenmesi için yürütülen F Tipi Cezaevleri Kampanyası’nın öncüsüydü.
Bir yoldaşı
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!